Bir Güzel İstanbul Sabahı – Sarayburnu’ndan Kumkapı ve Kadırga Sokaklarına

01

Okuma Süresi – 7 dk. (fotoğrafları da incelerseniz 12 dk.)

İstanbul’u hangi köşesinden tutsam elimde sonu gelmez bir nostalji kalıyor. Bilmiyorum romantik bir insan olduğumdan mı, ama İstanbul’un nostaljiyle dolu kıyı köşelerini gezerken içim büyük bir hazla doluyor.

Sabahın erken saatlerinde, üzerinde balıkçı hikayeleri taşıyan Galata Köprüsü’nden geçip, arkamda Sirkeci ve Eminönü keşmekeşini bırakıp, Sepetçi Kasrı’na hayretle bakıp, Sarayburnu’nun her daim esintili olan sahilini ve heybetli gövdesiyle, sanki tüm İstanbul’u selamlayan Atatürk heykelini ardımda bırakarak Kumkapı’ya doğru uzandım. Sarayburnu sahilindeki tanıdık görüntüler içimi ısıttı, “Oh be, bazı şeyler hiç değişmiyor!” diye sevindim. Sırtları yarım yamalak kremlenmiş -ten renkleri artık kömür rengine yaklaşan- İstanbullu amcaların, eğri büğrü kayalıkların arasına sıkıştırdıkları şemsiyelerin altında keyif çattıklarını, gelen geçenle sohbet ettiklerini, birkaç balıkçının oltalarını suya salladıklarını ve uzaktan bakınca aynı Ege’deki kayıkları andıran balıkçı teknelerinin bir o yana bir bu yana salındıklarını gördüm. Rüzgâr öyle bir esiyordu ki, bu bile başlı başına Sarayburnu’na vardığımın habercisiydi. Surların, Bukeleon Sarayı kalıntılarının ve sarayın tepelerine doğru kondurulmuş soluk benizli çarpık pencereli evlerin halbuki çok daha karanlık bir yüzü vardı: Eski, yıpranmış, unutulmuş ve yalnız bırakılmış gibilerdi. Diğer yandan, renk renk açılmış; uzaktan baktığımda kokteyl bardaklarındaki süs şemsiyeleri andıran plaj şemsiyeleri ve altlarındaki esmer tenli insanların akıntıya heyecanla atlayıp diğer yönden karaya çıkarak birbirleriyle yarıştıkları o iç açıcı “yaz resmiyle” tezat oluşturuyordu.

***
Bizans’ın “küçük iskele” kapısı; Kumkapı’ya gelince burnuma önce anason kokuları gelir, sanki ardından bir klarnetçi bir köşeden çıkıp en yanık şarkısını çalacaktır… Sonra ona cümbüşçü, kanuncu ve kemancı da eşlik edecektir. Müzisyenlerin saçları briyantinle taranmış, serçe parmaklarında büyük yüzükler vardır. Halbuki bu saatte, Kumkapı meyhaneleri kapalı, müzisyenler evindedir. Yalnızca masaların üzerlerine alacalı renkli kadife örtüler örtülmeye başlanmış, mezelerin yapımına geçilmiştir. Dükkân önlerine su serpilir, kapı önleri süpürülür. Siyah tenli birkaç göçmen, bekar evinden çıkmış tren yoluna doğru hızlı adımlarla yürüyordur. Evlerin içinden yavaş yavaş melankolik müzik sesleri gelmeye başlar. İnsan, durup “Sabahın bu saatinde nereden gelir bu efkâr?” diye sorar. İstasyon Kıraathanesi’nin kapıları kapalı dururken, yanı başındaki kasapta hummalı çalışmalar başlamıştır bile: Gelen etler kamyondan alınıp, kasabın tezgâhına konuluyor, kesime hazırlanıyordur. Bir yandan da “Serdar gel, gel, yavaşça sağ yap…” şeklinde yönlendirmelerle dükkân sahibi, etleri getiren şoförü park ettiriyordur. Karşısındaki 1936’dan beri aynı yerinde olan kahvaltıcı Boris’in Yeri’nde kıpırdanmalar sabahın ilk saatlerinde başlar. Kaymaklar hazırlanıp dizilir, tatlılar şerbetlenip tezgâha konur. İçeriden gelen süt kokuları beni çocukluğuma çağırır. Sokağa atılmış birkaç masaya yerleşen misafirler az ama öz olan tatlarla doyar. Ben de bal-kaymak, eski kaşar, ballı süt ve sucuklu yumurtamı yerken, bir yandan da çevredeki dükkanların güne hazırlıklarını, eski bir Türk filmi izler gibi zevkle izlerim.

