Bangkok’tan İnsan ve Nesne Manzaraları

00-ana foto.jpg

Bangkok’a daha önce gitmiş insanlardan duyduğum “kaotik, karmaşık, kirli, yorucu…” sıfatlarını cebime koyup, önyargısız olmaya çalışarak adımımı attım bu şehre. Daha ilk saatlerde gümrükte yaşadığımız problemler, sonrasında bizi kazıklamaya çalışan ve taksimetre açmayı reddeden taksiciler ve günün ilerleyen saatlerinde karşılaştığımız; bilmediğimiz kelimeleri yüksek sesle tekrar eden insanlar karşısında “kaotik” maddesinin yanına bir tık atmış oldum.

Her yerden sarkan elektrik telleri, binaların tepelerinden üzerimize damlayan -çoğunlukla nereden geldiğini de kestiremediğimiz- su damlaları, arabaların kornaları, insanların birbirine bakmadan neredeyse çarparak hızlıca geçip gitmesi… O an şunu düşündüm: “Zülfü Livaneli bu ülkenin hangi şehrinde huzuru bulmuş ve romanlarını yazmak için inzivaya çekilmişti?” Muhtemelen burası Bangkok olmamalıydı.

Bazı şehirler insana her şeyi kolayca sunar. Bütün güzellikler önünüzdedir; geniş meydanlar, bakımlı binalar, çiçeklerle bezeli parklar… Diğer yandan, Bangkok bütün güzelliklerini en beklemediğiniz anlarda karşınıza çıkarıyor. Bu güzellikleri bir sokak arasında, bir köşede, gizli bir avluda veya bir teras tepesinde saklıyor. Gözünüzün önüne serilmeyen tüm güzellikleri görmek için burada birkaç günden fazla vakit geçirmeniz, turist olmayı bir kenara bırakıp kendinizi Bangkok’a teslim etmeniz gerekiyor. 

Not: Gezdiğim ve sevdiğim yerleri ayrı bir yazıda anlatacağım. Bu yazının konusu gördüğüm detaylar, manzaralar olacak.

Biz de, Bangkok’u sevmek için ona bir şans verdik ve gezimizi biraz uzatarak bu şehre daha çok vakit ayırdık. İnsanlarına, Thai kültürüne ve bu şehre dair bir sürü yeni şey keşfettik. Bazı şeyler dışarıdan bakıldığında karanlık, kirli ve yorucu gözükse de keşfetmeye değerdi. Beynimin en karanlık ücra köşeleriyle, geceleri bu şehrin karanlık sokaklarında yüzleştim. Ne de olsa Avrupa’da olmadığımızın ve yaptığımız gezinin eğlence-konfor değil, kültür odaklı bir gezi olduğunun farkındaydım.

01-kaos.jpg

GÖRSEL KAOS

Sanki her şey renksizken veya siyah-beyazken bir gözlük takmışım ve etrafı rengarenk görmeye başlamışım gibi.

Bangkok’a hâkim olan görsel kaos bana biraz İstanbul’dan tanıdık geliyor; alttan alta hoşuma giden bir hisle beraber beni mutlu ediyordu. Gözüme takılan kontrast renkler, renklerin uyumsuzluğu, sokak aralarında gözümü alan duvar boyaları… Çarpık yapılar, zikzak ve düzensiz yollar, rengarenk plastikler, poşetler, kağıtlar…

02-kaos

03-kaos

04-kaos

05-kaos

“Az, çoktur.” değil, “Daha çok, daha çoktur.” felsefesiyle yola çıkılmış gibi her şeyin çok olduğu bir şehirdeydim. Yan yana dizilmiş binaların birbiriyle uyumsuzluğu, kapı girişlerine asılan sembolik eşyaların parlaklığı, tabelalardan etrafa yansıyan neon renkler ve bazen Çince bazen Tayca kelimelerle bezeli restoran isimleri her defasında gözümü alıyordu. Kırmızı, yeşil, sarı, mavi, pembe renklerini her adımda muhakkak bir yerde görüyordum. Sanki her şey renksizken veya siyah-beyazken bir gözlük takmışım ve etrafı rengarenk görmeye başlamışım gibi.

Birkaç günden sonra farklı dokulara, renk cümbüşüne ve uyumsuzluğun uyumuna önce teslim oldum sonra bütünüyle sevmeye başladım.

