SAKLI BİR MAVİ – FAVIGNANA ADASI

00

Güneşin iç açıcı şarkılar söylediği ılık bir sabah. Bal gibi damlıyor yollara, ağaçlara ve sıcaktan içine kapanmış çiçeklere. Bir yanımızda uzanan uçarı denizin üzerinde parıldıyor. Trapani sokakları kalabalık, hareketli. Uzun bir yoldan ilerleyip, solumuzdaki sapağı ararken, 2 günlüğüne arabamızı bırakacağımız otoparkı nihayet buluyoruz. Yanımıza sadece birkaç eşya alıp, Favignana feribotunun yolunu tutuyoruz. Okumaya devam et

VİYANA’NIN KAFE KÜLTÜRÜ VE SEVDİĞİM KÖŞELERİ

00

İhtişam ve büyüklükte birbirleriyle yarışan binaların arasında bir sokak gölgelere teslim olmuş. Yukarıda belli belirsiz bir güneş. Üşüyorum. Üşüdükçe ellerimi ovuşturup dudaklarıma -biraz olsun ısınsın- diye götürüyorum. Bu defa da gözlüklerim buhar yapıyor. İleride, geniş pencerelerinden içerisi yer yer loş ve karanlık gözüken, yarım perdeli bir kafe. Kafe dışarıdaki bütün mavi soğukluğa inat, sımsıcak sarı rengiyle çağırıyor beni içeri. Okumaya devam et

SİCİLYA ADASI HİKAYELERİ

00- ana fotolar (1)

Sicilya’ya, İstanbul’dan arabayla 3 gün süren bir yolculuk sonunda varacaktım. Karşılaşacağım adanın, gerçeklikten öte; biraz da kafamdaki imgelerle var olacağını biliyordum. Gitmeden önce Sicilya’ya dair o kadar çok film izlemiş, bir kısmı ürkütücü hikayeler okumuş, sayısını hatırlamadığım kadar çok resme bakmıştım ki… Tarihinden Sikellerin, Arapların, Romalıların, Yunanların, Bizanslıların, Normandiyalıların ve daha birçok devletin geçtiğini öğrendiğimde, buranın, aslında bir ada olmanın ötesinde bir ülkeyi anımsattığını anlamıştım. Gideceğim yer, denizin üzerinde yükselen sınırsız bir var olma arayışıydı. Savaşla, acıyla, ateşle, suyla, dikenle ve kumla var olan bir arayış. Okumaya devam et

ÜRDÜN // ÇÖLDE UYUMAK

01-s02-s

Turuncu
Kumdan tepeleri aşarak, nefes nefese geçtiğim yerlerde ufuk çizgisini arıyorum. Koyu portakal rengine dönmüş, gittikçe ısınan göğün altında, kahve tozunu andıran kum yığınlarının arasından geçiyorum. Ayakkabım, saçlarım, tırnak diplerime kadar kumla kaplıyım. Dişlerimin arasında çıtırdayan kum tanelerinin sesini duyuyorum. Bedenim kumla kaplandıkça, ruhum ufuk çizgisine sanki yaklaşıyor.

Biraz yorgun ve çokça suskunuz. Sessizliğin ses olduğu yerdeyiz; çölün ortasında. “Çölde Çay” filmindeki karakterler gibi, az ama öz konuşmaya gayret ediyoruz. Gölgelerimiz, bakır gibi parlayan koca bir kayanın önünde iyice büyüyüp devleştiğinde ufuk çizgisini görüyorum. Bir çınar ağacı bulsam da gölgesinde gövdesine yaslansam…

Önümden üç deve geçiyor, ikisinin üzerinde beyaz uzun giysiler içinde şaşkın suratlı çocuklar. Sanki büyüyüp, iyice olgunlaşıp sonra yeniden çocuk olmaya karar vermişler. Alınları açık, saçları siyah, gözleri büyük insan. Kaya parçalarının tuzak kurmak istercesine gizlendiği kumlu bir yokuştan inip, develerin yanına varmak istiyorum. Ama yakın gözükmelerine rağmen aslında çok uzaklar. Develer ve insanlar.

Okumaya devam et

BENİM MEKSİKO ŞEHRİM: İZ BIRAKAN ANLAR VE MEKANLAR // BÖLÜM II


20-s.jpgSabahın erken saatleri, Meksikalıların üzerlerine ince montlar geçirip evden çıktıkları, hızlı adımlarla iş yerlerine ilerlerken manav, abur cubur satan tezgâh ve kafe girişlerinde bekleyen görevlilerle selamlaştıkları saatler. Havanın serin, kuşların yeni yeni cıvıltısını duyabildiğim. Yolumun üzerinde, günün bu saatinde niçin kepenklerini açtıklarını anlamadığım biracılar, barlar da mevcut. Günün hangi saati olursa olsun istisnasız içeriden içki kokularının geldiği, yüksek taburelerde oturanların dirseklerini bar tezgahına dayayıp, barmenlerle sohbet ettikleri bu mekanlar da sabahın ilk saatleri sakin ve yalnız gözükse de yakında misket limonu, bira ve tekila kokularıyla dolacak.

