DOĞU’NUN UCUNA YOLCULUK // DOĞU EKSPRESİ

01.jpg

-Tempo Travel Kış (2017) sayısında yer almıştır.

Son yılların en sık tercih edilen kış aktivitelerinden biri Doğu Ekspresi. Bunu hızla tükenen tren biletlerinden de anlayabiliyoruz. Bu yolculuğu yapacak olanlar, son durakları neresi olursa olsun, büyük bir heyecanla bu yolculuğa hazırlanıyor. Kars’ta inecekler için 25 saatlik, upuzun bir macera başlıyor. O yolculuk sadece bir tren yolculuğu olmaktan çıkıyor. Peki, sizi bu macerada neler bekliyor? Kimler Doğu Ekspresi yolculuğunu yapıyor? İnsanlar ne gibi beklentilerle Doğu Ekspresi yollarına düşüyor?

İki kere bindiğim Doğu Ekspresi’nin benim için ne ifade ettiğini soruyorum kendime. Benim için Doğu Ekspresi, alınan yolun, varılacak nokta kadar değerli olduğu bir lirik hayaller diyarı.

Hayatta paranteze alınan düşüncelerin bir bir açılıp, gecenin orta yerinde raylardan gelen ninni gibi sese teslim olmuşken, tekrardan karşına çıktığı bir yüzleşme yolculuğu. Kendinle baş başa, dört kişilik bir kompartımanda arkadaşlarınla veya onlarca tanımadığın kişiyle bir arada da olsan; daima kendi içine döneceğin ve yalnız kendi sesini en net duyabileceğin bir yalnızlık koğuşu. Sise gömülü dağların arasından, ardı arkası kesilmeyen tünellerin içinden geçerken, anılarına doğru da yol aldığın bir silsile. Saatlerin nasıl geçeceğini yolculuk başında kestiremediğin ama yolun sonuna doğru ‘zamanın su gibi akıp gittiği’ hissine kapıldığın iki düşünce arasında bir yerde var olan Doğu’nun ekspresi. En çok “gitmeyi” sevenlerin ekspresi.

02.jpg

Tarih gelip çatıyor. Tren biletimi okuduğum kitabın arasına yerleştiriyorum. Aylarca kurduğum hayaller, okuduğum Doğu’yu anlatan kitaplar, izlediğim tren filmleri ve dinlediğim nice ezginin sonunda Doğu Ekspresi’ne hazırım. Varacağım nokta Kars olsa da Doğu Ekspresi’nin kendisi de başlı başına bir hayal. Yaklaşık 25 saat sürecek bu yolculuğun her dakikasını ezberime kazımak istiyorum. Heyecanlıyım.

07

Yol çalışması sebebiyle önce Ankara tren garı önünden kalkan otobüslere binip, Irmak’a yola çıkıyoruz. Bir saat süren yolculuğun ardından, Irmak durağına varıyoruz. Trenin kalkmasını beklerken zaman çok hızlı geçiyor çünkü insanları izlemek çok keyifli. Burası her şeyin başladığı nokta: Yolcuların büyük bir heyecanla tren önlerine geçip “Doğu Ekspresi” yazısıyla fotoğraf çekildiği, ellerindeki paketleri gözden geçirip; “her şey tamam mı diye” kontrol ettikleri, bir bankta oturup son bir sigara içtikleri, biraz üşüyerek boydan boya yürüyüp raylara baktıkları ve kondüktörlerin de son kontrollerini yapıp bu uzun yolculuğa hazırlandıkları yer. Simsiyah bir gecenin ortasında kocaman bir dolunay bize eşlik ediyor. Havaya merak ve heyecan hakim. Mavi kırmızı çizgileriyle nostaljik treni görür görmez huzur da doluyor içim. Saat 19:20 olduğunda tren kalkmaya hazır. Kalbim biraz hızlanıyor; hayatımın en uzun tren yolculuğu olacak. Göreceğim manzaralar şimdiden gözümün önünden geçip gitmeye başlıyor. Hayali bile bu kadar heyecanlandıran bir yolculuğun, gerçeği nasıl olacak acaba?

