Tarihi Nakşedenler – Minyatür Ustaları

Ebru Yalkın (2).jpg

Skylife dergisi, Mayıs (2019) sayısında yer almıştır. 

Geleneksel sanatlar arasında yer alan minyatür, geçmişi bugüne, bugünü geleceğe taşımasının yanında; estetiği, renk uyumu ve detayları bir dantel gibi işleyişiyle saklı kalmış güzellikleri de ortaya çıkarıyor.  İstanbul’da yaşayan ustalarla buluşup, hocalarından öğrendikleri bilgiler ışığında yaşattıkları ve yeni nesillere aktardıkları minyatür sanatını konuştuk.  

Karlı bir kış günü, dışarıdaki soğuğa rağmen, sımsıcak sarı odalarının içimi ısıttığı İstanbul Kitaplığı’nın rafları arasında merakla geziniyorum. Sırtında kırmızı harflerle Surnâme yazan kalın bir kitap dikkatimi çekiyor. Böylelikle tanışıyorum şair Seyyid Vehbi’nin Sultan Ahmet dönemine dair anlatımlarını minyatürlerle betimleyen Levni’nin Surnâme’siyle. Kitabı açtığımda, Osmanlı saray döneminin ihtişamlı törenlerini ve gösterilerini masalsı minyatürlerle günümüze taşımış sayfalar çıkıyor karşıma. Sultan, sadrazam ve toplulukların giysilerine, sayfa kenarlarına işlenmiş desenli süslemelere, mimari yapılara, doğanın güzelliğine ve özenle işlenmiş tüm ayrıntılara baktıkça sanki hiç yaşamadığım bir dönemin ruhuna ait oluyor bir parçam.

Orhan Pamuk’un, Benim Adım Kırmızı kitabındaki “Nakşetmek hatırlamaktır.” sözü geliyor aklıma. Büyük bir sabır ve özveriyle, bir nakış gibi işlenmiş o dünyayı minyatürle anlatan ustalarla buluşup; geçmiş ve günümüzden nice hikayeleri yeniden hatırlamak için yola koyuluyorum.

13

İlk olarak, 70 yıldır minyatürle iç içe yaşayan Ülker Erke’nin Çiftehavuzlar’daki evini ziyaret ediyorum. Duvarlarda asılı minyatürleri, kitapları ve arşiv dosyalarıyla, Erke’nin evi adeta yaşayan bir müze gibi. Ortaokuldayken, hocası Süheyl Ünver’in teşvikiyle fırçayı ilk kez eline aldığı o günden bu yana minyatüre gönül vermiş. “Minyatür, anlatan resimdir. Günü, dönemi tüm ayrıntılarıyla anlatan tarihi bir belge gibidir.” derken gözleri ışıl ışıl parlıyor sanatçının.

Mevlevîhâneler, Anadolu Efsaneleri, Fatih Sultan Mehmet’in saltanat kayığından buharlı gemiye kadar olan gemiler, Selçuklu ve Osmanlı Dönemi Hastaneleri seçtiği konulardan bazıları. Kitaplarını incelerken, minyatüre yansıyan tüm detaylarıyla günümüzden bir armağan gibi duran Zeytinin Hikayesi’ni merak ediyorum. Erke, bu konuyu seçmesinin sebebini şöyle açıklıyor: “Süheyl Hoca, en iyi bildiğim yeri, kendimi en yakın hissettiğim konuyu çalışmamı öğütlerdi hep. Dedemden bu yana zeytinci bir aile olduğumuzdan, Edremit yöresi efsanelerini ve zeytinin hikayesini çalışmak istedim.” Yaptığı sanatın güncel olmasının önemine değinen Erke, bu seride Edremit denilince ilk akla gelen zeytinin oluşum sürecinden, gün doğumunda traktörlerle gidilen zeytin toplama, hasat zamanı, hasat sonu yapılan meci geleneği kutlamalarına kadar tüm ayrıntıları minyatürlere aktarmış.

Erke’ye göre, “Bir minyatürcüde olması gereken en önemli özellik hayal gücü. Bunun yanında sabır, el becerisi, resim bilgisi, anatomi, matematik ve geometri elbette mühim. Ancak, merak ve beraberinde gelen araştırma isteği olduğunda ortaya çıkan iş çok daha güzel oluyor.”

