‘MASUMİYET MÜZESİ’ KİTABININ İZİNDEN İSTANBUL // BÖLÜM I

Bölüm II için tıklayın.

Kendimi bilmeye başladığım o ilk çocukluk yıllarından itibaren oluşturduğum bir peçete koleksiyonum vardı. Yurt dışında okuyan kuzenimin gönderdiği -ve belki de o güne dek görmediğim şekillerde- göz alıcı peçetelerden, düğünlerde topladığım adi, sıradan peçetelere ve 90’lar doğum günlerinde masalara usulen konan, ama renk verdiği için asla gereğince kullanılamayan ayıcık desenli, fosforlu renkte peçetelere kadar. Sayısı 100’ü aşınca, annem bu koleksiyonumu önce bir kanepenin altına koydu. Yıllar sonra da küflenme gerekçesiyle, bana sormadan atmıştı. Bu, içimde garip bir boşluk bıraktı. Sanki anılarımın da bir kısmı o koleksiyonla birlikte yitip gitmişti. İlkokulda âşık olduğum çocuğun nihayet 12. yaş günüme gelmesi ve üst üste fotoğraflar çekilmemizin ardından o 36’lık filmin yanmış olduğunu öğrendiğim o günün hissi gibiydi… Hem koleksiyon yapma hevesim kursağımda kalmıştı, hem de yeni koleksiyonlar yapma istediğimi sürekli, “ya çoğalırsa, eve sığmazsa, küflenirse” korkusu bastırmıştı.  

Yine de yıllar boyunca gezilerim esnasında, kendimi tutamayarak onlarca kutu, restoran-kafe peçeteleri, hediye paketleri ve bazı özel eşyalar biriktirdim. Bunun yanında, eşyalarla olan bağım dönem dönem anılarımla birlikte ya çok kuvvetlendi ya da “unutulması gerektiği için” unutulup, çöpe gitti. Hafızamda kalmasını istediğim anıların eşyalarını yaşattım, pişmanlık duyduklarımı öldürdüm.

***

Geçtiğimiz sene (2019), imgeler, eşyalar, eşyaların hayatımızdaki yerine dair üst üste kitaplar okudum. Gözümde, babamın poşet biriktirdiği kutular, eniştemin pul koleksiyonu, akraba evlerine gidince bize kolonya sunulan farklı markaların şişeleri, misafir odalarının en özel köşesinde duran sigara kutuları gibi pek çok şey canlanıp durdu.

Kitabı okumadan önce defalarca gittiğim Masumiyet Müzesi’nin kitabını da 2019 yılında, artık okumam gerektiğini anladım. Okuduktan sonra kendime sayfalar dolusu notlar çıkardım ve en sonunda; bu defa kitabı okumuş olarak yeniden müzeyi ziyaret ettim.  

Kitabın bölümlerinde sözü geçen eşyaların bende yarattığı nostalji hissi yanında, gidilen lokantalar, saklanılan restoran kartları, yanından geçen tekne seslerinin duyulduğu ahşap bir yalı, boyası soyulmuş kayıklar, kafası sallanan süs biblolar, bir sokak ismi, cami avlusuna bakan bir ev, sahte bir çanta markası gibi bir sürü ayrıntının beni bir merak içine sürüklediğini gördüm. O restoranlar var mıydı, o sokaklar nasıl gözüküyordu, bahsedilen o lokanta gerçekten sahil kenarında mıydı, kokuları nasıldı?

***
Biraz da bu merakımın peşinden giderek, kitapta geçen yerlerin bir haritasını çıkarıp yollara düştüm. Aslında, İstanbul’u gezmeyi en sevdiğim şekliyle; okuyarak, hayal kurarak, merak duyarak. Sonunda, bazı yerlerin ve isimlerin (örneğin: Meltem gazozu) tamamen hayali, bazı yerlerin ise gerçek olduğunu gördüm. İşte, kitaptan geriye günümüze kalan neresi varsa, belki biraz da hayal gücüyle yoğrularak bu yazının içine girmiş oldu.

Not: “Günümüzde bu semtlerde neler yapılır?” başlığında tavsiye verirken, özellikle uzun yıllardır açık olan, güvendiğim, sevdiğim ve günümüze kadar gelmiş mekanları tercih ettim. 
Not 2: Tırnak içindeki tüm cümleler, Masumiyet Müzesi kitabından alınmıştır.