Doğu Ekspresi, son birkaç yıldır talebin giderek arttığı “Ankara-Kars” hattında çalışıyor. Bu güzergâh üzerinde istediğiniz bir noktada durabilirsiniz fakat yolculuğu uzatmak isteyenler Kars’ta iniyor.  Sosyal medyanın da etkisiyle, insanların bu beyaz serüvenin bir parçası olmayı istemesi ve yolculuğu bir macera olarak görmesi kaçınılmaz. Çünkü gerçekten hem trendeyken görülen manzaralar hem de yaşanılan bu deneyim insanda derin bir iz bırakıyor. Etkileri kulaktan kulağa yayılıyor, merak ettiriyor ve görsel medya sayesinde de insanları cezbediyor. Gece başlayan bu yolculuğun, sizi heyecanlı bir bekleyişten alarak, ilerleyen saatlerde ruhunuzu yavaşlatması, iç sesinize kulak vermenizi sağlaması ve pencere ardından gördüklerinizle resmen meditasyon etkisi yaratması mümkün. 25 saat boyunca bir trenin içinde olma fikri en başta garip hatta biraz sıkıcı gibi gelse de, bir süre sonra buna alışıyorsunuz. Evinizin bir odasında, eşyalarınızla, anılarınızla ve sevdiklerinizle tren rayları üzerinde yol aldığınız hissine kapılıyorsunuz. Kompartıman evinizin bir odası oluyor, yandakiler komşularınız ve pencerenin ardından en sevdiğiniz filmler oynatılıp duruyor.

03

06

04

Doğu Ekspresi’nde İlk Saatler

Trenin kalktığı sırada, koridordan heyecanlı bir uğultu yükseliyor. Herkes vagonuna geçip, kompartımanına yerleşmeye çalışıyor; şarkılar, şakalar ve sohbetler eşliğinde.  Mont, çanta, valiz ve diğer eşyalar derken, bu yerleşme faslı biraz uzun sürüyor. Kapımızı kapatıp, taşınabilir loş ışıklarımızı da yerleştirdikten sonra kendi odamıza bizden bir şeyler katmış oluyoruz. Bizim odamız olsun ve yol boyunca kendimizi evimizde hissedelim diye… O esnada, daha sonradan da tanışacağımız kondüktör Selçuk Bey gelip biletlerimizi kontrol ediyor.

Artık kompartımana tam olarak yerleştiğimiz ve yolun akıp gitmeye başladığı anlarda, sohbet ve müzik de akıp gidiyor. Tigran Hamasyan’ın Kars1 melodileri yükseliyor odamızdan. Konuşacağımız konuları sanki yıllardır bu trene saklamış gibiyiz. Dinlemek istediğimiz ama bir türlü dinlemeye vakit bulamadığımız bütün şarkıları da sanki bu trene saklamışız. Yan kompartımanlarından da, benzer şekilde müzik sesleri ve konuşmalar geliyor. Ara ara sessizlik oluyor, ara ara kahkahalar yükseliyor.

08

05

Doğu Ekspresi İnsanları

Kompartımandan çıkıp, biraz koridorda dolanıyorum. Genç bir kız, bir yandan tren camı arkasından geçip giden manzaralara bakıyor, bir yandan da hararetli bir şekilde telefonda konuşuyor. Telefonu bazı noktalarda çekmiyor, kesiliyor. Pes etmiyor tekrardan arıyor aynı numarayı. Bu döngü bütün gece boyunca devam ediyor. Yan kompartımanın kapısını çalıyorum. İçeride 20’li yaşlarında bir grup arkadaş var. Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenci olduklarını söylüyorlar. Sohbete başlıyoruz. Sanki evlerini ziyaret etmişim gibi, ikramlarda bulunuyorlar; plastik bardaklarda kokteyl, yanına atıştırmalıklar… Hepsi çok mutlu, “hep bu yolculuğun hayalini kurduk” diyorlar. İçlerinden Ezgi ekliyor; “üstelik 4 ile çarpacağımız Euro’larla uğraşmadan, kafamız rahat seyahat edeceğiz.”. Varacakları şehir Kars da olsa, bu yolculuktan beklentilerinin de onlarda heyecan ve mutluluk yarattığını görüyorum.

