KAPADOKYA’DA GÜVERCİNLERİN DÜNYASINA YOLCULUK

01

Anadolu Jet uçak içi dergisi, Mayıs (2019) sayısında yer almıştır.

Kapadokya’nın, sıkça sözü geçen güzel atları dışında, bir de güvercinleri var. Güvercin yetiştiriciliğinin tarih boyunca yaygın olduğu bu topraklarda, kayalara oyulmuş güvercin yuvaları ve havada süzülen sakinlerinin izini sürüyoruz.

Kapadokya’nın Sadık Sakinleri: Güvercinler

Soğuk bir kış günü, Kapadokya’yı ilk kez görecek olmanın heyecanıyla yollara düşüyorum. Bu büyülü bölge, gizemini ve sırlarını bana tamamen verecek mi bilmiyorum; fakat ben oyulup içlerine hayat kurulmuş olan devasa kayaların ardındaki hikayeleri dinlemeye ve dik yamaçlarından eşsiz manzaralara bakmaya hazırım.

Kayseri-Göreme yolu, kafamda canlandırdığım Kapadokya kadar güzel. Karla örtülmüş Erciyes Dağı, bir gölge gibi ara ara naif yüzünü gösteriyor. Erciyes’in aksine, seyrettiğim yolda kışa dair neredeyse hiçbir şey yok; yol yumuşacık akıp gidiyor. Sadece, dağların önlerine sanki suluboya fırçasıyla konmuş gibi gözüken köy evlerinin bacaları tütüyor.

Göreme’ye vardığımda, gökyüzünden üzerime doğru uçuşan beyaz kuş tüyleriyle karşılaşıyorum. Halbuki, buraya gelmeden önce Kapadokya’yı karlarla kaplanmış ve sakin bir kış uykusuna dalmış olarak hayal etmiştim. Bembeyaz kar taneleri yerine, bembeyaz güvercin tüyleri düşüyor üzerime. Tüyleri takip ediyorum; güvercinlere, burada nasıl bir yaşam sürdüklerine ve onları yetiştirenlere olan merakım iyice artıyor. Kapadokya’nın, Persçe’de “güzel atlar ülkesi” anlamına gelen ismine, kafamda bir yenisi daha ekleniyor: Güzel güvercinler ülkesi. Havada gördüğüm güvercinler, siyah, beyaz, kahve desenli kanatlarını, bu gizemli ülkenin dik yamaçlarından gökyüzüne yükselerek çırpıyorlar. Yankılanan kanat çırpma sesleri, sanki Kapadokya’nın da sesi. Bu coğrafyanın en sadık sakinlerinden olan bu kuşlar, dilleri olsa kim bilir neler anlatacaklar.

03

Güvercinlere Dair

Kapadokya’nın birçok yerinde güvercinlerle ve dik yamaçlardaki kaya evlerin duvarlarına yapılmış güvercinliklerle karşılaşıyorsunuz. Güvercin yetiştiriciliğinin uzun bir geçmişi olduğunu, bu eski kayalık yuvalara bakarak da anlayabilirsiniz. Kapadokya’da “güvercinlik” denilen bu yuvalara, Kayseri’de “burç”, Diyarbakır’da ise “boranhane” deniliyor.

Kapadokya’daki güvercin yetiştiriciliği 9. Yüzyıl’da başlamış. Güvercin gübreleri o dönemde, tarımda ve freskleri dayanıklı kılmak için kilise içlerinde kullanılmış. Kapadokya dışında, güvercinler Anadolu’nun da birçok bölgesinde, binlerce yıldır evcilleştiriliyor. Hatta, tarihi 6000 yıl öncesine kadar dayanan güvercin, evcilleştirilen ilk kuş olarak geçiyor. İlk kez Orta Asya veya Anadolu’da ortaya çıktığı düşünülüyor.

Osmanlı Dönemi’nde, Halep, Antep ve Urfa arasında, güvercin ve güvercin gübresi ihracatının yaygın olduğunu görüyoruz. O dönemden bugüne, dalıcı, dönücü, taklacı, posta, kostüm ve ötücü güvercinler sıkça karşılaşılan türler. Özelliklerine ve bulundukları bölgeye göre isim alıyorlar. Diyarbakır, Mardin, Şanlıurfa, Kayseri, Konya gibi yerlerde yetiştiriliyor.

Güvercinlere dair ilginç özellikler arasında, “dem çekme” denilen ve sadece bu kuş türüne özel olan derinden gelen, huzur verici sesi ve kuluçka döneminde kursaklarından çıkararak yavrularını besledikleri; süte benzer özel bir sıvı olan “kuş sütü”nü sayabiliriz. Ayrıca Anadolu motiflerinde karşımıza çıkan güvercin figürü sevgi, barış ve iyi talih gibi anlamlar taşıyor. Bu yüzden tarih boyunca bu kuşa uğurlu, talih getiren bir kuş olarak bakılmış.

İkinci Dünya Savaşı sırasında, postacı güvercinler haberleşme amacıyla kullanılırken, günümüzde ise daha çok hobi amaçlı taklacı ve kostüm güvercinleri yetiştiriliyor. Güvercin yetiştiricilerin büyük bir kısmı, çok küçük yaşlarda başladıkları bu serüvene, hobinin de ötesinde; bir “tutku” olarak bakıyor.

