VİYANA’NIN KAFE KÜLTÜRÜ VE SEVDİĞİM KÖŞELERİ

00

İhtişam ve büyüklükte birbirleriyle yarışan binaların arasında bir sokak gölgelere teslim olmuş. Yukarıda belli belirsiz bir güneş. Üşüyorum. Üşüdükçe ellerimi ovuşturup dudaklarıma -biraz olsun ısınsın- diye götürüyorum. Bu defa da gözlüklerim buhar yapıyor. İleride, geniş pencerelerinden içerisi yer yer loş ve karanlık gözüken, yarım perdeli bir kafe. Kafe dışarıdaki bütün mavi soğukluğa inat, sımsıcak sarı rengiyle çağırıyor beni içeri. Altın rengi kapı kolunu tutuyorum ama bir defada çekmeye gücüm yetmiyor. Biraz daha zorlayınca nihayet kapı açılıyor: İçeriden yüzüme sıcak bir hava vuruyor. Kek kokusu. Kahve kokusu. Yüzlerini ellerindeki uzun gazetelerle sanki gizlemiş her yaştan insan, yan yana, dip dibe. Gazetelerinden acı manşetler bağırıyor; “dünya kötüye gidiyor” belli ki… Ama şimdi bir süreliğine dünyanın hallerini o kapının dışında bırakmak istiyorum. Gözüme kestirdiğim bir köşeye yerleşip, kırmızı kadife koltuklarında hayallere dalmak istiyorum. Kışın bitmesine az kalmış olmasına rağmen, kışın başındaymışım gibi bir his kaplıyor içimi. Kar yağsa şaşırmam. “Bu kafelerde, bir uzun kış geçer.” diyorum içimden. Sonra, garsona işaret edip, bir melange ve erikli topfenstrudel tatlısı söylüyorum. Kitabımın sayfalarını çevirirken, arada gözüm yan masamdaki beyaz saçlı şık adama takılıyor. Sonra karşımdan Juliette Binoche’u andıran güzellikte bir kadın geçiyor, iç salona doğru ilerliyor. Köşeme daha da sokuluyorum, gözlüklerimi takıyorum. İşte, bir dizi kafe gezim böylelikle bu köşede başlamış oluyor.

***

01

Café Bräunerhof

Viyana’da Kafe Kültürü Tarihi

Her ne kadar bilinen en eski “kahve evi”; yani şimdiki ismiyle kafe, 12. Yüzyıl’da Mekke’de ortaya çıksa da günümüzde hala devam ettirilen kahve kültürü ve yüzlerce yıllık kafeleriyle Viyana daima bu konuda ön planda. Sırasıyla, Avrupa’da ilk kez 1647’de Venedik’te, 1650’de İngiltere’de ve 1683’te Viyana’da kahve mekanları açılmaya başlanmış. Bu kültüre öyle özenli yaklaşmış ki Viyana, 2011’de kahve evi-kafe (coffee house) kültürü UNESCO’nun “Somut Olmayan Kültürel Miras” kategorisinde listeye girmiş.

1683’te Osmanlı’nın gerçekleştirdiği Viyana Kuşatması, bu kültürün yayılmasında önemli bir adım. Rivayete göre, Türkler tarafından geride bırakılan kahve çekirdekleri Viyanalılarla böylece buluşmuş. Dönemin kahramanlarından -bu kahve çekirdeklerine ulaşan- Georg Franz Kolschitzky’nin lisans alarak kahve pişiren ve servisini yapan ilk Viyanalı olduğu biliniyor. Adını bir sokağa vermişler: Kolschitzkygasse.

İlk kahve evi ise Ermeni ajan Diodato tarafından açılıp, kahveler imparatorluk mahkemesine onun tarafından servis edilmiş. Kendi kültüründen edindiği bu değeri, Viyana şehrine taşıyan isimler arasında böylelikle adı geçiyor. Onun da adına adanmış; Johannes-Diodato Park bulunuyor.