Erke’nin ruhu besleyen ve ilham veren sözlerini belleğime kazıyıp, Erenköy’de yaşayan minyatür sanatçısı Gülçin Anmaç’ın çalışmalarını yaptığı ve yaşadığı evine geliyorum. Duvarlardaki eserlerden ve bir odayı baştan sona kaplayan kütüphanesinden kendimi almam zor oluyor. Eserlerin arasında büyük bir vefayla söz ettiği hocaları Nusret Çolpan ve Cahide Keskiner’in minyatürleri de var. Yol gösteren hocalarından bahsederken, bir bilgiyi aktarmanın önemini şu sözleriyle vurguluyor: “Hocalık yaptığınızda orada bir aktarım olduğu için daha disiplinli ve oto kontrollü olmanız gerekiyor. Rol model olarak bir bütünü devrediyorsunuz. O sanatı taşıyabilecek kişileri seçmiş oluyorsunuz. Sizden o bilgiyi alıp başkalarına öğretebiliyor mu? İşte bu kriter benim için çok önemli. Ancak böyle geleceğe taşınabiliyor o sanat.” Anmaç, minyatüre özgün bir konu seçilmişse, araştırma ve doküman toplama sürecinin de çok önemli olduğunu söylüyor. “Bir çalışma yapmadan önce uzun bir süre o dönemi yaşıyorum. Okumalar yapıyor, tüm odağımı o konuya veriyorum. İyice hâkim olduğumda minyatür çalışmasına geçiyorum. Mesela, Bursa’nın hanlar bölgesini çalıştığım dönemde, aylar süren araştırmalar sonrasında yerleşme düzeni üzerinde tek tek çalıştım. Bir keresinde de Mevlana’nın kalınca bir kitabından sadece bir minyatür çıkardığım oldu.”

02- Gülçin Anmaç anadolu yaban koyunu

Minyatür sanatının, kitap dışındaki alanlarda da yer almasına sıcak baktığını belirten Anmaç, “Minyatür, belgesel, animasyon ve çizgi filme uygun bir teknik. İnceliklerini öğrenip, minyatür teknikleri ve unsurlarını kullanarak dijital bir sanat olarak yansıtmanız mümkün. Düşünün ki, çocuklar çizgi filmleri minyatür olarak izleyip, kendi kültürlerini öğrenerek büyüyorlar. Bu harika olmaz mı? Biz, farkındalık oluşturmalıyız. Çünkü bilirsek severiz, seversek koruruz.” diyor.

16

Anadolu Yakası’ndan devam edip, tezhip ve minyatür sanatçısı Ebru Yalkın’la görüşmek için Kadıköy’ün renkli mahallesi Yeldeğirmeni’ne geliyorum. Ustanın fırçasından saçılan renkler yüzlere, binalara, desenlere yansımış; hikayeler fısıldıyor karşımda duran minyatürlerde. Eserlerine bakarken, Kadıköy Çarşısı sokaklarında sanki yeniden yürüyor, Galata Köprüsü’nde heyecanla balık bekleyen balıkçıların arasında buluyorum kendimi.

Yalkın, üniversitede çini ana sanat dalından mezun olduktan sonra tezhip, ebru ve minyatürü bu işin ustalarından öğrenmiş. 14 senedir ortaya çıkardığı minyatürlerin, klasik eğitimi üzerine koyduğu hayal gücü ve araştırmalarla şekillendiğini belirtiyor. “Günümüzün hikâye ve detaylarını, ferah ve sade bir şekilde aktarmayı seviyorum. Örneğin, yaşadığım semti bugünkü haliyle; çarşısı, mimarisi, insanların giysilerine kadar güncel olarak yansıtmaya çalışıyorum.” diyor. Minyatür sanatının aynı anda birçok şeyi anlatabilme özgürlüğüne ise “Minyatür sanatı size esneklik sağlar. Bazı şeyleri olduğu gibi dahil eder, bazı şeylere hayal aleminizi katarsınız.” sözleriyle değiniyor.

10 yılı aşkın bir süredir, İstanbul’da yaşayan yabancılara tezhip ve minyatür dersleri veren sanatçı, bir ülkenin kültürünü anlamanın yolunun, geleneksel sanatlarını anlamaktan geçtiğinin altını çiziyor: “Burada yaşamaya geldiklerinde, çini, tezhip, iğne oyası, Osmanlıca gibi dersler alıyorlar. Ben de onlara minyatürü öğretirken, sadece tekniğini değil tarih ve kültürümüzdeki yerini de aktarıyorum. Bunları öğrendiklerinde, sanata ve Türk kültürüne daha çok bağlanıyorlar.”

Tarih, farklı belgeler aracılığıyla günümüze taşınmaya devam ediyor. Geçmişi tüm yönleriyle bize yansıtan geleneksel sanatlarımızdan minyatürün de görsel bir şölen olmasının yanında, bilgi veren zengin bir kaynak olduğunu bu görüşmelerin sonunda bir kez daha fark ediyorum. Her biri farklı izler bırakan bu minyatür sahnelerini ilmek ilmek işleyerek ölümsüzleştiren ustaların, bugünün hikayelerini de geleceğe taşıyacaklarını görmek beni mutlu ediyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s