Tekrar dışarı çıktığımda, vagonumuzun koridorunda heyecanlı bir arayış başlamış. Herkes birbirine “tirbuşon var mı?” diye soruyor. Nihayet aranan tirbuşon bulunuyor ve sırayla kompartımanlar şarap şişelerini açıyor. Vagonumuz yer yer aralı pencereden gelen isli duman kokusuna, yer yer de diğer kompartımanlardan gelen iştah açıcı kokulara teslim oluyor.

Kuşetli yataklı kompartımanların olduğu vagon genelde gençler tarafından tercih ediliyor. Umutlarını ve heyecanlarını yanlarına almış, kapılarını kapamış ama daima bir tık tık’a hazır bekleyen, yolun sunduklarına pencerelerini sonuna kadar açan genç insanlar… Enerjileri küçücük odalara sığmayan, anıları saatlerce anlatmakla bitmeyen, telefon ve fotoğraf makinesi şarjları paylaşmak arzusuyla tükenen, dışarıdaki dünyayı bir süreliğine askıya almış 25 saatlik seyyahlar.

Her koridorun sonunda, yana doğru itince otomatik açılan tren kapılarından bir bir geçerek, pulman bölümüne geliyorum. Buradaki yolcular bir arada; birbirlerini fiziksel olarak ayıran kapılar olmadan seyahat ediyorlar. Ama daha sessizler, kendi içlerinden konuşuyor ya da sesli konuşmak için bir an’ı bekliyor gibiler. Birkaç kişi çoktan uyumuş. Bir çift görüyorum. Kadın, cenazeden döndüğünü anlatıyor telefondaki birine, sonra “ne kadar yorgun” olduğunu ekliyor. Birkaç durağı kalmış varacağı yere, bir an evvel bitsin istiyor bu yol. Halbuki birkaç adım geride, “bu yol hiç bitmesin!” diyenler de vardı. Biliyorum ki; bu yol aslında herkes için sonlanacak, ama bazıları için etkileri sonra da devam edecek. Anılarda, sözlerde, fotoğraflarda, yazılarda ve şarkılarda…

Pulmandaki sessizliği kısa bir süreliğine bozuyorum. Biraz uykulu bir çiftin yanına gidip, nereye gittiklerini soruyorum. Divriğili karı kocanın içten sohbetiyle memleketlerini anlatmaları içimi ısıtıyor. Ulu Camii’si ünlü bu ilçeyi, onların betimlemeleriyle gözümde daha net canlandırıyorum o esnada. Artık gözümün önüne gelen o resimde, camii dışında başka güzellikler de var. Hemen yanlarında oturan Kemal amca da söze giriyor: “Ben de oralıyım, Divriği’miz güzeldir. Köyleri de ayrı bir güzeldir” diyor. Demiryolları emeklisi Kemal amcanın da gözleri diğer yolcular kadar uykulu, sesi biraz kısık. Ankara’da doktor kontrolünden gelirken kullandığı bu yol onun için, tanıdık bir hat. Doğu Ekspresi’ne daha önce kim bilir kaç kez binmiş…

Pulmanda tanıştığım çoğu kişi, Ankara’dan memleketlerine gidiyor. Kimi sağlık kontrolü, kimi akraba ziyareti, kimi cenaze, kimi de iş için gittiği yerden geri dönüyor. Onlar için bu yolculuk bir macera değil; sık sık kullandıkları bir ulaşım şekli. Bu yüzden gördükleri manzaralara şaşırmıyorlar ve bu yolculuğu gönül rahatlığıyla uyuyarak geçirebiliyorlar. Bizim alışık olmadığımız ve her defasında büyülenerek baktığımız coğrafya, onlara çok tanıdık. Pusula ve haritaları olmadan, “ev”lerine dönüyorlar.