Tarabya
Tarabya’nın yolu ikiye bölen geniş kaldırımlarının bir tarafında boğazın serinliği, diğer tarafında yan yana dikili sarı, pembe, kırmızı renklerinde güller ve dantel gibi işlemeli yapılar. Ve bir zamanlar dolup taşan Tarabya Plajı*. Burası sahil hattının en ferah yeri. Uzakta, geçmişe uzanan tarihini sanki haykırırcasına; heybetiyle karşımızda dikelen Tarabya Oteli, denize inen merdivenler ve o merdivenlerden yavaşça inmek yerine, üzerinden akrobatik hareketleriyle atlayarak suyla buluşan çocuklar… Yaz sezonunda, kaldırımlara uzanarak saatlerce vakit geçiren çikolata tenli Tarabyalı beyler. Hemen ötesinde, konu deniz olunca birbirleriyle yarışan gençlerin yüzme, dalma gösterileri. Hepsi, yaza dair eğlenceli bir seyir zevki.

Romanda sıkça söz edilen Huzur Lokantası** ve Füsun ile Kemal’ın yüzerek şehre uzaktan baktıkları Tarabya Plajı artık yok, fakat otel hala yerinde. Kıvrımlı sahil yolunda ilerleyen arabalar, otobüsler ve minibüsler de.

“Dersten sonra gittiğimiz Tarabya Plajı’nda elbisesini ancak rıhtımdan denize atlamadan hemen önce çıkardı. Denize dalarken arkasından çıkan su, köpükler, hoş bir ışık, Boğaz’ın laciverti, bikinisi, bütün bunlar kafamda unutulmaz bir resim, bir duygu oluşturmuştu.”

“Arkamı dönünce, ne kadar açıldığımızı görerek korktum. Şehrin ortasındaydık. Tarabya Koyu, bir zamanlar hep birlikte gittiğimiz Huzur Lokantası, Tarabya Oteli, kıvrıla kıvrıla sahil yolunda ilerleyene arabalar, minibüsler, kırmızı otobüsler, arkalardaki tepeler, Büyükdere sırtlarındaki gecekondu mahalleleri, bütün şehir bizden uzaklaşmıştı.”

Tarabya Plajı*: Google’da aratarak Tarabya Plajının eski yıllardaki resimlerine muhakkak bakın.

Huzur Lokantası**: Hiçbir kanıtım olmadığından hayali bir lokanta olduğunu düşünüyorum. Fakat diğer yandan, sergide yer alan “Huzur Restaurant – Ailenizle eğleneceğiniz en nezih yer” kartı da içime bir şüphe düşürüyor. Bu konuda araştırmalarım devam edecek.

Emirgan ve Rumeli Hisarı
Emirgan, sabahın erken saatlerinde yavaş yavaş dolmaya başlayan kafelerden gelen çay kokuları eşliğinde bir an önce böreğimi almayı beklediğim, sonra kıyısında bir banka kurularak balıkçıları izlediğim huzur dolu bir semt.  Semtin girişinde yer alan tek minareli zarif cami Hamid-i Evvel (1781) de, göz alıcı en özel yapılardan.

Çiçeklerin yeni yeni açtığı bir dönem gidip korusunda vakit geçirmeyi, dolunay zamanı korudan boğazı seyretmeyi ya da iskeleden kalkan motorlara atlayıp 10 dakikada karşı yakada Kanlıca’ya geçmeyi severim.

Kemal de, Emirgan’ın zevklerini şöyle dillendiriyor:
“Emirgan’a gidip, kıyıya arabayı park edip kahve ve gazoz içmenin ya da Rumelihisarı’nda bir kahvede oturup semaver ile çay ısmarlamanın zevklerinin yanında, sınav sıkıntısı hiçbir şey diye düşünürdüm.”

Günümüzde Emirgan’da neler yapılır? Emirgan Korusu’nu gezebilir, SSM’deki sergileri takip edebilir, bir sabah vakti denizi izleyerek çınar altındaki kafede çay-börek keyfi yapabilirsiniz. Hemen kafenin karşısında yer alan 1781 tarihli Hamid-i Evvel Camii’ye dikkatle bakın ve sonra tekrar karşı kaldırıma geçip; kubbeli meydan çeşmesi: I. Abdülhamit Çeşmesi’ni inceleyin. O dönem, Emirgan bir boğaz köyü olarak kurulduğunda, camiyle beraber bir hamam ve çeşme yaptırılmış (1782). İşte o çeşme bu. Türk Barok tarzında kaplamalarıyla, yüzyıllardır meydanda öylece sessiz sakin duruyor.  