Okumaya devam et

BENİM MEKSİKO ŞEHRİM: TANIDIK VE YENİ DUYGULARLA // BÖLÜM I

01-s.jpg

Bir yeri çok sevmemin nedenini çoğunlukla orada karşılaştığım tanıdık hisler, mekanlar ya da yüzlere bağlarım. “Burası aynı İtalya!” dediğim bir sokağın, Ayvalık’ın arka sokaklarını bana hatırlatan ya da yıllardır yaşadığım şehir olan İstanbul’u yer yer çağrıştıran şehirlerin hepsi bende, tanıdık, sıcacık ve oraya yeniden gelebileceğim sinyalini veren bir his uyandırır. Meksika seyahatine karar verdiğimde ise “yabancı” hislerle yola çıkıyorum. Bu ülkenin kültürüne, şehirlerine, sokaklarına, yemeklerine kendimi biraz yabancı hissetsem de Meksika’nın içimi ısıtan o tanıdık duyguları karşıma bir sürpriz gibi çıkaracağını da içten içe seziyorum. Okumaya devam et

BİR KENTİ DÜŞLEMEK: VENEDİK

01-s.jpg

Yola çıkmadan önce bir bir sokaklarını düşlüyorum. Kapıları yosun rengi nehre açılan zarif evleri, gondollarla altlarından geçilen yaşlı taş köprüleri, içine kapanık avluları, sırlarını hemen açığa çıkaran; konuşkan mini meydanları, gösterişli şapka ve fularlarıyla, şıkır şıkır Venediklileri ve meydanda her sabah aynı saatte sözleşmiş gibi toplaşan güvercinleri hayal ediyorum.

Bir çay masası etrafında toplanıp, Proust’tan Albertine’in hikayelerini, Bellini’den Doğu yolculuğunu, Maria Callas’tan Hotel Danieli’de nasıl aşık olduğunu, Casanova’dan kuralları çiğneyip, nasıl “ahlaksız” biri olunabileceğini ve nasıl Doge’s Palace’tan kaçtığını, Hemingway’den Harry’s Bar’ın öğle yemeği saatinde anlatacaklarını ve Cipriani’de yazdığı hikayeyi dinlemek ister gibi, öyle hayalperest bir coşkuyla yola çıkıyorum. Okumaya devam et

KÜBA // Hissettiğim ve Gördüğüm

01.jpg

13 yaşındayken ailem; “Sana artık bir genç odası takımı alalım.” dedi. Yeni mobilyalar gelir gelmez, odamın duvarları ve dolabımın kapaklarına poster bakmaya başladım. Çeşitli sanatçıların posterleri dışında, dolabın kapağına astığım bir poster daha vardı. Atlas Pasajı’ndan aldığım; kıpkırmızı bir poster. Üzerinde Ernesto Che Guevara’nın bütün bir fotoğrafın içinden kesilip, büyütülen ve sonra tüm dünyaya yayılan meşhur portresi, onun tarafından söylenmiş bir cümle ve altta imzası yer alıyordu. Okumaya devam et

TAYLAND SEYAHAT PLANI VE İPUÇLARI

01.jpg

Bangkok’ta İnsan ve Nesne Manzaraları yazısını okuyabilirsiniz.
Bangkok Gezilecek Yerler için bu yazıyı okuyabilirsiniz.

Güneydoğu Asya denildiğinde aka ilk gelen ülkelerden biri Tayland. Kültürel ve plaj turizminin yoğunlukta olduğu ülkede seçeneklere bakarak üçe bölmemiz doğru olur: Kuzey Tayland-Orta Tayland ve Güney Tayland (adalar).

Genelde kültürel ve doğa tutkunlarının tercihi kuzey oluyor çünkü bu kısımda eskiden günümüze ulaşan kabileler -birçoğu sadece turizm için devam etse de- yüksek dağlar, doğa harikaları ve etkileyici manzaralar var. Ortasında yer alan başkent Bangkok ise hem farklı milletlerin sosyolojisini tek seferde görmek, hem dinden çok artık kültürel bir sembol haline gelmiş olan Budizm’i yakından gözlemlemek ve yemek kültürünü keşfetmek isteyenler için ideal. Güneyinde yer alan adalar da, deniz-kum-güneş ve sualtı hayal edenlerin vazgeçilmezi. Okumaya devam et