11.jpg

Trende Sessizlik Saati

Bu gece, aynı trende, yan yana dizili pencerelerin önünde aynı manzaraya ve aynı dolunaya bakan, birbirinden farklı hayalleri olan insanlarız. Gecenin iyice ilerleyen saatlerinde hep beraber sessizliğe teslim oluyoruz. Kapılar bir bir kilitleniyor. Müzikler kapanıyor. Sohbetler son buluyor. Kondüktörümüz biraz yorgun gözlerle tren içindeki kontrollerini yapıyor.

Bembeyaz köyleri daha iyi görebilmek için pencerenin kenarına yaklaşıyorum. Gördüğüm her şey, kusursuz bir beyazlık içinde. Dolunayın üzerlerine yansımasıyla, daha da belirginleşiyor güzellikler. Minareler, köyler, bacası tüten tek katlı evler, dev ağaç gölgeleri, fabrikalar, akarsular, ovalar, ne olduğunu kestiremediğim karanlık boşluklar, kurtlar, köpekler ve loş ışık altındaki tren garları…

Şu saatlerde, artık kendi iç sesimi de yakından duyuyorum. Tren raylarını dinliyorum. Akan manzaraları ve durakladığımızda görebildiğim tren garlarında bekleyen uykulu insanları, göz kapaklarımın neredeyse kapanacak olmasına aldırış etmeden izliyorum. Durakların seyrekleştiği, tünellerinse giderek arttığı anlarda artık uykuya dalmak üzereyim. İçimden son bir ses fısıldıyor; “her şeyin çok güzel olacağını” söylüyor.

12.jpg

Doğu Ekspresi’nde Yeni Bir Gün

Sabahın 06:00’sında henüz etraf karanlıkken alarmın sesine uyanıyorum. Yatakta kalmaya devam ediyorum. Dışarısı karanlık olsa da, biliyorum ki 1 saate kadar gün doğumuyla beraber harika manzaralar görmeye başlayacağız. Bunu benim dışımda başka insanlar da biliyor olmalılar ki; yan odalardan tek tek alarm sesleri gelmeye başlıyor. Ayılmak için kendime tanıdığım sürenin sonuna geldiğimde, saat 07:30’u gösteriyor. Artık penceremin ötesinde uzanan görüntüler yavaş yavaş açık mavi ve turuncuya boyanıyor. Camlar buğu yapmış, dışarının buz gibi olduğunu göremesem de hissediyorum. Koridorda bir hareket başlıyor ve herkes yavaş yavaş yemek vagonuna geçiyor. Pencere kenarları için arkadaşlar arasında küçük çekişmeler oluyor çünkü dağlar, ovalar, tepelere kurulmuş küçük köyler akan giden bir film gibi; Doğu Ekspresimiz’in filmi. Bütün izleyiciler ve yolcular olarak yerlerimizi alıyor ve coğrafyanın bize sunduklarını gözümüzü bir an bile kırpmadan izlemeye koyuluyoruz.

10

09

Çayın demlenmesini beklerken, yemek vagonunda deklanşör sesleri artıyor. Trende internet olmadığından ve çoğu yerde hatlar tam çekmediğinden, çektiğimiz fotoğraflar şimdilik yalnızca bize ait. Birkaç kişi görüyorum anı yaşamayı, dondurmaya tercih eden. Ellerinde teknolojik hiçbir alet olmadan, sadece manzaralara bakıyorlar.