1856 tarihinde, kadınların kafelere girme yasağı kaldırılıyor. Daha öncesinde sadece bu mekanlarda kasiyer olarak görev alabilirlerken, bu tarihten itibaren müşteri olarak da gelebiliyorlar.

1890 tarihi ise kafelerin edebiyatla resmen buluşması başlıyor. Bizdeki Baylan, Markiz, Leblon gibi pastaneler nasıl ki dönemin şair ve yazarları için bir buluşma noktasıysa, Viyana’da da Café Griensteidl bu kültürün öncülerinden oluyor.  Burada, “Jung Wien” (genç Viyana) adı verilen bir grup edebiyat figürü bir araya geliyor. İçlerinde Hugo von Hofmannsthal, Karl Kraus,Arthur Schnitzler gibi isimler var. Giderek yayılan bu geleneğe sonra Café Central, Café Herrenhof ve Café Museum da katılıyor.

Kafelere “geniş oturma odaları” benzetmesi yapılıyor çünkü birçok Viyanalı dar ve küçük evlerde yaşadığından, sosyalleşecek ve rahatça gazete, kitap okuyup tartışabilecekleri alanları yok.

Avusturyalı gazeteci Stefan Zweig (1881-1942) Viyana kafelerini şöyle tanımlıyor: “Bu yerler demokratik bir kulüp gibi, herkese açık. Uygun fiyatlı bir kahveyle saatlerce oturup, belki sohbet eder, kart oyunu oynar hatta posta almak için adresinizi bile verebilirsiniz. Hepsinden öte, sayısız gazete ve dergi tüketilir buralarda.”

1950’lerde savaş sonrası birçok Viyana kafesi kapanmak zorunda kalıyor. Bunda, açılan İtalyan tipi espresso bar’ların payı büyük. 1980’lere kadar bu kriz sürüyor ve geleneksel kahve mekanları gözden iyice düşüyor. Ta ki, 1983’te geride kalan -ve kapanmamış olan- kafe işletmelerinin bu kültürü yeniden canlandırmasına kadar. Kafe kültürü 300. yaşı kutlandığı o yıl, bu kültüre yeni baştan hayat verilip, Viyanalıların böyle yerlere olan ilgisi arttırılıyor. O günden bugüne, yerellerin günlük rutinleri içinde bir kafeye gidip bir kahve içmek, belki yanına bir tatlı almak, gazete okumak, günlük çıkan öğlen menüsünden sipariş vermek ya da akşamları arkadaşlarıyla gelip içki içerek sosyalleşmek yer alıyor. Hatta bazı kafelerin programlarında belli tarihlerde edebiyat okumaları ve piyano resitallerine yer veriliyor. Birçok masada gözüme çarpan rezervasyon kartları sandığımın aksine rezerve edilen değil, kafenin müdavimleri için ayrılan masalar.

Ben de kendime her gün bir fırsat yaratıp, Viyana kafelerinden birine oturuyorum ve Demir Özlü’nün İşte Senin Hayatın kitabını okuyup, bir şeyler karalıyorum.

***

03

Café Sperl

02

Fotoğraf: Café Central

Viyana Kafelerinin Olmazsa Olmazları

Masaya Gelen Su Bardağı ve Üzerine Kapatılan Kaşık — Viyana kafeleri, bugün de devam ettirilen belli geleneklere dayanarak servis veriyor. Bunlardan ilki, kafeye oturduğunuz anda garson tarafından masaya su getirilmesi. Su bazı yerlerde öncelikli olarak tek başına, bazı yerlerde ise seçtiğiniz kahvenin yanında geliyor. Su bardağı üzerine ters olarak kapatılmış kaşıksa Habsburg hanedanından gelen bir alışkanlık. Ters çevrilmiş bu kaşığın arkasında yazan markayla gümüş olduğu gösteriliyor. Ayrıca, o günün şartlarında su ve kahve bol olmadığından, taze doldurulmuş suyla ikramı yapılan kahvenin misafire verilen değeri gösterdiği söyleniyor.

