Floransa Sokak Yemekleri

02--ana-foto-s.jpg

Toskana tatları denildiğinde akla ilk gelen şehirlerden biri Floransa. Bunun en büyük sebebi, geleneksel birçok yemeğin bu şehirde günümüze kadar ulaşmış olması. Bu geleneksel lezzetler bazen ‘trattoria’larda ve restoranlarda, bazen de sokaklara kurulmuş ‘kiosk’larda ya da bir penceresi daima sokağa açılan; ‘vineria’larda karşımıza çıkıyor. Her türlü damak tadına hitap eden çeşitlilikteki sokak yemekleri, İtalyanların yemek ve sokak kültürüne yaklaşımını da özetler niteliğinde.

Hayatın, bazen yavaş ve keyifli bir şekilde kalabalık yemek masalarında, bazen de sokaklardaki yemek tezgahları önlerinde aktığını görüyorsunuz. Meydan ve sokaklarda geçen vakit, gündelik yaşamın büyük bir bölümünü oluşturduğundan, sokak yemekleri de sıkça tercih ediliyor.

Bu şehirde ‘street food’ birçok ziyaretçi için ‘fast food’ ya da sadece ‘atıştırmalık’ sayılırken, yerliler için günün önemli bir öğününü oluşturuyor. Bir yandan yemeklerini yiyip, bir yandan şaraplarını yudumlayarak ayak üstü sosyalleşiyorlar. Günün özetini anlatarak başlayan sohbetleri, ellerindeki sandviçi ısırdıkları anda yön değiştirip o an yedikleri yemek üzerinden farklı bir sohbete dönüşüyor. Kısacası sokak yemeği, Floransalılar için ciddiye alınacak bir konu. Okumaya devam et

Thassos – “Mutluluk” Adası

01-s.jpg

Yunanistan sevdası içimde git gide büyüyor. Bilinçsizce âşık oluyorum buraların ruhuna. En sevdiğim köyler Rum köyü çıkıyor. Aklımdan hiç gitmeyen melodilerin Yunan ezgileri olduğunu fark ediyorum. Ailecek yolculuklara çıktığımız çocukluk günlerimde, arabada çalan Zülfü Livaneli şarkılarının buralardan beslenerek geldiğini yeni öğreniyorum. Başka bir şey yemesem, sadece “meze ve Ouzo” ile hayatın geçebileceğine inanıyorum. Sonra bir gün, Zagreb’de kaldığımız evin sahibi “hadi sizi bir yere götüreceğim” diyor. Geldiğimiz yer Ayvalık’ın antika pazarına benziyor. Bu pazarda gezerken, tozlu bir plak seçiyorum. Sebebini bilmeden “işte bunu almalıyım” diyorum. Üzerindeki yazıları İbranice sanan satıcıya “hayır, Yunanca olmalı” diye itiraz ediyorum. Kapağında, hüzünlü gözlerle bakan bir kadının siyah beyaz ve grenli bir fotoğrafı bulunan plağını pikaba taktığımda “Haris Alexiou” olduğunu anlıyorum. Meğer bilmediğim bir şekilde, geçmişimde hep O’nun melodileri varmış. Ta Tsilika albümünden anlamını hiç bilmediğim sözler, çok tanıdık gelen tınılara karışırken, sadece mutluluğun ve katıksız huzurun olduğu yere doğru yola çıkıyoruz. Okumaya devam et

Roma’da Kışın İçinizi Isıtacak Mekanlar

00-genel-foto-s

Roma, şehre yansıyan renklerinin verdiği hisle her ne kadar tam bir yaz şehri gibi gözükse de, kış aylarında Romalıların içlerini ısıtan meydan ve mekanlarıyla bambaşka bir ruha sahip. Biraz soğuk, biraz sakin ama her daim büyülü. Çeşme başları boş ama sabahın ilk saatlerinden itibaren güvercinler yerdeki o su birikintilerinden su içiyor. Sokaklarda, iki bina arasında uzanan yaseminler yerini sarı ışıklı mini lambalara bırakıyor. Yine de ara sokaklarda, selfie çubuklu ve yağmurluklu turistleri, manav alışverişini yapmış; üşümüş ellerinde meyve sebze doldurulmuş keseleri taşıyan yerlileri ve okuldan çıkıp yüksek sesle şarkı söyleyen çocukları görmek mümkün.

Aynı yazın olduğu gibi, güne espresso kokularıyla başlamayı kendine bir ritüel edinen Romalılar, kışı da birbirinden güzel mahalle barlarında, restoranlarda ve hatta yine sokaklarda karşılıyor. İşte o noktalardan bazıları… Okumaya devam et

2016: Şehir ve Sokak Keşifleri

01-lizbon-alfama

Bir şehre gitmeden önce sokak sokak, adres adres gideceğim her yeri araştırır, defterime not ederim. Fotoğraflar bulurum. İnsanları önceden gözüme kestirip tanışma mesajları bile atarım. Benim için önemli olan; bir şehri turist gibi gezmek değil, gerekirse çat-pat o ülkede konuşulan diliyle ya da beden diliyle de olsa insanlarıyla tanışmak, konuşmaktır. Her ne kadar planlı bir gezici olsam da aniden karşımıza çıkan, beklemediğimiz anlarda kaybolarak farkına vardığımız sokaklar da yan masada oturan ve bir merhabayla sohbete başladığımız anlık muhabbetler de daima çok özeldir. Belki de tesadüflere inanmayan biri olarak, en güzel “tesadüfler” plansızca keşfedilenlerdir. Bu yüzden, geriye dönüp şöyle bir baktım ve benim için, 2016’nın “biz planlar yaparken başımıza gelmiş” en güzel, en sürpriz noktalarını yazdım: Okumaya devam et

