HAYAL USTALARI

02.jpg

Skylife dergisi, Nisan (2019) sayısında yer almıştır.

El emeğine ve ustalığa dayanan geleneksel sanatlar, bugün hem dünyada hem de ülkemizde yaşatılmaya devam ediyor.  Türlü tiplemelerle karşımıza çıkan kuklalar ve perdeye yansıyan suretleriyle nice hikayelere yol aldığımız Karagöz, bu sanatlar arasında. İstanbul’daki atölyelerinde bu figürleri tasarlayıp üreten ve sahnede oynatan ustalarla konuştuk.

Çocukken, uzun kış gecelerinde “Elektrikler bir kesilse de mum ışığında ellerimle duvarlarda denizin üzerinde uçan yelkovan kuşlarının, okyanusta sıçrayan balinaların ve dağlardaki kurtların siluetlerini oluştursam” diye beklerdim. Öyle anlarda, hayvan gölgeleri masal kahramanları olur, gizemli dünyalar sunardı bana. Yıllar sonra bu kez perdenin arkasında, hayâlîlerin sihirli dokunuşlarıyla dile gelen Karagöz ve iplerin ucunda hayat bulan kuklalar girdi hayatıma. Muzip, komik, zeki ve saf tiplemelerin ete kemiğe büründüğü tasvirlerle dolu düşsel atmosferlerde hikayelerini fısıldadı içimdeki büyümeyen çocuğa.

İşte o günlerin özlemiyle, insanın içini ısıtan sarı sıcak, loş ışığın aydınlattığı perdenin diğer tarafına geçiyorum. Yüzleri tanıdık gelen ahşap kuklaların ayak seslerini takip ediyorum. Merakla yeni hikayeler bekleyen bir çocuk gibi düşüyorum kuklalara ve gölgelere hayat veren ustaların peşine.

03

Cengiz Özek, Karagöz Sanatçısı

İlk durağım Karagöz ile arkadaşlarına hayat veren Beyoğlu’nda tarihi bir binada yer alan ve daha içeri girer girmez beni başka bir dünyaya götüren atölyesi. Taş duvarlar, Japon balıklarının yüzdüğü süs havuzu, sarnıç ve “Bu gördüğünüz gelecekte yapmak istediğim kukla müzesinin denemesidir.” diyerek gösterdiği, duvara asılı onlarca kukla ve figürün arasındayım.

40 yıldır kuklalarla iç içe yaşayan Özek, Karagöz ile ortaokulda resim öğretmeni sayesinde tanışmış. Karagöz figürlerinin nasıl yağıldığını öğrenip, yıllar içinde yazdığı oyunları sahnelemiş. Karagöz’de karşımıza çıkan klasik karakterler dışında kendi oyunlarındaki tiplemeler için de el emeğiyle birçok tasvir üretiyor. Düzenlediği kukla atölyeleriyle bu sanatı yeni nesillere aktarıyor. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali’ni de düzenleyen sanatçı, Karagöz oyunlarının hem figür hem de içerik yönünden güncel olması gerektiğini şu sözlerle anlatıyor: “Figür ve içeriğin bugünü takip etmesi gerek. Topkapı Sarayı’ndaki Karagöz koleksiyonuna baktığımızda, döneminde kullanılan hava balonu, şimendifer gibi örnekleri de görüyoruz. Giysilerde ise kostümler her dönem değişmiş ve güncel olanı yakalamak için çalışılmış. Benim yapmaya çalıştığım da bu.”

Bu yenilikçi bakışı oyunların içeriklerine de taşıyan sanatçı, temsillerde barış, dostluk, çevre kirliliği ve doğa sevgisi kavramlarını işlerken bunun sebebini şöyle açıklıyor: “Molière veya Shakespeare’e baktığımızda gördüğümüz evrensel konular, herkesin içinde var olan ve yok olmayan değerler. Amacım bu konuları, Karagöz’ün kendi oyun dağarcığının metodolojisine sadık kalarak yorumlamak.” Temponun önemini de vurgulayan Özek, “Sahnede geçen her boş saniye seyirciye bir saat gibi gelir. Günümüz insanının etki-tepkiyle ilerleyen bir temposu var. Sesle, görüntüyle, ışıkla doldurmak lazım o perdeyi. Sopanın ucunda olan Karagöz figürünün sizin bedeninizin bir parçası haline gelmesi lazım.” diyor. Bahsettiği o tempoyu tüm beden diline ve hayatına büyük bir başarıyla yansıtan sanatçının atölyesinden ayrılıp, Tepebaşı’na geçiyorum.

