ÜRDÜN // ÇÖLDE UYUMAK

01-s02-s

Turuncu
Kumdan tepeleri aşarak, nefes nefese geçtiğim yerlerde ufuk çizgisini arıyorum. Koyu portakal rengine dönmüş, gittikçe ısınan göğün altında, kahve tozunu andıran kum yığınlarının arasından geçiyorum. Ayakkabım, saçlarım, tırnak diplerime kadar kumla kaplıyım. Dişlerimin arasında çıtırdayan kum tanelerinin sesini duyuyorum. Bedenim kumla kaplandıkça, ruhum ufuk çizgisine sanki yaklaşıyor.

Biraz yorgun ve çokça suskunuz. Sessizliğin ses olduğu yerdeyiz; çölün ortasında. “Çölde Çay” filmindeki karakterler gibi, az ama öz konuşmaya gayret ediyoruz. Gölgelerimiz, bakır gibi parlayan koca bir kayanın önünde iyice büyüyüp devleştiğinde ufuk çizgisini görüyorum. Bir çınar ağacı bulsam da gölgesinde gövdesine yaslansam…

Önümden üç deve geçiyor, ikisinin üzerinde beyaz uzun giysiler içinde şaşkın suratlı çocuklar. Sanki büyüyüp, iyice olgunlaşıp sonra yeniden çocuk olmaya karar vermişler. Alınları açık, saçları siyah, gözleri büyük insan. Kaya parçalarının tuzak kurmak istercesine gizlendiği kumlu bir yokuştan inip, develerin yanına varmak istiyorum. Ama yakın gözükmelerine rağmen aslında çok uzaklar. Develer ve insanlar.

Okumaya devam et

ortadoğu

ortadogu

Ortadoğulu olmanın verdiği bir sorumluluk duygusuyla, bütün mutlu duygularımızı bastırdık ve çok mutluyken bile her an, yeniden mutsuz olabiliriz diye kaygılanırken o mutlu anların içinde var olamadık. Gülmek, anı yaşamak, gezmek, yalın ayak çimenlere basmak “çok” oldu. Dolunayı izlediğimiz her an, keyiflenip bir şişe şarap açacakken tarih çıktı karşımıza, tadımız kaçtı. Ölüm kültürü öyle bir işlendi ki bu topraklara “keyiflenmek” ve hatta belki de en temel duygulardan biri olan “mutluluk” çok görüldü. Kahkaha attığımız her an “şşş yavaş gül” uyarılarıyla karşılaştık. Ne zaman güzel bir an’ı paylaşacak olsak “nazar değer” diye, çok da ballandırmadan anlattık. Mutlu şarkılar dinleyerek büyümedik. Anlamlarını bilmesek dahi ölüm ve melankoli vardı dizelerde. Okumaya devam et