Gazeteler — İlk olarak 1720’de Kramersches isimli bir mekânda müşteriler için bulundurulan gazeteler, Viyana kafelerinin en önemli diğer simgesi. Gelen müşteri önce yerine yerleşiyor, ardından siparişini veriyor ve bir köşeye toplanmış gazeteler arasından birini seçip dakikalarca kafasını kaldırmadan okuyor. Bu gazeteler, rahat okunabilmesi için ahşap iskeletlere tutturulmuş. Sanırım en sevdiğim kafe diyebileceğim; Café Sperl’de bilardo masalarının üzeri yerel ve uluslararası gazetelerle dolu.

Mermer Masalar, Kadife Koltuklar, Avizeler — Bazı istisnalar olsa da geleneksel kahve mekanlarında, mermer masalar ve kadife koltuklar dikkat çekiyor.  Perdelerin rengi genelde koltukların rengiyle uyum içinde. Ayrıca mekanla uyumlu avizeler, size sanki bir dönem filmindeymişsiniz hissini veriyor. Hava kararmaya başlayıp da o avizeler bir bir yandığında, hava dışarıda kaç derece olursa olsun içiniz ısınıyor.

***

04

Viyana’nın En Sevdiğim Kafeleri

Café Sperl (1880) Bu kafeyi ilk olarak, Before Sunrise filminde görmüştüm. Sonra 2010 yazında Viyana’ya gittiğimde, öyle bir sıcak vardı ki kapalı alanlarda vakit geçirmek istememiştim. Bu gidişimde ise kavuşma gerçekleşti. Ferah ortamı, pencerelerinden giren ışıkları, zarif avizeleri, gazetelerin dizili olduğu bilardo masaları, lezzetli yemekleri… Geleneksel Tafelspitz yemeğini burada tattım, yanında meşhur Riesling şarabı ile. Balkabağı çorbası da harikaydı. Kahve-tatlı keyfine midemde yer kalmadı ama saatlerce oturup etrafımı izleyip, kitabımı okuduğum Sperl, listede en başa yerleşti.

Kaffee Alt Wien (1936) İkinci favorim ise Alt Wien. Daha merkezi bir konumdaki mekâna ikiden fazla gidince kendimi müdavim gibi hissettim. Esprili çalışanları ile daha sıcak bir ortama sahip. 1936’da Leopold ve eşi Josefine Hawelka tarafından açılmış. O günden beri de edebiyatçıların gözdesi olmuş. Etkinliklerin afişleri duvarları süslüyor. Akşamları daha kalabalık olan mekânın apfelstrudel tatlısını, schnitzel ve gulasch yemeklerini ve biralarını tavsiye ederim. Son gün şehri terk etmeden önce içtiğim kırmızı ev şarabı da (hausrebe) gayet iyiydi.

Café Hawelka (1939) Alt Wien’in sahipleri Hawelka ailesi tarafından açılan bu kafenin loş ve diğerine kıyasla daha ciddi bir ortamı var. Garsonlar papyon takmış, beyaz gömlekler içinde. Gelenlerin büyük bir kısmı gazete okuyor ya da okudukları şeyin beraberinde kâğıt üzerine notlar çıkarıyor. Ben denememiş olsam da aklınızda olsun: Buranın brioche’u ünlü. Viyana’ya ayak bastığım gibi geldiğim, melange kahvesi eşliğinde dinlendiğim ve etrafımı izlediğim ilk mekân. NOT: Yapabiliyorsanız hafta içi erken bir saatte gidin ve pencere kenarını kapın!

Café Frauenhuber (1840) Zamanında Mozart ve Beethoven’ın piyano resitalleri verdiği kafe. Çalışanlar ciddi, güler yüzlü değil. Ortam şık, temiz. Kadife koltuklar, mermer masalar hepsi tamam. Ama sanırım en hoşuma giden şey sevdiğim bestecilerin bir zamanlar burada bulundukları gerçeği. Erikli strudel ve kahvesi de güzeldi. Hiç anlamasam da yerel gazetelerini incelemek keyifliydi. Hepsinde manşet “Corona Virüsü” idi!