SONBAHARA VERİLEN BİR MOLA: SIMSICAK LİZBON SOKAKLARI (I)

lizbon1
Lizbon’a uçak bileti almaya karar verdiğimde, arka fonda Madredeus – Alfama çalıyordu. Kafamda ise Lizbon’a dair net bir resim yoktu. Sadece çevremde daha önce Lizbon’a gitmiş olanlardan, “İstanbul’a çok benziyor” gibi yorumlar duyuyordum. Uçağa bindiğimde; gözümün önünde mavi desenli seramiklerle bezeli, biraz İstanbul, biraz da İspanyol ruhu taşıyan bir şehir görüntüsü dönmeye başladı.

Lizbon’a vardığımda gördüklerim ne İstanbulla, ne de İspanya’daki şehirlerle aynıydı. Bu şehir her yerden biraz parça taşıyordu fakat verdiği hisle hepsinden farklı bir tattaydı… Okumaya devam et

ROMA’DA BİR GÜN

foto00
Altı yıl aradan sonra yeniden Roma’dayım. Yazın sıcaklığı ara ara çiseleyen ve hatta günün belirli saatlerinde iyice bastıran yağmurla kesiliyor. Öyle anlarda bile bir kilisenin geniş girişi önüne ya da bir dükkanın kemerinin altına girip insanları izlemek inanılmaz bir keyif veriyor. Bu şehirde sıcaktan yorulmak da, yağmurdan ıslanmak da eşit derecede güzel.

Sabahın erken saatlerinde henüz turistler tarafından akına uğramamış meydanlar, çeşme başları, merdivenler dondurulmuş film sahneleri gibi. Kameraya kötü bir detay girmesi imkansız; her şey oldukça estetik bu şehirde. Birkaç saat içinde kalabalıklaşacak meydanları bu kadar sakin görmek hem şaşırtıcı hem sevindirici. Eski, pürüzlü duvarların yüzeyi de birkaç saat içinde iyice ısınacak. Okumaya devam et

Motorsiklet Günlüğü: Budva ve Kotor

foto1.jpg
Bir sabah, “haydi atlayıp bir yerlere gidelim” diyoruz. “Uzak olmasın, vize evraklarıyla uğraşmak zorunda kalmayalım, hesaplı bir seyahat olsun. Bize verdiği his biraz “İtalya gibi” olsun. Hatta motora atlayıp yollara düşelim”. Bunlara uygun yerleri incelerken karşımıza vizesiz gezebileceğimiz birçok yer çıkıyor. Uzaklığı ortadan kaldırınca elimizde kalan Bosna Hersek’i zaten gezmişiz, Sırbistan’ı da yakında gezeceğiz… O halde, denizin ortasında yer alan ada fotoğrafı ile sıkça karşımıza çıkan Budva’ya; Karadağ’ın çok konuşulan “tatil” beldesine gidelim diyoruz. Okumaya devam et

İtalya’da Yaz

foto5- Roma.jpg
Yazları İtalya kıyıları dışında kalan bölgelerde; çizmenin biraz ortasına ve kuzeyine doğru ilerlediğimizde farklı bir atmosfer görürüz. Yerliler yavaş yavaş kıyı kesimlere ve yazlık evlerine çekilir; bu yüzden sokaklar günden güne sakinleşir. Turistler şapka ve güneş gözlükleriyle şehrin en turistik noktalarına akın etmeye başlar. Aslında o bilindik noktaların biraz dışına çıkıldığında; bir şehri esnaflarıyla, yerel lokantalarıyla ve kalan sakinleriyle beraber yaşamak, gözlemlemek çok farklı bir haz verir insana. Okumaya devam et

İtalyanca “Yaz” Başkadır

foto4 venedik.jpgİtalyanlar yaşamasını, hayattan zevk almasını bilen milletlerin başında geliyor. Boşuna “Dolce Far Niente” yani “hiçbir şey yapmamanın tatlılığı” lafını bulmamışlar. Hayattan aldıkları zevk sanki her şeye yansımış; müziklerine, mimarilerindeki renklere, yemeklerine ve filmlerine… Öyle ki, ne zaman bir İtalyan filmi izlesek ya da İtalyan ezgileri dinlesek sanki bu ülkede mevsim hep yaz, insanlar da hep mutluymuş gibi bir algı oluşuyor kafamızda. Aksi elbette ispatlanır fakat bildiğimiz, hayal etmek istediğimiz gibi bir İtalya hep var aslında.

Yazın gelmesiyle birlikte açığa çıkan coşkumuzu körükleyecek ve belki de bazı şeylere daha olumlu bakmamızı sağlayacak gezi rotalarının başında İtalya kıyıları geliyor. Çünkü bizi orada sevindirecek, güldürecek, hayrete düşürecek ve iç sesimize “aman boşver” dedirtecek bir şeyler daima olacak. Okumaya devam et