Sonunun nerede olduğunu kestiremediğimiz tünellerden geçiyoruz, pencere ardı bir karanlık bir aydınlık oluyor. Trenin, bir yılan gibi kıvrılan demiryolundan, nehir kenarına doğru yaklaşmasını izliyoruz. Nehri sıyırıp geçecek, biz de sanki ellerimizi uzatsak o suya değecek gibiyiz. Bazı dağların tepeleri karlı, bazılarınınsa tepeleri tamamen sise gömülmüş. Derin tünellerin aydınlığa açıldığı anlarda herkes birbirine “bakın, bakın şuradaki dağa bakın! Göle bakın! Nehre bakın!” diyor. Bacalarından kara dumanlar tüten köyler henüz uykuda gibi. Trenimiz, onlara ilk “günaydın” işaretini veriyor. Biraz ötede, odunlarını taşıyan köylüler görüyorum. Başları bereli adamlar… Bir avuç insanı hızlıca geçip gidiyor trenimiz. Bir amca bize el sallıyor, biz de mutlulukla karşılık veriyoruz. O an, hepimiz aynı yaşta masum birer çocuk oluyoruz, hayaller diyarında yolculuk eden.

Manzaraların güzelliğine alıştığımızda masalarda kart oyunları oynanmaya başlanıyor. Artık her gördüğümüz güzelliğe şaşırmıyoruz. Bu defa görüntüler, biz oyun oynarken arkada açık unutulmuş bir film gibi.

Erzurum’a yaklaşınca herkes telefonlara sarılıyor. Cağ kebabı siparişi veriliyor. Durakta iki eli poşetlerle dolu restoran çalışanı hızlıca paketleri bize teslim ediyor. Cağ kebabını yerken Kars’a sadece 4 saat kaldığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz. O dört saatte kimi odalarına çekilip kitap okuyor, kimi pencereden bakmaya devam ediyor, kimi de yemek vagonunda garsonlarla sohbet ediyor.

Kars’a vardığımda hem bu kenti göreceğime seviniyorum hem de bu yolculuğun bittiğine üzülüyorum. Bir sürü duyguyu bana aynı anda yaşatan Doğu Ekspresi’ne içimden teşekkür ediyorum: “Bana verdiğin bütün manzaralar, beni tanıştırdığın insanlar ve yaşattığın bu eşi benzeri olmayan anlar için teşekkürler!”

13

Doğu Ekspresi Öncesi İçin Film/Kitap Önerileri
* Kozmos (Reha Erdem / 2010): Kars’ta geçen ve görüntüleriyle kış hissini yaşatan bir film.
* Rauf (Barış Kaya-Soner Caner / 2016): Kars’ın bir köyünde, masum bir çocuğun “pembe” rengini ararkenki yolculuğu.
* Deli Deli Olma (Murat Saraçoğlu / 2009): Kars’ta geçen film, 93 harbi sonrası Doğu Anadolu’ya göçe zorlanan Malakanlar’dan Mişka’nın hikayesini anlatıyor.
* Hakkari’de Bir Mevsim (Erden Kıral / 1983): Ferit Edgü’nün aynı isimli romanından uyarlama, köy öğretmeninin başından geçenleri konu alan bir Doğu filmi.
* Yol (Yılmaz Güney-Şerif Gören / 1981): Cezaevi izninde köylerine dönmek için yola çıkan beş mahkûmun yolculuk ve dramlarla dolu hayat hikayesi.
* İşe Yarar Bir Şey (Pelin Esmer / 2017): Pelin Esmer’in bu son filmi, trende geçen sahneleriyle insanı tren yolculuğu yapmaya teşvik ediyor.

Kar (Orhan Pamuk / 2002): Roman, Almanya’daki sürgünden dönen Ka’nın, Kars’a giderek oradaki insanlarla röportaj yapıp, onların hikayelerini anlatıyor. Hikayeler kurgusal olsa da, Kars’a dair izlenimlerin çoğu gerçekliğe dayanıyor.
Doğu Öyküleri (Ferit Edgü / 2015): Doğu’da yaşayan çaresiz kalmış insanların öyküleri.
Kars Kitabı (Oktay Ekinci / 2006): Oktay Ekinci’nin memleketi olan şehri tüm detaylarıyla ele alarak, anılarının rehberliğinde yazdığı kitap.