Café Bräunerhof Açılış tarihini bulamasam da eski kafelerden biri. Turistlerin henüz keşfetmediği de açık; müşterilerin hepsi Viyanalı. Tuvaletlerinin kapısına bayıldım, gidenlere sürpriz olsun detay yok. Kekleri diğer yerlere kıyasla pek matah değil ama ortamı için gelinir. Özellikle de yerlileri gözlemlemek isteyenler için ideal. NOT: Belli günler piyano dinletileri düzenleniyor.

Café Landtman (1873) Bana her gördüğümde Orient Express treninin içini anımsatan şık koltukları, avizeleri ve ahşap dokusuyla Landtman, dönemini en iyi şekilde yansıtan kafelerden. Kahvenin yanında mekâna özel tatlıları, bir sabah kahvaltısı, ya da öğlen yolunuz düşerse çorbaları için gidilebilir.

NOT: Cafe Central, şüphesiz şehrin en ünlüsü. Fakat aşırı turistik olması, kapısında daimî bir kuyruk ve ortamının modu artık yerlilerden çok turistleri çektiğinden, bu mekânı gönül rahatlığıyla es geçiyorum.

06

Café Frauenhuber

05

Alt Wien

07

Café Bräunerhof

Kahve Rehberi

Scharzer – Mocca olarak bildiğimiz kahve
Melange – Cappuccino
Eispanner – Sert bir kahve üzerine çırpılmış krema ile servis ediliyor
Maria Theresa – Portakal likörü ve krema ile servis ediliyor
Turkische – Türk kahvesi, bakır cezvede ve yanında su ile

***

08

09

Ferstel Passage

Viyana’nın Sevdiğim Diğer Köşeleri

Kleines Cafe: Üstte sıraladığım geleneksel kahve mekanlarından farklı ama ortamı sıcacık. Küçücük bir mekânda dip dibe oturmaktan yana şikâyetiniz olmazsa harika! Yazları nane yeşili kapısı önüne masalar da konuyor. Çikolatalı tatlısı en ünlü lezzetlerinden, çalışanları genç ve sohbete açık, tuvaletlerinin retro görünümü de insanı gülümsetiyor. Ayrıca burası, Before Sunrise filminde Celine’in el falı baktırdığı yer.

Judenplatz Meydanı ve Yakınındaki Kurrentgasse Sokağı: Etrafında birkaç mekân barındıran, sade bir meydan. Sokak ise pastel tonlarda evleriyle biraz Prag’ı andırıyor.

Ferstel Passage: İçinde kahveci, antikacı ve çikolatacı bulunan tarihi pasaj. 1860’da yapılan pasajın çeşmesine dikkatle bakın. Bu pasajda hiç oturup vakit geçirmedim ama çikolata ve kahve kokuları eşliğinde her gün içinden geçmek bile beni mutlu etmeye yetti.

10

Figlmüller: İlk gittiğimden bu yana tadı daima damağımda olan, turistik oluşuna rağmen itici bir tavırları olmayan işletme. Schnitzel denildiğinde en lezzetlisi, en büyüğü fakat dana etli arayanlar için burada seçenek bulunmuyor. Sadece domuz ve tavuk eti kullanılıyor. Üzüm suları harika, kendi bağlarından gelen üzümlerle yapılıyor. Bir de şaşırtıcı ama mekân bira servis etmiyor. NOT: Kabak çekirdeği yağıyla yapılan patates salatası, restoranın olmazsa olmazı. Ayrıca buradan rezervasyon yaptırmak ya da yer bulmak kısıtlı vakti olanlar için zor olursa, hemen yakınlarındaki Alt Wien’in schnitzel’ini de tavsiye ederim.

Wiener Würstl: Berlin’den aşina olduğum würstl (Viyana sosisi) kültürü her sokak başında kendini belli ediyor. İçlerinde en iyilerinden biri de bu büfe. Sosisler çeşitlerine göre baharat ve içeriklerinde farklılık gösteriyor. “Hot dog” derseniz ekmek arası geliyor. Ben de bir gece, kokteyl barından çıkıp karnımız acıkmışken büfeye gelip ayak üstü, kürdanımı dilimlenmiş sosislere batırarak yiyorum. Ve o esnada yağan yağmuru büfenin tenteleri altından izliyorum.