03

Kahvaltıdan sonra Kör Agop’un önünden geçer, amcamın her rakı sofrasında dilinden düşüremediği naif meyhaneci Bursalı Kör Rıfat’ı ve diğer koltuk meyhanecilerini anarım. Ara sokaklara girip, kiliselerin kubbelerine boyaları dökülmüş iki veya üç katlı evler arasından bakarım. Kiliselerin çoğu, bu şehri terk edenleri anımsattığından bana hüzün verse de yine de birkaçının kapısını açık görme ümidiyle mutluluğu bulurum bu yapıların arasında. Aya Kiryaki’nin kapısı bu saatte kapalıdır, ama bilirim ki ayinler için açılacaktır. Ortodoks kiliselerinin kendine has renk çeşitliliğini düşünür, turuncu, mavi, pembe ve sarı resimlerle bezenmiş içlerini hayal ederim. Kadırga Limanı Caddesi’nin bir sokağında, kokuları takip ederek bir evin açık kapısına varırım. İçeride kocaman tencerelerde pilav pişirilir, diğer tencerede toplanmış midyeler tek tek açılıp içleri burada yaşayan aile bireyleri tarafından doldurulur. Biraz ileride karşıma bir kıraathane çıkar, masanın bir köşesine kıvrılmış kasketli adam kese kâğıdı üzerine dizdiği pide, peynir ve siyah zeytinlerini, koyu kırmızı bir çay eşliğinde afiyetle yer. Karşıdaki kıraathanede ise “Gözlükçü geldi, gözlükçü!” diye bağıran bir satıcının masaya serdiği yakın gözlüklerine kahve ahalisi şöyle bir göz atar. Gözlerim Kumkapı’nın meşhur Ermeni balıkçılarını, Ara Güler’in çektiği siyah beyaz resimlerdeki şarap kokulu balıkçı barınaklarını arar, ama bulamam.

05

Bizans döneminin en eski limanı olan Kadırga’nın Kadırga Meydanı’na geldiğimde ise gördüğüm görüntüler çok da farklı değildir. Kahvehanelerde her masada ateşli bir sohbet döner durur. Yer yer yanlarından geçtiğim masalarda, beni gördüklerinde aniden oto sansüre uğrayan memleket meseleleri konuşulur. Bu kahvehanelerde dertler başı çeker; aile geçindirmekten ülke ekonomisine ve havaların dengesizliğine kadar her mühim konuya çay-kahve eşliğinde değinilir. Meydanda tarihi havuzlu kahvenin ve Kumkapı Polis Merkezi’nin tam karşısında yer alan Vesikalı Yarim’in çekildiği 1948’den beri açık tarihi manav öylece -sanki zaman denilen şey bu manavı sadece siyah-beyaz bir halden renkli bir resme dönüştürmüş gibi- durur. Hikmet Bey’in manavının canlı renklerle süslü mini natürmort dünyasından gözümü aldığımda, karşısında yine tarihi olan bir başka dükkâna; şarküteri ürünleri satan Hamza Bey’in yerine rastlarım. Burada Ezine peyniri, zeytin ve belli başlı şarküteri ürünleri her daim müdavim müşterilerini bekler.

08

09

Ağaç gölgeleriyle kaplı uzun ince Kadırga Limanı Caddesi’nin hemen sağındaki havuzlu parkın banklarında yaşlılar soluklanır ve mahalleden tanıdıklara selam verip durur. Bu parkın arkasından dolanıp Şehsuvar Bey Sokak ve Dönüş Sokaklarını ziyaret ettiğimde yazının başında bahsettiğim o nostalji hissiyle artık baş başayımdır. “Süper Baba”, “İkinci Bahar” ya da “Yeditepe İstanbul” dizilerini izlerken içten içe şevk duyarak, içimin sanki odun ateşiyle yandığı ama yok olmadığı ve duygularımınsa giderek ısındığı o benzer hisle. Şehsuvar Bey Sokak’ın tam köşesindeki 160 yıllık mavi-pembe boyalı evin sahipleriyle göz göze gelirim. Evin sahibi bey, karşı kaldırımda oturup kahve-sigara keyfi yapan komşusuna “Bu saatte sigara mı içilir?” diye serzenişte bulunur, o da “N’apayım, yapacak işim yok, böyle geçiriyoruz günü…” der gülerek. Evin pencereleri arasından gözüken soba borusuna, çatının altına işlenmiş kabartmalara ve kapısının önünden sokağa inen merdivenlere bir süre bakar, Kadırga’nın mahalle ruhuna sığınırım. Yaşlı bir teyze ellerinde poşetle marketten döner, beyaz saçlı bir bey gömleğinin ön cebinde taşıdığı tarağı çıkarıp saçlarını itinayla tarar (evinde muhakkak limon kolonyası bulundurduğunu tahmin ederim) ve birkaç turist Küçük Ayasofya’ya doğru yavaş adımlarla ilerler.

101213

Tren yolu hattını izleyerek ilerlediğim Kumkapı’ya dönüş yolunda, denizden gelen bir esintiyle içim tuzla, iyotla dolar; ferahlarım. Tulumbacıların bir zamanlar vakit geçirdikleri kahvehaneleri, Bizanslıların gözü gibi baktıkları -bir kısmı halen ayakta olan- yapıları, asırlık ağaçları, masallar anlatan ahşap evleri, aralarına çamaşırlar gerilmiş balkonlardan merakla bakan mahallelileri ve mütevazı esnaf dükkanlarını ardımda bırakırım. Bu sabah gezintisi, bana az şeyle çok hissi yaşatır. Dünü, dünden öncesini ve bugünün bir kısmını birkaç saat içinde avuçlarıma koyar ve Sarayburnu’nun poyrazına doğru beni uğurlar.

Diğer İstanbul rotaları için tıklayın.

11

14-ekstra

Kadırga Parkı

Kadırga Parkı

17-ekstra19-ekstra20-ekstra21-ekstra

22-ekstra

Vesikalı Yarim – manav

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s