SİCİLYA ADASI HİKAYELERİ

00- ana fotolar (1)

Sicilya’ya, İstanbul’dan arabayla 3 gün süren bir yolculuk sonunda varacaktım. Karşılaşacağım adanın, gerçeklikten öte; biraz da kafamdaki imgelerle var olacağını biliyordum. Gitmeden önce Sicilya’ya dair o kadar çok film izlemiş, bir kısmı ürkütücü hikayeler okumuş, sayısını hatırlamadığım kadar çok resme bakmıştım ki… Tarihinden Sikellerin, Arapların, Romalıların, Yunanların, Bizanslıların, Normandiyalıların ve daha birçok devletin geçtiğini öğrendiğimde, buranın, aslında bir ada olmanın ötesinde bir ülkeyi anımsattığını anlamıştım. Gideceğim yer, denizin üzerinde yükselen sınırsız bir var olma arayışıydı. Savaşla, acıyla, ateşle, suyla, dikenle ve kumla var olan bir arayış.

Messina’dan adaya giriş yaparken, arkaya belleğimi tazelemek için The Godfather’ın Vals’ini açtım. Sanki her an bir yerden mafya babaları çıkacakmış gibi hissederek. Tam o sırada yağmur başladı, trafik sıkıştı ve sayısız köprü ve tünelden geçerek Cefalu’nun yolunu tuttuk.

Sicilya’nın engin kara parçası üzerinde birkaç saat süren yolculukta, bize en çok kaktüs, tünel ve yol çalışması tabelaları eşlik etti. Sonunda, suyu görmeye hasret bir deniz kuşu gibi çırpınırken, Cefalu’ya varıp: “Oh be deniz!” dedim. Ada hissi o noktadan sonra daha bir görünür oldu. Hayallerimde yer eden imge ve hikâyelerin gerçek halleriyle birer birer karşılaştım. Sokaklarda, kafelerde, meydanlarda, avlularda, evlerin balkonlarında ve tanımadığım insan yüzlerinde.

01- seramik (1)01- seramik (2)

Seramik Kafalar

Sicilya’ya gitmeden önce etkilendiğim bir efsanenin seramiklere sanat olarak yansımış şekliydi bu kafalar. Adam, kadın, beyaz, esmer, süslü, sade… Çiçekli, biberli, limonlu, kaktüs desenli… Türlü türlü ifadeli insan kafaları, adanın dört bir yanında saksı, bardak veya büst olarak karşıma çıkıyordu. Adaya gitmeden önce okuduklarımın da etkisiyle, vitrinden bana doğru gülümseyen adamlar, raflara dizilmiş şehvetli güzel kadınlar, balkonlarda içlerine çiçek dikili, her an hüzünlü bir şarkı söyleyecek gibi duran siyahi yüzlerin her biri, bir şeyler fısıldıyordu sanki.

Sicilya tarihinde ortaya çıkmış efsaneler, mitolojik ve aşk hikayelerinden nasibini almış bir geçmişi vardı bu kafaların. Birkaç farklı anlatı arasından en sevdiğim ise şu oldu:

Adada Arap egemenliğinin son döneminde, Palermo’da delikanlı bir Müslüman tüccar, adalı bir kıza âşık olur.  Aralarında bir ilişki başlar. Kız bir gün, sevdiği gencin geldiği yerde bir karısı ve çocukları olduğunu öğrenir. Kıskançlık ve intikam ateşiyle dolup, bir gün sevgilisi uykudayken kafasını kesip saklamaya karar verir. Böylece, onunla sonsuza dek birlikte kalabilecektir. İçine ektiği fesleğenler, verimle büyümeye başlayınca bunu gören adalılar da renkli kafa şeklinde seramikten vazolar yapmaya başlarlar. Dilden dile yayılan bu hikâye ve seramik geleneği böylelikle günümüze kadar gelir.

“Testa di moro” siyahi adam ve kadın seramik kafalarına verilen ad. Günümüzde adanın Caltagirone kasabasında bu gelenek sürdürülüyor. Kafa şeklinde olanların yanı sıra, farklı şekil ve tarzlarda el yapımı seramik mutfak malzemeleri, vazolar ve duvar süsleri üretiliyor. Ayrıca çam kozalağı şeklinde yapılan seramik balkon çiti süsleri de çok meşhur.

Processed with VSCO with a6 preset

Uzun bir arayıştan sonra, bu seramik kafalardan bir tane de ben aldım. Adını ‘Alfredo’ koydum ve kafasından dışa doğru uzayan; saç görünümüne yakın bir kaktüs ekerek, Alfredo’yu kel olmaktan kurtardım.