Buffet Trzesniewski Dorotheergasse: Şehrin merkezinde, kapalı kapıları ardından gelen gürültülerin, bilmeyen birine bir şey ifade etmeyeceği çok ünlü “ekmek üstü” mekânı. Venedik’in cicchetti’lerine benzer lezzetler… Viyanalılar, Belegte Brote – yani açık sandviç diyor. Yanına bir bira söyleyip ister ayak üstü ister köşedeki birkaç masadan birine yerleşip (öğlenleri kalabalık, yer bulmak zor olabilir) yemek çok zevkli. Favorilerim arasında pancarlı, trüflü-patlıcan ezmeli, salçalı ve ton balıklı ekmekler var.

Not: Franciszek Trzesniewski, Polonya’dan geldiğinde ilk olarak 1902’de bu dükkânı açmış. Eğer dikkat ederseniz, bu geleneksel ekmek üstü lezzetinin diğer markalarının da genelde Yahudi olduğunu göreceksiniz.

Demel: Göz alıcı vitrini, kadife perdeleri ve arkasında bir koku cenneti. Mutfağı açık olan mekândan bir tatlı alıp çıkmak bana yetiyor. Ama isteyenler için kafe bölümü de mevcut. Dileyen o bölüme oturup, gümüş takımlardan çaylarını, kahvelerini yudumlayabilir.

11-3

Needle Vinyl Bar: Sadece plaklardan çalınan bir playlist, klasik kokteyller ve samimi bir ortam. Sahibi Kosovalı genç bir barmen. Öyle “craft” kokteyller yok, ama hoş sohbet ve güzel müzik var. Viyanalılar, daha çok iş çıkışı, yemek öncesi gelerek “aperitivo” kokteyller içiyorlar.

Fladerei Salzgries: Eğer schinitzel, sosis ve benzeri Viyana yemeklerinden sıkıldıysanız güzel bir kaçış noktası. Odun fırınında pişen küçük pita ekmekleri arasına seçtiğiniz malzemelerden konuluyor. Bira çeşidi fazla. Ortamı genç ve dinamik. Bir akşam burada oturup saatlerce yan masaya gelen kalabalık liseli grubu izledik, o yıllarımızı andık. J

Palmenhaus: Burggarten içinde yer alan, yemyeşil bir seranın içine kurulmuş kafe. Botanik meraklıları için bir nevi cennet. Günlük değişen öğlen menüleri aklınızda olsun (sitelerinde her gün duyuruluyor). Sonrasında bahçelerinde gezmek de bonus ödül.

12

Museumquartier ve Photo Automat: Müzelerin bir arada olduğu bu bölümde beni en çok etkileyen müze Leopold Müzesi. Çünkü Klimt ve Schiele’nin eserleri, onların hayatlarına ışık tutan yazıları çok seviyorum. Albertina Museum’da ise Monet, Picasso, Chagall gibi isimlerin eserlerini gezebilirsiniz. Müze gezisi bittikten sonra da dışarıda köşeye kurulmuş photo autuomat’ta siyah-beyaz fotoğraf çekilmeyi unutmayın!

Wiener Staatsoper: Viyana devlet opera binası. 1800’lerden günümüze gelen (birden çok yenilenerek) binada bale, müzik ve opera gösterileri izlemek mümkün. Biz gitmeden önce bir bale gösterisine online olarak bilet almıştık ama Corona virüsü sebebiyle iptal edildi. Siz gideceğiniz zaman, önceden bilet alın ki işi şansa bırakmayın; çoğu programın biletleri erken tükeniyor. Online aldığınız biletin QR kodlu çıktısını yanınızda bir kimlikle götürmeniz gerekiyor.

Opera Bileti Alırken – İpucu: Biletleri buradan alabilirsiniz: www.wiener-staatsoper.at/en/season-tickets/events/ Bir de, alırken dikkat etmeniz gereken en önemli husus, koltuk açıklamalarında üzerinde x bulunan yerlerden neredeyse hiçbir şey görülemiyor. Onlardan seçmeyin.