14.jpg

15.jpg

16.jpg
Doğu Ekspresi Sakinleri ile Kısa Sohbetler…

Kemal Savaş, 60, demiryolcu emeklisi
Ankara’dan, memleketim olan Sivas’ın Divriği ilçesine gidiyorum. Ankara’ya bir sağlık sorunumu halletmek için gelmiştim. Doğu Ekspresi’nin pulman bölümünde yolculuk yapıyorum. Demiryolu emeklisi olduğumdan Doğu Ekspresi yolculuğu benim için hem en hesaplısı hem de en rahatı.

Mine Mandacı, 24, marka iletişim uzmanı
Doğu Ekspresi ile Ankara’dan Kars’a gidiyorum. Aslında ulaştığım yerden ziyade yolun macerası beni cezbetti. Trenle bu kadar uzun bir yolculuk daha önce hiç yapmamıştım, bunu uzun zamandır denemek istiyordum.

Selçuk Karataş, 46, kondüktör
Yaklaşık 13 yıldır bu görevi yapıyorum. Sadece Doğu Ekspresi hattında değil Türkiye’nin hemen hemen her yerinde çalıştım. Doğu Ekspresi’ne özellikle kışın ilgi artıyor, kış turizminden dolayı olduğunu düşünüyorum. Bu dönemde bu kadar yoğun olmazdı ama son bir iki senedir bir artış oldu. Özellikle Kars çok turist çekmeye başladı. Ayrıca Sarıkamış’a da kaymaya gidiyorlar.

Doğu Ekspresi’ne Dair İpuçları

*Bu yolculuğun gecesinde de, güzel manzaraları rahatça izleyebilmek için Doğu Ekspresi tren yolculuğunu dolunay zamanına göre ayarlayabilirsiniz.

*Uzun sürecek bir yolculuk olduğundan yanınıza mini hoparlör alabilir, yol boyunca yola dair hazırladığınız müzikleri dinleyebilirsiniz.

*Eğer 4 kişilik kompartımanda seyahat edeceksiniz; yanınıza, cep telefonu, fotoğraf makinası vb. şarjları için muhakkak çoklu priz alın. Kompartımanda yalnızca 1 adet priz bulunuyor.

*Tuvaletlerde tuvalet kağıdı, kağıt havlu ve sıvı sabun bulunuyor. Siz yine de yanınıza ıslak mendil ve yedek tuvalet kağıdı almayı unutmayın. Ayrıca pulman ve kuşetli vagonlarda tuvaletlerin alaturka olduğunu ve çok rahat olmadığını aklınızda bulundurun.

*Kompartımanlardaki çöp kutuları çok küçük ve hemen doluyor. Bu nedenle, yanınıza büyük bir çöp poşeti de alın.

*Paketler içinde gelen çarşaf, yastık ve pikeler gayet temiz. Yataklar oldukça rahat. Ekstra bir örtü vs. almanıza gerek yok çünkü trenin içi genelde hep sıcak oluyor. Bunun için ince giysiler almanız daha doğru olur.

*Trende yemek servisi mevcut olsa da, geçmiş yıllarda sunulan tren menülerindeki kadar geniş seçenekler yok. Bu yüzden yanınızda atıştırmalıklar bulundurun.

*Tren pencereleri güvenlik sebebiyle sonuna kadar açılamıyor. Bu nedenle dışarıyı pencereden fotoğraflamak biraz güç. Trenin en arkasına giderek (bu kısımda trenin ön kısmı görülüyor), lekesiz bir pencere bulup dışarıyı ve treni fotoğraflayabilirsiniz.

*Doğanın eşsiz güzellikleriyle karşılaşacağınız duraklar sabahın ilk saatlerinde başlıyor. Saatinizi gün doğumuna kurup, kalkabilirsiniz. Özellikle Bağıştaş’tan itibaren başlayan, Fırat’ın yemyeşil suyunun ardında uzanan dağ ve köy manzaraları göreceğiniz anlar beklemeye değer. Erzincan ve Erzurum arasında pencere kenarlarına geçin, çünkü buralarda da doğa çok etkileyici.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s