Yolların Bitkisi: Frenk Yemişi

02- frenk yemişi (1)

Cefalu’dan, en sevdiğim İtalyan filmlerinden biri olan Cinema Paradiso’nun çekildiği kasaba Castelbuona’ya giderken, yol üzerinde sıklıkla bir çeşit kaktüs olan frenk yemişi gördüm. Cefalu’ya varana kadar gördüğüm; herhalde bir tesadüf ya da algıda seçiciliktir dediğim frenk yemişleri Castelbuono yolu üzerinde de karşıma çıkınca bir araştırmaya koyuldum. Yol üzerlerinde, tren yolu kenarlarında, denize yakın bahçelerde ve hatta bazı evlerin büyük saksılarında yetişen bu meyveli kaktüsler -buzdolabı süsü, tabak ve duvar süslerinde de vardı- Sicilya’nın sembollerinden biriydi. Güney Amerika’ya özgü, bizde Ege ve Akdeniz’de yetişen Frenk yemişi, daha önce de Olimpos’ta karşıma çıkmıştı. Dikenlerini bir eldivenle itinayla soyarak satışını yapan yaşlı bir satıcının elinden yemiş, daha sonra da ilk kez Sicilya’da karşılaşmıştım.

Tüm Sicilya gezisi boyunca, nasılsa bir yerde yine bulur yeriz düşüncesiyle sürekli ertelenen, Favignana Adası’nda bir amcadan tam alacakken meyveyi soyduğu bıçağıyla kafasını kaşırken gördüğüm için vazgeçtiğim bu kaktüs meyvelerini sonuç olarak yiyemeden dönecektim.

Anneler ve Oğulları

04- anne oğul

İtalyanlar için ailenin ne kadar önemli olduğunu biliyordum. Sicilyalılar için ise çok büyük bir önem taşıdığını adaya gitmeden önce birkaç yazıda okumuştum. Hatta Mario Puzo’nun, “The Godfather” filmine de ilham veren “Baba” ve “Anne” kitaplarını okuyanlar bilir ki; Sicilyalı aileler arasında oğulların annelerinin kalbinde daima özel bir yeri vardır. Böyle bir stereotipi, günümüz Sicilya’sında ne derece doğrudur emin değilim ama gördüğüm kadarıyla şunu söyleyebilirim ki; aile kavramı adalılar için mühim.

Favignana sokaklarında gezerken, açık pencerelerden biraz çekinerek de olsa kafamı şöyle bir uzattığımda gördüğüm çerçevelerde oğul resimleri, duvara asılı kocaman aile fotoğrafları veya yan yana sıralanmış vesikalık fotoğraflar, gittiğimiz her mekanda yan masalardan birinde oturan geniş aileler, bazen anne-oğul bazen baba-kız’lar… Cefalu’da bir kilise düğünü molasında, bir babanın 4-5 yaşlarındaki oğlunu kafeye getirip, ona “haydi bir tat bakalım” diyerek Spritz’inden bir yudumu büyük bir gururla içirtmesi… Geleneksel bir trattoria’ya gelen çekirdek bir ailenin ilkokul çağındaki oğullarıyla neşe içinde “salute” (şerefe) yaparak içki ve meyve suyu konmuş bardakları tokuşturması. Bu ve benzeri örnekler, İtalya’nın diğer şehirlerinde gözüme çarpmamış birtakım detaylar oldu.

Her Yerde ve Her Şeyde: Balık

03- balık (2)

Sicilya’da kaldığımız günler boyunca, belki de en geniş seçeneğimiz bu olduğu için, neredeyse her gün balık yedik. Sicilyalılar için balık, İtalyanlar için pizza ve makarna ne ise o. Busiate denilen; anneanneler elinden çıkarak bugünlere kadar gelebilmiş burma makarnalar da adaya özgü bir diğer lezzet. Çoğunlukla deniz ürünlü, salçalı ya da Şam fıstıklı servis edilen bu makarnaların beraberinde yenilen şeyse çoğunlukla balık.

Eskiden, ada girişinde yer alan büyük bir fabrikada konserveleme işleminin de yapıldığı balıkçı kasabası Favignana’dan çıkan ton balığı, hala mutfakların ana içeriklerinden biri. Sicilya’nın geri kalan birçok bölgesinde ise sardalye, levrek, midye, karides, kalamar, istiridye, ahtapot ve deniz kestanesi gibi deniz ürünleri tek başına yeniyor veya makarna soslarına katılıyor. Hatta adalıların fakirlik dönemlerinde sıkça yaptıkları, bayatlamış ekmeğe domates sürüp, sardalye koyarak yedikleri pane cunzatu da günümüz Sicilya mutfağında revaçta. Tabii artık imkanlar geniş, bu sandviçin içeriği daha zengin.

