“An”lık Gezi Notları

01.jpg

*Ruhumun bir tarafı daima ada, deniz, kıyı. Bir tarafı çıplak dağ, bitkisiz dağ, ağaçsız dağ. Bir de tepe ve uçurum. İçimden doğan güneşim Akdeniz’den yükseliyor ve Doğu’da batıp, yitiyor. Kıyıların yosun kokusu, üzerinde tek bir bitki bitmeyen dağlara vuruyor, hırçın nehirlere karışıyor.

Ege’de kokladığım deniz kokusu, Doğu’nun yakında taşacak olan barajlarında duyuluyor. Aralarındaki mesafeyi silip, bir araya geliyor sular. Denizler, nehirler, barajlar ve dağlar bir araya geliyor. Ve hep bir ağızdan şöyle diyorlar:

“Hayat siz büyüdükçe zorlaşacak. Daha da zorlaşacak. Çok büyümeden çocuk olmayı ve diğer çocuklarla bir araya gelip, hayatı sevmeyi öğrenmeniz gerekiyor. Hatta çok büyümeden çocuk olmayı da ezberlemeniz gerekiyor.” // Ocak 2018 (İstanbul)

02.jpg

*Mustafapaşa Köyü’nden çıkmış, Uçhisar’a doğru yol alıyorduk. Bulutlar iyice koyulaştı, yağmuru beklerken haritalarımız yavaşladı. Durup yolu sorduk ona. Tam “teşekkürler” deyip devam edecekken, arabayı durdurup fotoğrafını çektim. Gülümsedi. Arkasındaki gökyüzünde kıyametler kopacak gibiydi. Acaba kalbinde de kıyametler kopuyor mudur? Kaç yaşındadır? Bir kıza aşık mıdır? Kaç kardeşi vardır? Günde kaç kez çay içer? Eve gidince ilk hangi kanalı açar? // Ocak 2018 (Kapadokya) Okumaya devam et

Reklamlar

Hayatın Sokaklarda Aktığı Bangkok’ta 4 Gün // BÖLÜM II

29-s.jpg

3.Gün

Üçüncü günümüz yağmurlu olduğu için, vaktimizi bol bol mekan gezmesine ve yeni tatlar keşfetmeye ayırıyoruz. Sukhumvit bölgesi mekan açısından çok zengin. Burada yan yana dizili kafeler, barlar, diğer bölgelere kıyasla çok daha şık ve steril olan sokaklar ve devasa alışveriş merkezleri var.

***  Video için tıklayın   ***

30-s-mango sticky rice.jpg

Mae Varee: “Mango sticky rice” – özel pişirme tekniğiyle birbiriyle yapışacak biçimde pişirilen pirinç yanında mango ve coconut sosu- Tayland’ın en ünlü tatlarından. Mae Varee ise tam ayarında olgunlaşmış mangosu ve yanına gelen pirincin ve coconut kremasının lezzetiyle en ünlü yerlerden biri. Birçok yerde denedik ama açık ara en iyisi burasıydı! Denemediğim ama notlarımıza eklediğim bir diğer meşhur “mango sticky rice” ise Sukhumvit Soi 38’deki, tabelasında 38 numarası yazan yemek standı.
Thong Lo 55

Blooming Garden: Ferah, çiçeklerle bezeli bir mekan. Buz gibi bir yaz kokteyli içmek ya da çay yanına kek, pasta gibi şeyler atıştırmak için gelinebilir. Thong Lo 8’deki alışveriş merkezi içinde bulunuyor, terası Sukhumvit sokaklarına açılıyor.
Thong Lo 8 Alley, The 8eight Thonglor, Sukhumvit 55 Okumaya devam et

Hayatın Sokaklarda Aktığı Bangkok’ta 4 Gün // BÖLÜM I

50-s.jpg

00-s

Bangkok’tan İnsan ve Nesne Manzaraları için tıklayın.

Bangkok, yıllar önce bir dergide karşıma çıkan, tek tek okuyup sayfalarını kıvırdığım ama ne zaman gideceğimi kestiremediğim bir şehirdi benim için. 2017 yazına yaklaşırken, ani bir kararla Singapur ve Kamboçya gezimizin arasına sıkıştırılmış, Tayland’ın baş şehriydi. Yabancıydı, merak uyandırandı, karmaşıktı. Gece hayatından, seks turizminden sıkça söz ettiriyor, bol acılı Tay yemekleri dilden dile dolaşıyordu.

Bangkok’a kara sınırından (Siem Reap’ten otobüs ile) giriş yapar yapmaz bende uyandırdığı his: Bu şehrin gerçekten karmaşık, yabancı ve zor bir şehir olduğuydu. Taksicilerin turistleri dolandırma arzusu, dil bariyeri, harflerin bilinmezliği, etraftaki her şeyin kafa karıştırıcı olması…

Peki ilk başta zor gelen, sırrını yavaş yavaş veren ve sonunda sevmek ile nefret etmek arasında bir çizgide kaldığınız bu şehir nasıl bir yerdir?

