Tuzlu Su

tuzlu su.jpg
Yazın kelimelerle anlatılamayacak şekilde güçlü ve ılık hisleri vardır. Sadece yaşanıldıkça anlam kazanan ve bir salgın gibi önce tüm vücuda sonra da ruha ve düşüncelere yayılan ılık hisler. İçi ısıtan, kanı önce hızlandıran sonra yavaşlatan…

Öyle anlarda uzaktan geçen bir tekne umut olur, çalan müzik eskimemiş ama biraz yaşlanmış anılara seni geri götürür, cırcır böceğinin sesi hoş gelir, güneşin yakıcılığı ve denizin kokusu birleşir teninin kokusu olur. Teninin tadı ve özü tuz olmuştur. Hatta bütün bedenin tuzdandır artık. Okumaya devam et

Gelincik Apartmanı

000061
En son ne zaman bir yeri büyük bir özlemle, yavaş yavaş ve yeniden sevebildiğimi hatırlamıyorum. Yıllar önce sevmiş, sonra nefret etmiş ama sonra yeniden hatırlayıp, sevmeye başlamış olmak biraz hüzünlü bir durum. Hatta biraz da kendini yaşlanmış hissettiriyor insana… Okumaya devam et

yine yol

foto1leica[Yol]      
Yeni yol demek; yeni menzil, yeni nefes, yeni düşünceler ve anılar demek. Mevsimin önemini gözetmeksizin alınacak yolun seni içinde bulunduğun andan koparıp yeni bir var oluş nedenine salması, belki de yenilenmenin en kolay, en yalın halidir. Okumaya devam et

yabancı

29En soğuk kışlardan birini yaşıyorduk. Yazın başından sonbaharın sonuna kadar İstanbul’a akın eden yabancı turistler azalmaya, mekanların önüne konulan masa ve sandalyeler kaldırılmaya, yollar her geçen gün biraz daha boşalmaya başlamıştı. O’nu ilk kez ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum. Okumaya devam et

anlık

wolfgangsee15:34, Çukurcuma
Kafamı dayadığım pencerenin ardından blender sesleri geliyor. Panca, havuç, portakal ve zencefillerin ezildiğini hissedebiliyorum. Sağ tarafımda oturan kadınlar senaryo yazarlığı üzerine konuşuyorlar. Solumda oturan çocuk Fransızca bir şeyler anlatıyor. Onun çapraz masasında oturan sarışın aile ise güneşe yüzlerini dönmüş bir şekilde susmayı tercih ediyor. Bir süre daha izlemeye devam ediyorum.  Okumaya devam et

bir istanbullu geceyi sevmesini bilir

bir-istanbullu-geceyi-sevmesini

İstanbul’u özlemek: Bir gece vakti sıcak evini bırakıp, rüzgarını arkana alarak, yollara koyulmak ve arka sokakların gizemini çözmeye çalışmaktır. İstanbul’u özlemek için O’nu terk etmek de gerekmez, şehrin tam merkezindeyken bile aniden özlersin. Karanlığını, soğuğunu, pisliğini, karmaşıklığını iyice kanıksadıysan, yara izlerini ezberlediğin bir sevgili gibidir artık. Her şeye rağmen ve her haliyle sevilendir. Vazgeçsen ya da terk etsen de olmaz, birlikteyken de çoğu zaman anlaşmazlığa düşersin. Yine de bu şehir senindir ve gittiğin her yerde arkandan gelecektir. Okumaya devam et

İç ses

ic-ses

Hayatıma dönüp baktığımda içimden geçen seslerin, dışıma yansıyan tüm seslerimin toplamından daha fazla olduğunu ve bu dış seslerimi uzun zamandır bastırdığımı görüyorum. Hatta bu duruma o kadar kapılmış durumdayım ki, konuşmasam da içimden geçen tüm bu sesleri karşımdaki de anlar ya da hisseder diye düşünüyorum çoğu zaman. Öyle zamanlar oldu ki karşımdakine: “şu an söylediklerimi duyuyor musun?” diye telepatik sorular sorup; karşımdaki kişinin cevap vermediğini görünce hayal kırıklığına uğradım. Okumaya devam et

uyku

uyku

Bir an gelir, uykun kaçar. Pencereyi açarsın. Pantheon’un hemen önünde yer alan çeşmeli meydanda olasın gelir. Bisiklete atlarsın, düşersin yollara. Belin açılmıştır, malum rüzgar var. Birbirine çıkan Le Marais sokaklarında kaybolursun. İçin üşür, New York sokaklarındaki evsizlere bakar kendini “şanslı” hissedersin.

Yorganı biraz daha çekersin üzerine. İstanbul’un arka sokaklarında hala ıslık çalan ve düdük öttürdükten sonra tehlikeyi savabilen cüceler var mıdır acaba? diye düşünürsün. Cüceler gelir aklına, bir bir. Uzun boylu cüceler. Okumaya devam et

ortadoğu

ortadogu

Ortadoğulu olmanın verdiği bir sorumluluk duygusuyla, bütün mutlu duygularımızı bastırdık ve çok mutluyken bile her an, yeniden mutsuz olabiliriz diye kaygılanırken o mutlu anların içinde var olamadık. Gülmek, anı yaşamak, gezmek, yalın ayak çimenlere basmak “çok” oldu. Dolunayı izlediğimiz her an, keyiflenip bir şişe şarap açacakken tarih çıktı karşımıza, tadımız kaçtı. Ölüm kültürü öyle bir işlendi ki bu topraklara “keyiflenmek” ve hatta belki de en temel duygulardan biri olan “mutluluk” çok görüldü. Kahkaha attığımız her an “şşş yavaş gül” uyarılarıyla karşılaştık. Ne zaman güzel bir an’ı paylaşacak olsak “nazar değer” diye, çok da ballandırmadan anlattık. Mutlu şarkılar dinleyerek büyümedik. Anlamlarını bilmesek dahi ölüm ve melankoli vardı dizelerde. Okumaya devam et

düşünceler ve kumlar üzerine

dusunceler-ve-kumlar-uzerine

Buz gibi sudan çıkıyorum, az önce dipteki bütün balıkları gördüm. Balıkların yaşamlarına özendim. Hepsi düşüncesiz bir halde bir kayadan diğerine yüzüyordu. Ege’nin turkuaz rengi sularına kendimi bıraktım. Karşıdaki adayı, suyun yüzeyine uzanır vaziyette izledim, suyun güneşle birleşmesi bazen bulanıklaştırdı adayı. Suyun en dibine kadar dalınca bir süre düşüncesiz öylece kaldım. Şimdi kıyıya geldim ve tuzlu sudan buruşan parmaklarımla kumu alıp, parmaklarımın arasından kaymasını ve yere düşmesini izliyorum. Güneş omuzlarımı, yüzümü yakıyor. Ellerim nemli, kumların bir kısmı elime yapışıyor. Biraz önce çıktığım suya bakıyorum, ne kadar durgun ve berrak. O an denizdeyken kıyıya çıkmayı düşünüyordum, şimdiyse sıcaktan bunalıp yeniden denize gireceğim anı düşünüyorum. Aslında çoğunlukla içinde olduğum anlardan çok o anın bir sonraki adımında gelecek ana odaklanıyorum. Belki de bu yüzden anlarımı yaşamıyorum da, anıyorum bazen. Hep sonradan. Okumaya devam et