03- balık (1)

Adanın suyu bu kadar bereketli olunca, balıkçılık da baba mesleği olarak birçok şehirde devam ettirilmiş. Sabahın ilk saatlerinde duyduğum balıkçı teknelerinin motor sesleri, Ortigia pazarında karşılaştığım balık tezgâhları ve her restoran menüsünde ana yemeklerde başı çeken balık çeşitleri, bir deniz çocuğu olarak adaya mutlu bir şekilde veda etmemi sağlıyor.

İstiridye ve şampanya için – Ortigia Pazarı: Via Emmanuele de Benedictis çevresi.
08:00-13:00 arası açık. Pazar kapalı.

Lezzetli balık ve makarna çeşitleri için – Favignana adasındaki La Bettola: Via Nicotera 47

Milli Kahvaltı: Brioscia (brioche) ve Granita di Mandorle

06- brioche

Şimdi gözlerimi kapatıp Sicilya’nın tadı neydi diye düşünecek olsam, damağıma ilk gelecek tat kesinlikle badem olur. Burada olduğum süre boyunca yemeklerde ve tatlılarda (granita gibi) karşıma çıkan, günlük hayatın vazgeçilmezi, yüzyıllık ağaçların adalılara armağanı. Ve bademle birleştiğinde adeta dile gelen granita. İşte bu birleşim, sabahların olmazsa olmaz tadı.

Sicilya’nın yerlisi ne yiyip içiyorsa gözüm kapalı denemeye, birçok gezimde olduğu gibi yazısız kuralları aynı onlar gibi uygulamaya (örneğin: cappuccino sadece sabah içilir vb.) karar vermiştim. Roma’da nasıl ki; sabah ilk iş moka pot ocağa konur, fokur fokur olan espresso’nun kokusu etrafa yayılırsa, Sicilya’da da sabahları mis gibi brioscia kokuları sarar her bir yanı. Yumurta ve unla yapılan bu yumuşak kıvamlı ekmek, üzerindeki kadın topuzunu andırdığı için ‘tuppo’ denen yuvarlak kısmı ile Sicilya’ya özgü bir hal almış. Yanında genelde granita ve kahve tercih ediliyor. Granita’nın içinde de o unutulmaz baskın badem tadı. Farklı yerlerde granita di mandorle (badem aromalı buzlu karışım) ve brioscia deniyorum. İçlerinde, tadını ve kıvamını en sevdiklerim Ortigia’daki Caffe Apollo ve Noto’daki Caffé Sicilia oluyor.

Caffe Apollo Adres: Siracusa SR IT, Largo XXV Luglio, 13 Ortigia
Caffé Sicilia: Corso Vittorio Emanuele, 125 Noto

Cassata Tatlısının Hikâyesi – St. Agatha

Yediğim şeylerin tarifi kadar arkasında yatan hikâyeler de hep ilgimi çekmiştir. Pastane vitrinlerinde göz alıcı yeşil pasta hamuru ve üzerine kondurulan vişnesiyle sürekli karşıma çıkan cassata tatlısının ortaya çıkış hikâyesi de bunlardan biri.

Ada geçmişine ve Sicilya’nın Katanya azizesi St. Agatha’ya kadar uzanmamız gerekiyor öncelikle. 3’üncü yüzyılda yaşamış olan Agatha, güzelliğiyle herkesi büyüler. Vali Quinziano, Agatha’dan etkilenenler arasındadır. Uzun bir süre kendisini elde etmeye uğraşıp, başarılı olamayınca Agatha’ya türlü iftiralar atarak ismini lekelemeye çalışır. Valiyle birlikte olmayı kabul etmeyen Agatha’nın göğüsleri kesilir ve ölüsü aile evine gömülür. O günden bu yana, Agatha Etna Dağı’ndan Sicilya’ya bakan ve tüm adayı koruduğuna inanılan bir azize haline gelir.

3 ve 5 Şubat tarihleri arasında, St. Agatha’yı anma tören ve etkinlikleri düzenleniyor. Yeşil-beyaz-kırmızı renklerindeki bu tatlı, ona adanmışlığın bir simgesi ve Agatha’nın göğüslerinin bir sembolü olarak (şekil itibariyle bir göğüsü andırdığı için) Sicilya tarihinde yerini alıyor.