09-koku

KOKULARIN KARMAŞIKLIĞI

Bangkok’ta birbirini takip eden kokuların farkına varırsanız, aynı zamanda şunun da farkına varmış olursunuz: Kokular birbiriyle alakasızdır. Bu kokular bazen sizi tam anlamıyla sarhoş edebilir, başınızı döndürebilir.

Sokak yemeklerinin sabahın 6:00’sında pişmeye başladığını ve gün boyu sürdüğünü düşünürsek, adım başı karşılaştığınız yemek kokuları gayet normaldir. Yumurta, soğan, et, pirinç, soya, tropik meyve, baharat kokusu…

10-koku

08-koku

Çay dükkanlarından dışarı yayılan değişik türde bitki çayı kokuları.

Metroda, otobüste yanınızda oturan ve kapağını açmış, burun deliklerine dayamış mini şişeden etrafa yayılan mentol kokusu.

Eklem ağrıları ve daha birçok şey için mucizevi krem olarak kullanılan tiger balm kokusu.

Yağmur sonrası binalardan burnuma gelen rutubet ve ıslak kalmış bir şeylerin kokusu.

Bu kokular listesi böyle uzayıp gider. Nehrin kokusu, bindiğiniz teknenin ıslak ahşap kokusu, kahve ve tütün kokusu gibi…

11-Kadın.jpg

KADINLAR VE ERKEKLER

Kadın ve erkek deyince aklınıza gelecek bütün tanımları unutun. Ya da o tanımları alın ve birbiriyle harmanlayın, karıştırın. Tam tersi yerlere koyun. Bangkok’ta gördüğüm tüm erkek ve kadınlarda aynen böyle bir durum söz konusuydu. Kadınların bir kısmının erkek gibi giyinip, “erkeksi” tavırlar içinde olduğunu, erkeklerin de kadın gibi giyinip, “kadınsı” tavırlar içinde olduğunu gördüm. Ya da ikisi birden bir kişide toplanmıştı.

Anladığım kadarıyla Bangkok’un kayda değer bir kısmı, cinsiyetinden memnun olmadığı her halinden belli olan kadın ve erkeklerden oluşuyordu. Sokakta karşılaştığım çok güzel bir kadının aslında erkek olduğunu öğreniyordum. Alımlı bir erkeğin de bir zamanlar kadın olduğunu.

Sonradan edindiğim bilgiye göre; işin ilginç kısmı trans erkek ve kadınların Tayland genelinde çok olmasına rağmen yasal olarak kimlik çıkarma veya evlenme gibi haklara sahip olmayışıydı. Toplumsal baskı ve yasa dışı olmak, birçok trans bireyi seks işçiliğine yöneltmişti.

12-Gerçeküstü.jpg

DOĞAÜSTÜ GÜÇLER

Taylandlılar da birçok Asyalı gibi, batılılar tarafından “batıl” diye sınıflandırılan doğaüstü güçlere, büyülere, tılsımlara, şifaya ve birçok mistik öğretilere inanıyordu. Bangkok’ta da gördüğüm sahnelerin birçoğu, anlamlarını sonradan öğrendiğim bazı inanışlara dayanıyordu.

Asya’nın birçok bölgesinde süren bir inanca göre ev, otel, mekân girişlerine konulan mini ahşap evler “spirit house”lar -Kamboçya’daki kadar yaygın olmasa da- Bangkok’ta arada karşımıza çıkıyordu. Bu evler, sahibini ve sahibinin yaşadığı evi, mekânı kötü ruhlardan korumaya yönelik yaptırılıyor. İçlerine her gün meyve, tütsü gibi şeyler, ruhlara adak olarak konuluyor. Hatta bir tanesinin içine sigara bile konulmuştu.

Değişik desen ve yazılardan oluşan bir dövmeyi birkaç kere binaların cephelerinde ve izlediğim bir müzik gurubunun enstrümanları üzerinde gördüm. Bu dövmelerin anlamını Taylandlı bir arkadaşa sorduğumda ise “bamboo tattoo” olduğunu öğrendim. Araba, ev gibi değerli bir eşya alınca veya dükkan, kafe gibi bir işletme açınca, şans getirmesi adına keşişler tarafından kutsanıp, bir yerin üzerine de bambu ile dövmesi yapılıyormuş. Bu inanç, günümüzde Taylandlılar arasında oldukça yaygınmış.

