Taş Kahve

01

“Bir su ver oğlum.”
“Ben de bir oralet alayım.”
“Bana da bir ayran, bir soda.”

Dünyanın merkezi neresi diye sorsalar, yaşları 60’ı geçmiş Cundalılar, “Taş Kahve” yanıtını verirler. Bu kahve onlar için yalnız Cunda’nın değil, dünyanın da merkezidir. Her adanın ve her küçük Ege kasabasının kalbinin attığı böyle yerler vardır. Hayatın akışının görünür şekilde devam ettiği, kapısız evler misali her gelene kucak açan kahveler vardır.

Sabah kahveye getirilen belli başlı gazetelerden önce başlıklar okunur. İlerleyen saatlerde gündemlerin alt başlıklarına inilir. Sıcağın arttığı saatlerde ise, bir soğuk içecek söylenerek  kahvenin en güzel noktasına kurulunur. Her yeri görebilen, kapıdan esintinin rahatça geldiği o noktaya. Teker teker içeri girenlerle beraber “ada ekibi” tamamlanır, kağıt oyununlarına başlanır. Bu esnada dışarıdan gelen tüm yabancıların rahatsızlık verdiği anlar da başlar. İnsan sayısı giderek arttıkça ve sesler çoğaldıkça, Cundalı ihtiyar delikanlılar, biraz sitemli sözlerle; kalabalıktan, sıcaktan, bu yıl Cunda’nın geçen sene göre daha yoğun olmasından söz ederler.

Taş Kahve’de otururken, gözümün iliştiği hiçbir Cundalı amcayı, denize girerken hayal edemem.  Sanki yüzyıllardır, hiç kıpırdamadan bu kahvede oyun oynuyorlar ve sonsuza kadar burada kalacaklarmış gibi gelir. Onlar -yılın 12 ayını bu adada geçiren sakinler- için deniz, bir gemi tablosunda, güneşten ağarmış, silik mavi bir sudan ibarettir. Arada akıllarına gelirse bakar geçerler. Balıkları kendilerine dost bilmiş Cunda sakinleri de vardır içlerinde. Onlar da tekneleriyle arada bir balığa çıkar. Balıklarla dertleşir, balıklarla şakalaşırlar. Yine de, kimse denizden söz etmez, denize girdiği bir anısından bahsetmez. Deniz, onlar için unutmak zorunda oldukları mavi bir sır gibidir artık.

05

06

Yeniden sipariş vakti geldiğinde, herkes sırayla içeceklerini söyler. Oralet, soda, ayran ve adaçaylarından bir yudum içtikten sonra, hayatın kendisi ve gazetelerdeki haberler kadar mühim olan kağıt oyunlarına kaldıkları yerden devam ederler. 1-2 saat sonra içlerinden birinin telefonu çalar ve karısıyla kısa bir konuşmanın ardından patates ve soğan almaya pazara çıkar. Oyun arkadaşları, “Çabuk geri gel, bak yoksa yerine başkasını alırız.” diyerek, pazara giden kahve üyesiyle şakalaşır.

Tavanda uçuşan kırlangıç kuşlarını da kimse fark etmez bu kahvede. Çünkü o kuşlar da, en az deniz kadar tanıdık, unutulmuş bir dost yüzü gibidir. Tavandaki yuvalarından hızla çıkarak kahvenin içinde pervane gibi dönen kuşlar kadar seri, kırılgan ve yorucu olmuştur kahve üyelerinin hayatları belki de. Şimdi zamanı biraz yavaşlatıp, kanı biraz kahve, biraz çayla sulandırma vaktidir.

07

“Bir sade, bir orta, bir sakız.” diye bağırır garson. Onu ilk kez duyan bir müşteri, aniden gür sesiyle bir İbrahim Tatlıses türküsü tutturacağını hayal edebilir. Kasaya doğru yürüyen garsona; ahşap masada elleriyle tempo tutan yaşlı bir müşteri; “Bize hiç bakmıyorsun bugün, bir soğuk su istediydik ya.”  diyerek, yarı sitem yarı şakayla takılır. Garson yine gür sesiyle “Birrr soğuk!” diye bağırır.

Böyle küçük yerlerde para birimi daima eskilerde kalır. Bin TL. demek yerine bir milyar, yüz TL. demek yerine yüz milyon diyen insanların sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Bu kahvede de hesap istenildiği zaman, eski para birimleri havada uçuşmaya başlar. “Sende bozuk 1 milyon var mı, 5 milyonun çıkar mı?…” Kimse tarafından garipsenmeyen bu duruma gür sesli garson da çoktan alışmıştır.

Taş kahve ve diğer Ege kahvelerinde, sanki eşitlik şart koşulmuşçasına, farklı geçmişleri olan tüm kahve ahalisi yan yana, huzur içinde oturur. Rütbelerin ve statülerin ortadan kalktığı, tamamen önemsizleştiği kahvelerde, bir doktorla bir inşaat işçisini bir arada, yan yana görmek mümkündür. Tarla çalışanı Ahmet, fabrikatör Nejat Bey, komşu Mükerrem ile Nebahat, ev sahibesi Adile Hanım, bölgeye yeni gelmiş; fotoğraf çekmeye meraklı turistinden tutun da, 30 yılı aşkındır bu kahveye gelen İsmet Amca’ya kadar… Herkes…

08

09

Öğlen sıcağında kahveye gelmek istemeyen, bu yüzden günü şemsiyesinin gölgesinde şekerleme ve balkon sefasıyla geçiren son kahve üyesi de kahveye geldiğinde yeni oyun turuna başlanır. Kağıtlar yeniden bir bir dağıtılır. Dizleri oturmaktan yorulmuş olan birkaç üye, “Hadi, bize müsade.” diyerek ayağa kalkar. Şöyle bir gerinir, dizlerini ovuşturur ve kahveden ayrılır. Güneşin etkisinin biraz azalmasını bekleyip, dar kıvrımlı sokaklardan yürüyerek kahveye yeni gelen üyeler ise kahvenin tüm tanıdık yüzlerini selamladıktan sonra, yeni -yabancı- yüzlere şüpheci bir bakış atarlar. Yerlerine geçenlere “Hoşgeldin, eee n’apıyon?” diye sorulduktan sonra, cevap üstünkörü dinlenilerek, sabırsızlıkla oyuna kaldığı yerden devam edilir. Yan yana masalarda oturan kahve üyeleri, yazın sonsuz gibi görünen döngüsü içinde defalarca bir oyunu bitirip yenisine başlarken; kırlangıçlar kahveden -ana ocağından- yavaş yavaş ayrılmaya hazırlanır. Gür sesli garsonun son bir  kez “Bir kahveee!” diye bağırışından sonra da Taş Kahve’nin kapıları açık kalmaya devam eder. Yalnız, bu saatten sonra kahveye kahvenin değişmez yüzleri değil; daha çok yabancılar gelmeye başladığından anonslar artık: “Bir dondurma, bir midye, bir kalamar!” şeklinde olmaya başlar.

“Bir de su ekle dondurmaya!”
“Masa 3 hesabı istiyor.”
“35 liralık da fiş kesiver.”

Taş Kahve-Cunda // Mayıs 2018.

10

11

12

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s