Bu tatlı kek bazından oluşuyor. İçi likör aroması ve ricotta peyniri ile doldurulup, üzeri pasta hamuru ile kaplanıyor. Vişne ile de son dokunuş yapılıyor. Beyaz kısım bakire azizenin saflığını temsil ediyor. Bazı pastaneler işin kolayına kaçıp renklendirici ile yeşil kısmını elde ederken, Caffé Sicilia’da tüm malzemelerin doğal ürünlerden sağlandığını gördüm. Tat ve kıvam olarak açık ara en iyisi bu kafede yediğim cassata idi.

Caffé Sicilia Adres: Corso Vittorio Emanuele, 125 Noto

Cannoli ve Modica Çikolatası

07- cannoli (2)

Aslında yazarken, bir kez daha fark edeceğim üzere, Sicilya demek bolca tatlı çeşidi demek. Ben sadece deneyip sevdiklerime değinmek istediğimden, cannoli ve Modica bölgesine ait özel çikolatalardan bahsetmek istiyorum.

Cannoli’yi bundan seneler önce Floransa’da yemiş ve kökenini araştırmıştım. Bir gün olur da yolum Sicilya’ya düşerse yeniden yerim diye önündeki bir masaya geçip hayal kurduğum o tarihi pastaneyi dün gibi hatırlıyorum. Adadayken neredeyse her şehirde yemeğin üstüne söylediğim cannoli, yapımı zahmetli bir yerel lezzet. Hamurun içine metal bir kalıp konarak kızgın yağda kızartılıyor. Arasına ricotta kreması, üzerine süsleme için çikolata parçacıkları veya çam fıstığı ekleniyor. Ağır bir tatlı olduğu için sürekli yenemeyebilir, ama Sicilya’da olunduğu sürece, farklı mekanlarda yemek üstüne tatlı niyetine söylemeden geçemiyorum.

Modica çikolatası ise Meksika’da tattığım kalıp halinde dondurulan kakaonun tadını anımsatıyor. Yerken ağzınıza tane tane şeker parçacıkları geliyor. Kakaosu ise sert ve acımsı.

Gün batımında dimdik merdivenlerini çıkarak tepeden izlediğim Modica manzarasını aklıma getirince, dilime bu çikolatanın tadı geliyor. 1880’lerden beri açık olan Antica Dolceria Bonajuto, Modica’daki tarihi çikolata adreslerinden biri. Damla çikolatalardan tadım yaparak alacağınız pakete karar verebiliyorsunuz. Zencefil, muskat ve bitter aromalı olanları o kadar seviyorum ki, birkaç paket de yanıma alıyorum.

Sicilya adasında günümüze kadar gelen bu çikolatanın tarihi Azteklere dayanıyor. 16’ıncı yüzyılda adayı ele geçiren İspanyolların, Meksika’dan getirdikleri kakao ve Aztek tarifleriyle ortaya çıkardıkları bu çikolata uzun zaman adada üretiliyor. Bazı türlerinin içine baharat da konuyor; tıpkı Meksika sosu mole’da olduğu gibi.

Yokuşları tırmanıp, gölge oyunlarının çağrısıyla güneşin peşine koyuluyorum. Uykuya dalmadan önce şehri baştan başa turuncuya bürüyen güneşi en tepeden izlemek için. Süzülen ışıklar altında ezberime kazıdığım Modica evlerini arkamda bırakıp Bonajuto’da farklı aromalı çikolatalar deniyorum. Şehre veda etmeden uğradığım Caffé dell’Arte’de sıcak kakao içme hayalimi bir kenara bırakıp, sadece kahve eşliğinde etrafımı izlemeye koyuluyorum. Gülen gözler, masalara gidip gelen tatlılar, süt köpürtme makinesinden gelen fokur fokur sesler ve bar tezgâhının arkasından yayılan farklı kokular eşliğinde zamanın yavaşça ilerlemesini bekliyorum.

Modica, Sicilya’da en sevdiğim şehirlerden oluyor. Birbiri üzerine çıkmış gibi yükselen taş binaları, kuruduğu için farklı bir renge bürünmüş begonvilleri, tırmanırken bitmeyecek gibi gelen katedral merdivenleri, evlerin arkasına gizlenmiş küçük bahçeleri ve mekanlardan gelen iştah açıcı kakao kokularıyla, Modica zihnime yerleşiyor.

Antica Dolceria Bonajuto: Corso Umberto I, 159 Modica
Caffé dell’Arte: Corso Umberto I, 114 Modica

07- cannoli (1)

Modica

09- modica (1)

09- modica (2)

Caffé dell’Arte

09- modica (3)

00- ana fotolar (2)

Cefalu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s