Ayrıca, iskelesinden motorlara binerek Kanlıca’ya geçebilirsiniz. Manzaralar, kısacık süren deniz yolculuğu ve Kanlıca’da mezeler eşliğinde buz gibi bir rakı içebileceğiniz Yakamoz Restoran aklınızda olsun.

*Emirgan rotası için link.
**Rumeli Hisarı rotası için link.

Bebek İskelesi
Bebek, günümüzde kalabalıkların hınca hınç doldurduğu kafe ve barları ile sokak aralarındaki şık butikleri ve birbiriyle yarışan son model arabaların durak noktası olmasıyla revaçta. Benim içinse, çiçekçiler pasajından geçmeyi sevdiğim, dondurmacısının önünde sıra beklediğim, parkında soluklanıp önündeki iskeleden tekneleri izlediğim, trafikte kalmaktan bir hayli çekindiğim ve denizin yanı başında bir zamanların en güzel kahvesine sahip yer.

Kemal, burada sandal kiralayarak Füsun’a daha da yakınlaşmanın hayallerini kuruyor:
“… ama sürücü ehliyeti buluşup birlikte denize ya da bir meyhaneye gitmek için bir bahaneydi artık. Birkaç kere de Bebek İskelesi’nin yanından sandal kiralayıp, birlikte kürek çekip, deniz analarından ve mazot lekelerinden uzak bir yerde, akıntıyla boğuşarak denize girdik. Bebek’ten sandal kiralamayı, Füsun’un elini tutma zevki için de çok severdim.”

Günümüzde Bebek’te neler yapılır? Mini Dondurma’da muzlu dondurma yenir, Baylan’da Kup Griye. Parkında hafta içi sabahları güzel piknikler yapılır. Sahilinde, baharın gelmesiyle havlularını alıp gelen amcaların denize girmesi izlenir. Mangerie’nin terasında kahve eşliğinde arkadaşlarla güzel vakit geçirilir.

Anadolu Hisarı
Anadolu Hisarı kanımca İstanbul’un en romantik yerlerinden. Yeşilin maviyle bu kadar uyumlu olduğu, sessiz sakin kaç yer kaldı bu şehirde? Ahşap yalıların kayıkhaneleri, o yalıların pencerelerine gün batımında vuran turuncu ışık, köprüden bakıldığında görülen manzara, Göksu kenarına dizilmiş kayıklar. Her bir imgenin, insana bu şehirde ama aynı zamanda bambaşka bir yerde gibi hissettirdiği yer Anadolu Hisarı. Bir sabah, Kemal’in pencerenin arkasından gördüğü bir balıkçı baba ve oğulun sandalı ve o sandaldan içeriye yansıya lambanın ışığı ise aklımda çok net kalan betimlemelerden (Sf.194).

Sibel’in Anadolu Hisarı’ndaki aile yalısında yaşananlar:
“Boğaz’ın güzelliğini, kırmızı bir balıkçı sandalının dalgalar arasından sallanarak geçişini, güneş altındaki karşı kıyıların karanlık korularının üzerindeki buğuyu ve sabah hayalet sessizliğiyle suları fışkırtarak şehre giden ilk yolcu gemisinin akıntıda yan yatarak sürüklenişini birlikte seyrederdik.”

“Anadoluhisarı İskelesi’nden kalkan şehir hatları vapuru Kalender, tam önümüzden yalıya sürünür gibi geçer; dümeni tutan bıyıklı, kasketli süvari, yemek masamızın üzerindeki çıtır çıtır istavritleri, patlıcan salatasını ve kızartmasını, beyaz peynir, kavun ve rakıyı görebildiği kaptan köşkünden, bize “Afiyet olsun” diye seslenir ve Sibel bunu beni iyileştirip mutlu edecek yeni bir hoşluk olarak görürdü.”

“Nişanlımla uyanır uyanmaz serin Boğaz sularına atlamanın, İskele Kahvesi’ne gidip simitle çay içip gazete okumanın, bahçedeki domates ve biberlerle uğraşmanın, öğleye doğru taze balıkla gelen balıkçı sandalına koşup kefal ya da karagöz seçmenin ve tek yaprağın kıpırdamadığı aşırı sıcak Eylül gecelerinde yakamozlu denize şıpırtılarla girmenin zevklerinin de beni iyileştireceğine iyimserlikle inandığını anlardım.”

MASUMİYET MÜZESİ İZİNDEN İSTANBUL
BÖLÜM II İÇİN TIKLAYIN.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s