05

Cengiz Samsun, Oyuncu ve Kukla Sanatçısı

Oyuncu ve kukla sanatçısı Cengiz Samsun’un Tepebaşı’ndaki atölyesini, kapı numarasına bile bakmaya gerek duymadan, girişine çizdiği duvar resimlerinden hemen anlıyorum. Tiyatrolarda oyuncu olarak sahne alan Samsun, Karagöz yapımına bir yakını vesilesiyle ilgi duymuş. “Felsefesiyle, ruhuyla, tasarımı ve zanaat gerektiren yapısıyla etkileyici geldi.” dediği Karagöz’ün dünyasına böylece adım atmış. 16 yıldır, geleneğe uygun bir şekilde deriye şekil verip, kök boyalarıyla renklendirdiği Karagöz tasvirlerini aslına uygun olarak, bazen de kendi oluşturduğu karakterlerle yapıyor. Ayrıca ahşaptan ve bezden kuklalar tasarlayıp, oyunlar sahneliyor. Meddahlık, gölge oyunu, ipli kukla ve masa kuklası disiplinlerini bir araya getirerek sahneye koyduğu Leyla ile Mecnun bu oyunlardan biri. Samsun’a göre, “Karagöz oyunları sayesinde bir toplumun günlük yaşamından adetlerine, yeme içme alışkanlıklarından eğlence anlayışına bütün sosyolojik yapısını takip etmek mümkün.”

06

Oyunu “seyirciye göre” oynamaya da önem veren Samsun, “Büyükler için tasarladığınız bir oyunu dili sadeleştirerek ve içeriği uyarlayarak çocuklara da oynayabilirsiniz.” diyor. Çocuklara yönelik sahnelediği oyunlarda ve düzenlediği atölyelerde ise bir noktaya dikkat çekiyor: “Bazen çocuklarla önce oyun izleyip, sonrasında kukla yapımına geçiyoruz. Çok mutlu oluyor, sanki bambaşka bir dünyaya giriyorlar. “Hayal” dediğimiz de zaten çocukların dünyasında fazlasıyla var. Yetişkinlerin hayal dünyasını aşan öyle şeyler yapıyorlar ki, sanat eseri gibi. Böyle ortamlarda ne tablet bilgisayar arıyorlar ne de telefon.” diyor.

08

Pınar Akpınar, İpli Kukla Sanatçısı

Beyoğlu’nun curcunasını ardımda bırakıp, Pınar Akpınar’ın Büyükçekmece’deki atölyesine geldiğimde kendimi, ahşapta canlanmış “küçük insanlar” arasında buluyorum. Yüzleri, bakışları ve giysileriyle birbirinden farklı olan bu kuklalar aniden dile gelip, her an konuşacak gibiler. Akpınar, üniversitede sahne dekoru ve kukla sanatı eğitimi alırken, kendini kukla yapımına daha yakın hissetmiş ve zaman içinde yüzlerce kukla tasarlamış. “Bana en yakın gelen malzeme” dediği ahşaba şekil verip, kaş, göz ve yüz ifadelerini boyayarak, her birinin giysisini elinde dikiyor. Kukla sanatını, insanlara daha yakından tanıtmak istediğini belirten Akpınar, “Kukla sanatı ne yazık ki çok ön planda değil. Bu yüzden insanları cezbetmek ve onlara bu dünyanın ne kadar etkileyici olduğunu kuklalar aracılığıyla göstermek istedim. Önceleri hayallerim üzerinden kendi karakterlerimi tasarlıyordum. Türk sinemasının ünlü oyuncularının kuklalarına sonradan yöneldim. Derken kuklalarını yaptırmak isteyen insanların ipli kuklalarını fotoğraflarına bakarak yüzleri, duruşları ve kıyafetlerine kadar birebir yapmaya başladım. Böylece kuklalar evlere girerek, sahiplerini büyüleyecekti.” diyor.

Pınar Akpınar en büyük hayalini ise “Yetişkinler için, tüm dekorunu, senaryosunu kendimin oluşturduğu, tamamen kuklalardan oluşan bir tiyatro sahnelemek istiyorum.” sözleriyle dile getiriyor. Hareketsiz duran figürlerden birini, “Bunlar, bir nesnenin can kazanmış hali aslında. Her birine bir karakter verip, onu canlandırmak bu işin en zevkli yanı.” diyerek uzanıp alıyor. İşte o an, kuklanın Akpınar’ın elinde canlandığına tanık oluyorum.

Modern çağın getirmiş olduğu birçok yeniliğinin ve günümüzde doğan sanat akımlarının hayatımızda tuttuğu yeri bilsek de içimizi sımsıcak duygularla kaplayan geleneksel sanatlara her zaman ihtiyacımız olduğunu bu görüşmelerde bir kez daha anlıyorum. Konuştuğum üç usta da el emeğiyle hayat verdikleri kuklaların ve tasvirlerin arasında geçen ömürlerinde, yıllar önce dinlediğimiz masalları sanki bizlere yeniden anlatarak bu ihtiyacı karşılıyor.

07

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s