Tanıştığım güvercincilerden aldığım bilgiye göre; bir güvercinin kalitesi, dış görünüşü, uzun süre uçabilme, yön bulma ve havada gösteri sergileme gibi kabiliyetlerle değerlendiriliyor. Ayrıca kalktığı yere geri inmesi ve göğsünü gere gere durması da güvercin yetiştiricilerinin aradığı iyi özellikler arasında.

06

Kapadokya’nın Güvercin Yetiştiricileri

Gün batımına birkaç saat kala, Kapadokya’nın tepelere kurulmuş kaya evleriyle ve en tepedeki kalesiyle insanları kendine hayran bırakan, Uçhisar beldesine gidiyorum. Rüzgarı bol, havası temiz Uçhisar’ın güvercinlik vadisini seyre dalıyorum. Burası, uçurumun ucunda aniden var olmuş gibi gözüken bir kaya cenneti. İnsan yüzlerini andıran kayalıklar, yamaçtan uçan güvercinlerin arkasında gizemli bir tuval gibi uzanıyor. Biraz yokuş çıkıp, başka bir yamaca varıyorum. Buradaki kayalıklardan birine kurulmuş bir çay bahçesi var. Hava soğuk olduğundan, dışarıda pek kimse yok. Mehmet Bey, camları buğu yapmış, sıcacık mekanına bizi buyur edip, sobada pişirdiği kestanelerden ve çaydan ikram ediyor. Mehmet Bey, namı diğer Çiko, bu ismi çocukken Zagor’un arkadaşı Cico’ya olan benzerliğinden almış. O günden beri, “Çiko” lakabıyla anıldığı için mekanının ismini de “Çiko’nun Yeri” koymuş. Soba başında oturup sohbet ederken, söz Mehmet Bey’in güvercinlerinden açılıyor. “Yamacın en güzel yerini, tabii ki kuşlarıma verdim” diyor, eliyle yamacın ön tarafındaki kulübeyi gösterirken.

Mehmet Bey’in güvercinlerini görmeye dışarı çıkıyoruz. Güvercin yuvasının kapısı açıldığında, benim de zihnimde yeni bir kapı aralanıyor. Bu kuşların dem çekişlerini, kanat çırpma seslerini şaşkınlıkla ve ilk kez bu kadar yakından dinliyorum. Kostüm ve taklacı kuşlar, bütün ilgi üzerlerinde havada marifetlerini sergiliyor. Çiko, çocukluğundan beri bu tutkudan vazgeçemediğini söylüyor ve şöyle diyor: “Onca yıldır, her sabah ilk iş, onlara günaydın derim.”

Havaya hakim olan sessizlik, güvercinlerin kanat çırpma sesleriyle bölünüyor. Onları bir bir gökyüzüne uğurlayıp, süzülüşlerini izleyen Çiko’nun gözlerinde sevgi ve umudu görüyorum. Bu kuşlarla özdeşleşen o pozitif duygulardan payına düşeni almış Çiko. O da, en az güvercinler kadar gökyüzünü okuyor ve onlarla aynı dili konuşuyor.

IMG_1922

Bir sonraki durağım ise, Nevşehir’in köylerinden biri olan Suvermez. Köyün berber dükkanının yanında, Cumhur Bey ile buluşuyoruz. Güvercinlerini görmek için evinin damına çıkıyoruz. Aynı Çiko gibi, büyük bir heyecanla kulübeyi açıyor ve verdiği yemle güvercinlerini dışarı davet ediyor. Biraz yemlendikten sonra taklacı kuşlar, havaya süzülüp bize hünerlerini sergiliyor. Bir o yana, bir bu yana uçuşlarını, arada takla atışlarını izlerken başım dönüyor. Coşkuları, sanki damdan taşıp, köyün camisine ve meydan kahvehanesine kadar gidiyor. Cumhur Bey, “çocukluğumdan beri hep bu kuşlarla iç içeydim” diyor. Bir güvercinin marifetini tam olarak sergileyebilmesi için, önce yavrusuna “kusması” gerektiğini, yaklaşık bir yıl sonra hünerlerini gösterdiğini anlatıyor.

Köyde, belirli aralıklarla düzenlenen kuş mezatları, Cumhur Bey gibi güvercin severlerin, dört gözle bekledikleri etkinliklerden. Bu ihalelerden yuvaya yeni güvercinler alıp, bazılarını başka güvercin severlere sattığını ekliyor. Ayrı bir kümeste de, damızlık olarak beslediği kuşları var. Böylelikle, farklı marifetleri olan kuşları çiftleştirerek, yeni melez kuşlar elde ediyor. Biz sohbet ederken, güvercinler uçmaya ara verip, kulübenin tepesine dizildiklerinde zaman da sanki yavaşlıyor.

Güvercin yetiştiriciliği, tarihimizin bize bıraktığı miraslardan biri. Anadolu’nun bu kültürünü günümüze taşıyan güvercin yetiştiricileri de, başları daima semaya dönük, güvercinlerin kanat çırpışlarını okuyabilen, onlarla benzer dili konuşan, günün bir kısmını damlarda ya da yamaçlarda geçiren tutkulu birer hayalperest.

07IMG_18940204

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s