Akreple Yelkovanın Birbiriyle Yarışmadığı Mahalle: Sığacık

01.jpg

İzmir’in herhangi bir bölgesine gittiğinizde nefesinizin, adımlarınızın yavaşlaması ve o yerden benzer hislerle ayrılmanız mümkün. Sığacık’ı farklı kılan nedir tam olarak adlandıramasak da; küçücük bir mahallenin bize sunduğu huzur, yavaşlık, tazelik ve maviliğin bir arada olması, burayı sevmemizdeki en büyük sebep. Daracık sokaklarında gezerken, beyaz evlerinin tepelerinde açmış kadife dokulu güllere bakarken, pazarlarından taze meyve sebze alırken, yerli halkının iç ısıtan Ege şivesiyle dudaklarından dökülen kelimeleri dinlerken insanın içi katıksız mutlulukla doluyor. Okumaya devam et

Reklamlar

Thassos – “Mutluluk” Adası

01-s.jpg

Yunanistan sevdası içimde git gide büyüyor. Bilinçsizce âşık oluyorum buraların ruhuna. En sevdiğim köyler Rum köyü çıkıyor. Aklımdan hiç gitmeyen melodilerin Yunan ezgileri olduğunu fark ediyorum. Ailecek yolculuklara çıktığımız çocukluk günlerimde, arabada çalan Zülfü Livaneli şarkılarının buralardan beslenerek geldiğini yeni öğreniyorum. Başka bir şey yemesem, sadece “meze ve Ouzo” ile hayatın geçebileceğine inanıyorum. Sonra bir gün, Zagreb’de kaldığımız evin sahibi “hadi sizi bir yere götüreceğim” diyor. Geldiğimiz yer Ayvalık’ın antika pazarına benziyor. Bu pazarda gezerken, tozlu bir plak seçiyorum. Sebebini bilmeden “işte bunu almalıyım” diyorum. Üzerindeki yazıları İbranice sanan satıcıya “hayır, Yunanca olmalı” diye itiraz ediyorum. Kapağında, hüzünlü gözlerle bakan bir kadının siyah beyaz ve grenli bir fotoğrafı bulunan plağını pikaba taktığımda “Haris Alexiou” olduğunu anlıyorum. Meğer bilmediğim bir şekilde, geçmişimde hep O’nun melodileri varmış. Ta Tsilika albümünden anlamını hiç bilmediğim sözler, çok tanıdık gelen tınılara karışırken, sadece mutluluğun ve katıksız huzurun olduğu yere doğru yola çıkıyoruz. Okumaya devam et

Ege Zamanı: Ayvalık & Cunda Adası

foto7.jpg

Ayvalık denilince gözümde, kocaman bir portakal görünümünü andıran gün batımı canlanır. En güzel gün batımlarını Ayvalık’ta yaşadığımdan burayı turuncudan ayrı düşünmem imkansızdır. Dar sokaklarında tarihi yolculuğa çıktığım anlar, şahit olduğum manzaralar, sıcak insanları, her köşe başında karşıma çıkan mahalle kahveleri ve lezzetli yemekleri ile Ayvalık; kalbimin daima Ege’de kalmasını sağlayan yerlerin başında gelir.

Ayvalık’a çok yakın olan Cunda (Alibey) Adası’nda da yazın ılık hisleriyle karşılaşmak mümkün. Midilli ruhu sinmiş bu huzurlu adanın sokakları, sırlarını size bir bir verir. Ev önlerinde oturmuş yaşlı teyze ve amcalardan hikayeler dinlerken, siz de o hikayelerin bir parçası olursunuz. Burada her şey, olması gerektiği gibi değil; olduğu gibidir ve samimidir. Okumaya devam et