Okumaya devam et

İSTANBUL SANA GELDİM

foto1.jpg

Ne zaman, hiç kimseye hiçbir şeye dair bir şeyler yazmaya kalksam kelimelerim akıp gidiyor. Çünkü biliyorum ki, kelimeler ancak o zaman tamamıyla özgür. Hiçlik, her şeyi özgür kılıyor.

Bugün, kağıt kalemim yok.

Bugün, hiç kimseye hiçbir şeye dair bir sürü sözcük fısıldıyorum. Bu yüzden sözcüklerimin bir kısmı kayboluyor, bir kısmı ise yarım yamalak ezberimde kalıyor. Bu şehre fısıldadıklarım, hiçlikten çıkıp bir yerlerde, içimdeki her şeye karışıyor. Her şeyle birlikte akıp gidiyor.

Arabayla ne zaman yol almaya kalksam, içimden, kendimle konuşuyorum. İstanbul manzaraları akıp giderken, kafamdan mektuplar yazıyorum. Bana, O’na ya da hiç kimseye. Hiç okunmayacağını bildiğim, bir daha hatırlayamayacağımı bildiğim mektuplar… Okumaya devam et

BİR DOĞU EKSPRESİ YOLCULUĞU: KEMALİYE, DİVRİĞİ VE SİVAS

BÖLÜM II

Taşyol’un Tünellerinden Divriği’ye Çıkan Yollar

yol3-s.jpg

Kemaliye’den sonra Taşyol’un kıvrımlı yollarında ilerliyoruz. Hayatımda gördüğüm en kıvrımlı ve en heyecan verici yollardan biri. Kemaliyeli iş adamlarının ve halkın yardımlarıyla 135 yıllık bir emeğin sonucunda oluşturulmuş bu yol. Karanlık Kanyon ve Karasu Nehri’nin yamacındaki bu yolda giderken, arada durup uçurumdan aşağıya, çağlayan yemyeşil suya bakıyoruz. Kayalıkların arasında birkaç dağ keçisi görüyoruz. Doğanın ilkel güzelliklerini görmenin en güzel yolu Taşyol, o yüzden “iyi ki bu yoldan geçiyoruz!” diye düşünüyoruz. Okumaya devam et

BİR DOĞU EKSPRESİ YOLCULUĞU: KEMALİYE, DİVRİĞİ VE SİVAS

BÖLÜM I

tren2-s

Doğu Ekspresi Bağıştaş durağı

Benim için Doğu Ekspresi, Ankara’dan trene binip saatlerce yol almak ve menzile erişmek değil. Benim için Doğu Ekspresi, alınan yolun, varılacak nokta kadar değerli olduğu bir lirik hayaller diyarı. Hayatta paranteze alınan düşüncelerin bir bir açılıp, gecenin orta yerinde sessizliğe ve raylardan gelen ninni gibi sese teslim olmuşken, tekrardan karşına çıktığı bir yüzleşme yolculuğu. Kendinle baş başa, dört kişilik bir kompartımanda arkadaşlarınla veya onlarca tanımadığın kişiyle bir arada da olsan; daima kendi içine döneceğin ve yalnız kendi sesini en net duyabileceğin bir yalnızlık koğuşu. Sise gömülü dağların arasından, ardı arkası kesilmeyen tünellerin içinden geçerken, anılarına doğru da yol aldığın bir silsile. Saatlerin nasıl geçeceğini yolculuk başında kestiremediğin ama yolun sonuna doğru ‘zamanın su gibi akıp gittiği’ hissine kapıldığın iki düşünce arasında bir yerde var olan Doğu’nun ekspresi. En çok “gitmeyi” sevenlerin ekspresi. Okumaya devam et

KAOS VE TATLARIN PEŞİNDEN: NAPOLİ’DE BİR GÜN

foto15-s.jpg

Saat sabahın 6’sı; hava ayaz, renkler maviye bile dönmemiş henüz. Çalan saatin alarmıyla karanlık bir gökyüzüne uyandıktan sonra; önce gri, biraz sonra alacalı mavi ve son olarak da hafif turuncu bir renkle iç içe geçmiş bir gün uzanıyor önümde. Son anda, ani bir kararla Napoli’yi dahil ettiğim birkaç günlük gezimizde, bir sabah erkenden uyanmak ve Roma’nın sokaklarında sadece bir iki kişiyle birlikte yürümek de varmış tesadüfler zincirinde. Serçelerin konup, hiç hareket etmeden durdukları yol taşlarına bakıp, bir iki güne geri geleceğim Roma’ya veda edip, hızlı adımlarla ana caddeye çıkarak; 64 numaralı otobüsü yakalamak ve Termini’ye gitmek de… Okumaya devam et