Kunsthistoriches Museum: 1857 tarihli sanat tarihi müzesi. Binasının detayları çok etkileyici. İçlerinde Klimt’in de bulunduğu binlerce sanat eseri var. Peter Bruegel odası daima favorim. Heykel severleri bu müze ayrıca mutlu edebilir.

13

Justizpalast: Tarihi ve ihtişamlı adliye binası günümüzde de aktif. Geniş bir arama-kontrolden sonra içeri girip fotoğraf çekebiliyorsunuz. En üst kattaki Justiz Kafe’den de şehir manzarasına göz atabilirsiniz.

Spittelberg Passage ve Spittelberggasse: Before Sunrise’da, Jesse ve Celine’in bir kadının, doğum dansını andıran şovunu izledikleri pasaj. Çevresinde kafeler, barlar, konsept dükkanlar yer alıyor.

Secession: Hikayesi etkileyici bir bina. Dönemin en iyi sanatçıları tarafından oluşturulmuş bir yapı düşünün, felsefesi de beraberinde… Duvarındaki Klimt’in Beethoven’a atfederek yaptığı Frieze resmi ve Klinger’in Beethoven heykeli görülmeye değer. Ama hepsinden öte, gitmeden önce muhakkak ortaya çıkış hikayesi okunmalı.

Teuchtler Schallplattenhandlung u. Antiquaria: Plakçı gezmeyi severim. Bu satırları da bu dükkândan aldığım Schubert plağı eşliğinde yazıyorum. Siz de bir şehirden ayrılırken anı olsun diye plak alanlardansanız muhakkak uğrayın. Seçki geniş, plakların çoğu iyi durumda. Fiyat aralığı da geniş. Hatta dükkânın girişinde duran 1 €’luk kutudan aldığım klasik müzik plakları bile iyi çıktı. Buranın bir diğer önemli yanı, Before Sunrise’da Kath Bloom’un Come Here şarkısını dinledikleri sahnenin burada geçiyor olması.

Doblinger Music and Publishing: Şehrin en kapsamlı müzik dükkanlarından. Notalar, CD’ler ve müziğe dair her şey…

Österreiche Galerie Belvedere: Belvedere Sarayı’nın üst kısmı yani “upper Belvedere” diye geçen kısım. Burada Klimt’in eserlerine geniş ölçüde yer verilmiş. Vaktiniz varsa gidin, çünkü 1-2 saate sıkıştırılacak bir müze değil.

Viyana’nın Ekmekleri: Kaldığımız otelin kahvaltılarında seçmekte zorlandığım, çeşidi oldukça fazla ekmeklerin tadını daima hatırlayacağım. Almanya’dan sonra ekmeklerinin kalitesini en iyi bulduğum ülke Avusturya. Otelde olmuyorsa bile, muhakkak bir kafeye kahvaltıya gidip deneyin. Mümkünse tereyağı ve reçel ile. Yani Avusturyalıların yaptığı gibi!

14

Spittelberggasse

15

Teuchtler Schallplattenhandlung Plakçı

Ayrıca…

  • Saray gezmek isteyenler için tek bir şansları varsa; Schönbrunn Palace ve bahçeleri,
  • Antika severler için Hofburg Sarayı’nı karşınıza aldığınızda hemen solda kalan dar geçidin içindeki antika dükkanları,
  • Beethoven hayranları için Beethovenplatz (meydan) ve Beethoven’ın kuzeyde Döbling bölgesi yakınlarındaki yeşillikler içindeki evi: Beethoven Museum,
  • Mum yakıp dilek dileme ritüelini sevenlere Stephansdom Katedrali (daha önce 2 kez diledim, 1’i gerçekleşti),
  • Klasik bir lokanta deneyimi için; yerel lezzetleri deneyebileceğiniz Griechenbeisl Restoranı tavsiyemdir.

Hoffburg Sarayı yakınındaki antika pasajı

21

20

Judenplatz

Kaffee Alt Wien – Arka Salonu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s