BALIKÇI ROTASI: GÖLYAZI, ESKİ FOÇA, DATÇA VE KONYAALTI

01

Sun Express uçak içi dergisi, Eylül (2019) sayısında yer almıştır.

Balıkçı teknelerinden gelen motor sesi, Türkiye’de adeta yazın sesidir.  Sonra o sese, teknenin üzerinde uçuşan martıların ötüşleri karışır. Karşımızda beliren resim ise bize öyle bir ilham verir ki, dalgaları aşarak yol alan balıkçıların izinden gitmek isteriz. İşte şimdi, rotamızı balıkçıların mavi vatanlarına çevirip, rengarenk ağların süslediği limanlarına ve insanın içini açan balıkçı köylerine gidiyoruz.

Türkiye’de, dilden dile yayılmış onca tarihi hikâye ve efsane var. Bunların bir kısmıyla günümüzde de karşılaşıyoruz. Örneğin, Cevat Şakir’in (Halikarnas Balıkçısı) satır satır mavi kelimelerle anlattığı cesur ve umut dolu balıkçıları, ete kemiğe bürünmüş bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bizleri, antik dönemlerden bu yana yaşam sürmüş topraklara davet ederek, denize yazılmış hikayelerin ardından gitmemiz için cesaretlendiriyor. Biz de balıkçıların izinden; insanda huzur ve özgürlük hissi uyandıracak yerlere doğru yola çıkıyor, dünden bugüne miras kalan güzelliklerin peşine düşüyoruz.

Bursa’nın Göz Bebeği: Gölyazı

Uluabat Gölü üzerinde bir gözbebeğini andıran ve karadan sanki kopmak üzere; uzun ince bir köprüyle anakaraya bağlanan Gölyazı, Türkiye’de balıkçı köyü denildiğinde ilk akla gelen yerlerden. Tarihi, Antik Çağ’a uzanan bu şirin yerin, mitolojide Anadolu’da ışık Tanrısı; Apollon adına kurulduğu biliniyor. Günümüzde Gölyazı, ziyarete gelenleri, sahil boyuna dip dibe yanaştırılmış rengarenk balıkçı tekneleriyle kendine çekiyor. Burası, 700 yaşını aşkın tarihi dev bir çınar, Anadolu’nun özgün Rum Ortodoks kiliselerinden Aziz Panteleimon Kilisesi, göç yolu üzerinde Afrika’dan Türkiye’ye gelen leylek sürüleri ve yaşamlarını balıkçılığa adamış insanlara ev sahipliği yapıyor. Gölyazı’yı, daha sakin olan hafta içi günlerinde ziyaret ederek, balıkçı teknelerinin hareket vakti olan sabahın ilk ışıklarında günü karşılamanızı, sonrasında göl kenarındaki restoranların birinde taptaze balıklarla kendinize bir ziyafet çekmenizi öneririz.

Naif Güzel Eski Foça

Antik Çağ’da İyon yerleşimlerinden biri olan ve adını çevresinde yaşayan foklardan alan Foça (Phokaia), Egeli balıkçıların uğrak noktası. Pastel renklere boyalı panjurlu taş evleri, harika gün batımları ve balıkçı teknelerinin demirlediği küçük limanıyla geçmişten günümüze bakir kalabilmiş beldelerden. Eğer sizin de yolunuz buraya düşerse, sanki birbiriyle güzellik yarışı içinde olan; yakın zamanda restore edilmiş tarihi evlerin sıralandığı Reha Midilli Caddesi’nde ve ortasında horoz heykeli olan meydanında vakit geçirin. Tarihin kapılarını biraz daha aralamak isterseniz, listenizde 15.Yüzyıl’dan kalan Fatih Cami ve Beş Kapılar Kalesi olsun. Ayrıca tekneyle ulaşılabilen siren kayalıklarını ziyaret edip, Nazmi Usta’da borovinka ve sakızlı dondurma yemeyi, Kavala Cafe’den kale manzarası ardında her saniye farklı bir renge bürünen gökyüzünde gün batımını izlemeyi ve limandan kalkan teknelerle balık turlarına katılmayı unutmayın. Liman boyunca dizilmiş restoranlarda veya Fokai Restoran’ın dar bir sokağa kurulmuş masalarında Ege mezeleriyle günü sonlandırabilirsiniz.

27.jpg

Mavi Bir Düş: Datça

Nefes kesen koy manzaraları, Ege ve Akdeniz’in ev sahipliğindeki uçsuz bucaksız denizi, rüzgârda dile gelen badem ağaçları ve eski taş evlerin hayat bulduğu daracık sokaklarıyla Datça, bir balıkçının görebileceği en güzel düşlerden biri gibi. Amasyalı coğrafyacı Strabon ve Bodrumlu Heredot’un övgüyle söz ettiği; Knidos Antik Kenti’nden Datça’yı keşfetmeye başlayabilirsiniz. Knidos, Dorların kurduğu bilinen; bilim, sanat ve mimaride gelişmiş bir liman kenti. Apollon Tapınağı, nekropol, tiyatro ve güneş saatini gezdikten sonra, denizin yanı başında bir kafeye oturarak, karşınızda uzanan manzarayı izlemek günün en güzel ödülü. Dönüş yolunda, Yaka Köyü’ne uğrayarak yerli satıcılardan bölgeye özgü; bal, badem, reçel gibi ürünlerden almanızı, eğer vaktiniz varsa Yakamengen Kafe’nin zeytin ağaçları altında bir öğlen yemeği molası vermenizi öneririz. Bir dönem Eski Datça’da yaşayan şair Can Yücel’in evini ziyaret edip, sokaklarında yürüyüş yaptıktan sonra köy meydanında yer alan Orhan’ın Yeri’nde vakit geçirin. Buradan Datça merkezine gelip; iskeledeki ağ ören balıkçıları izler, çay bahçesinde meşhur badem kahvesinden yudumlarsanız, zamanın da giderek yavaşladığını görürsünüz. Ayrıca, merkezdeki Fevzi’nin Yeri’nde balık-meze keyfi yapmadan ve Palamutbükü yolu üzerindeki ıssız bir koyda yüzmeden Datça’dan dönmeyin.

Pastoral Bir Resim: Konyaaltı

Balıkçıların izinde Akdeniz’e ilerler, rotanızı Antalya’nın batı ucuna çevirirseniz; karşınıza bir tarafında yeşil ve mavinin tonlarına bürünmüş denizi, diğer tarafında Bey Dağları’nın heybetli siluetinin uzandığı Konyaaltı çıkacaktır. Bir yandan, uzunluğu 6 km. ’ye varan plajıyla deniz sevdalılarını memnun eden yer, diğer yandan da tarihi Likyalılara uzanan ve kazı çalışmaları hala devam eden Olbia kenti ile tarih meraklılarına nice hikayeler anlatıyor. Antalya Müzesi ise, bölgenin Likya, Pamphylia ve Pisidia antik kentlerine ışık tutan eserlerine yer verdiği, Konyaaltı’nın ziyaret edilmeye değer yerlerinden. Müzede büyük heykellerin sergilendiği bölüme özellikle vakit ayırın. Bey Dağları Sahili Milli Parkı’nda bir doğa yürüyüşü yaptıktan sonra kapanışı, Konyaaltı Balıkçısı’nda mevsimine göre sunulan taze balıklarla ve lezzetli mezeleriyle yapabilirsiniz.

04

17

24

25

26

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s