ANİ HARABELERİ – ÇILDIR GÖLÜ VE ŞEYTAN KALESİ

21.jpg

Ani Harabeleri’nde gün doğumu yaşamak istediğimizden, Kars Taksi’den Kadir bizi sabah 6:30 gibi hotelimizden alıyor ve mavi ile turuncunun buluştuğu saatlerde yollara düşüyoruz. Bu esnada sohbet etme fırsatı da elde ediyoruz. Kadir 24 yaşında, genç yaşına çok şey sığdırmış biri. Bütün gün arı gibi vızır vızır çalışıyor. Bizi gezdirmediği sürelerde de, bir sürü mekan önünde arabasına denk geliyoruz ve neredeyse Kars’taki herkesi tanıdığını görüyoruz. Kars merkezde de turlar düzenliyor. Eliyle koymuş gibi her noktayı buluyor, bu şehri avucunun içi gibi biliyor. “Peki mutlu musun Kars’ta yaşamaktan?” diye sorduğumuzda “Evet, seviyorum bu şehri… İstanbul’da da bir süre çalıştım, bir tuğgeneralin şoförlüğünü yaptım. Zor bir şehir, trafik de kötü. Burada her şey daha güzel” diyor. Okumaya devam et

KARS – SOĞUK YERYÜZÜ CENNETİ

01

Orhan Pamuk’un “Kar”ında geçen Kars görüntülerini, bu şehre dair betimlemelerini ezberime kazıyorum:

“Dünyanın merkezinden o kadar uzaktılar ki, kimse oraya gitmeyi sanki aklından bile geçirmiyor, bu da dışarıda havada asılı durur gibi yağan kar tanelerinin de etkisiyle, insanda yerçekimi dışında yaşadığı izlenimini uyandırıyordu.”

İçinde Kars’tan insan hikayelerinin olduğu, karlı kış filmleri izliyorum. Arka fona Tigran Hamasyan’ın Kars1 şarkısını açıyorum. Şarkı aktıkça, Doğu Ekspresi rayları üzerinde ilerler gibi hissediyorum. Artık bembeyaz karın dondurucu etkisiyle yüzleşmeye, sonsuz Çıldır Gölü’nde atların izlerini takip etmeye ve üç güne sığdırabildiğim kadar hikâye sığdırmaya hazırım.

—— KARS VİDEOSU (tıklayın) —— Okumaya devam et

Datça Keşif Rehberi

datca2

İnsanın canı her mevsim biraz huzur çeker. Öyle anlarda kendimizi yaşadığımız şehirden biraz uzaklaştırarak, Ege’nin veya Akdeniz’in maviliğine kapılıp yola koyuluruz. Gideceğimiz yerde kafamızı dinlemek, kendimizle baş başa kalmak, sahilde kitap okurken ya da arka sokaklarda gezerken sessizliğin ve huzurun hakim olmasını isteriz. Bütün bunları bir arada bulabileceğiniz, diğer “yaz beldelerine” kıyasla daha sakin olan bir yer Datça. Her mevsimin tadı ayrı güzel olan Datça’ya, ister yazın ortasında güneş dağ eteklerini kavururken, ister sonbaharda yapraklar dökülürken gidin, dönerken içinizin huzurla dolacağından emin olabilirsiniz. Okumaya devam et

Datça’da Bir Gün

15884223449_b04b97d2d2_o
Deniz kenarında yer alan kafelerin birinde oturuyorum. Deniz ara ara köpürüyor. Yazın aksine, durgun olan deniz başka türlü dans ediyor şimdi. Sokaklar boş ve kaldırımdan geçen insanların hemen hemen hepsi kafalarını kaldırıp kafelerin içlerine bakıyor. Karşı masada, orta yaşlarında iki kadın arkadaş, emlak ilanlarına göz gezdiriyorlar. Belli ki İngiltere’den gelmişler. Kırık Türkçeleri ile bir şeyler anlatıyorlar garsona. Okumaya devam et

Barbaros Bağ Evi

 

foto2
Üzüm bağlarıyla çevrili, çevresinde gözü yoran hiçbir şeyin olmadığı, sakin huzurlu bir yer Barbaros Bağ Evi. Sadece görüntüsüyle bile çok şey anlatsa da; bu bağ evinin kuruluşunu, geçmişini ve bugününü detaylarıyla dinlemek bu yeri daha da anlamlı kılıyor. Öyle ki; bir an önce yaz gelsin de kanola çiçeklerinin sarısını, şarabın kırmızısını ve Barbaros’un o huzurlu havasını bir daha yaşamaya gelelim diye gün sayarken buluyorum kendimi. Okumaya devam et