13-Funeral.jpg
Özellikle Çin mahallelerinde dikkatimi çeken “funeral outlet” dükkanları ise en çok hoşuma giden inanışlardan biriydi. Kâğıttan yapılmış giysi, bilgisayar, telefon, ev eşyası gibi aklınıza gelebilecek birçok şey… Bu kâğıt eşyalar, biri öldüğünde onun için alınıyor ve yakılma esnasında kişiyle birlikte kül olup gidiyor. Amaç ise, ölen kişinin o eşyalara “öteki yaşamında” da sahip olabilmesi. Paketler içinde karşılaştığım bu eşyalardan en çok Macbook’lar, Iphone’lar ve en ince ayrıntısına kadar tasarlanmış kravatlı takım elbiseler hoşuma gitti.

14- Budizm ve ihtişam.jpg

BUDİZM VE İHTİŞAM

Birçok Asya ülkesinde olduğu gibi burada da yaygın olan Budizm ironilerle günümüze taşınmış. Buddha’nın önermediği ve “kaçının” dediği totemler, maddeselcilik, tapınaklar en ihtişamlı haliyle Bangkok’un her köşe başında karşınıza çıkıyor. Altın renklere boyanmış Buddha heykelleri ve heykelcikleri, amulet kolye uçları, tapınak resimleri her yerde satılıyor. Dükkanda, markette, takside, otobüste, restoranda, sokak aralarında, evlerde, kısacası her yerde bir sürü Budist simgeye rastlamanız mümkün.

Bangkok, Budizm’in sadece bir inanış olmaktan çıkıp, alçakgönüllü ve sade tavrından uzaklaşıp, ticarileşen bir araç olmaya başladığı şehirlerden yalnızca bir tanesi.

16--kral.jpg

KRAL ve AİLE FOTOĞRAF ALBÜMÜ

Tayland kralının Bangkok’ta birçok yerde karşımıza çıkan fotoğrafları belli bir süre sonra bende kabulleniş ve hoşlanma sendromu yarattı. İlk başlarda “ne gerek var bu kadar kral fotoğrafına?” derken, zamanla kralı beğenmeye, karizmatik bulmaya ve “bu kadar seviyorlarsa vardır bir bildikleri” demeye başladım. Adeta bir tabu sayılan ve krala karşı yapılan herhangi bir saygısızlığın cezasız kalmayacağı ülkede, kralın sadece kendi fotoğraflarına değil, ailesiyle çekilmiş fotoğraflarına da metroda ve birçok kamusal alanda rastlıyorsunuz. Bu kareler, sanki kralın salonunda, aile fotoğraf albümlerine bakıyormuşsunuz hissini vermeye başlıyor.

Özellikle fotoğraf makineleriyle haşır neşir olan ve fotoğraf gibi diğer hobilerini de gerçekleştirirken poz vermekten kaçınmayan kralı itiraf etmeliyim ki; sempatik buldum.

15--kral.jpg
Bangkok’ta en sık karşılaştığım manzaralar arasında kralın portreleri ve anıları olması benim için şaşırtıcı, bunu yıllardır kabullenmiş halk için ise oldukça sıradan bir durumdu.

17--taksi.jpg

TAKSİCİ PORTRELERİ

Bir şehri normalde taksiyle gezmeyi sevmem. Bangkok’ta durum farklıydı. Mesafelerin bir kısmı metroya göre taksiyle daha hesaplı oluyordu. Tabii bütün bunlar eğer taksiciyi taksimetre açmaya ikna edebilirseniz…

Bangkok taksicileri genelde şöyle sıralanabilir:

  • Taksimetre açmayı kesinlikle reddeden ve genelde sol köşede taksi kimlik fotoğrafı olmayan anarşist taksiciler,
  • Taksimetreyi açan, kimliği olan kuralcı taksiciler,
  • İngilizce bilmeyen ve sadece kafa sallayan taksiciler,
  • Aynasına hiçbir süs, totem vs. asmayan taksiciler,
  • Aynasına ondan fazla totem asan Budist taksiciler,
  • Tüm gün enerji içeceği içtiği için sürekli titreyen taksiciler

Bu saydıklarım arasında 2. ve 5. özelliği barındıran taksicilere güvenebilir, diğer kalan özellikte olanlardan da itinayla kaçınmalısınız.

Bangkok taksilerinin renkleri de en az şehrin kendisi kadar renkliydi. Fosforlu pembe, sarı, yeşil…

İçlerine girdiğimde, sol köşeye astıkları kimliklerden isimleri okumaya çalışmak, karakter tahlili yapmak ve aynaya asılı amulet ve süsleri incelemek de bir o kadar eğlenceliydi.

Bangkok gitmeden önce bende merak uyandıran, içindeyken yer yer nefret ettiğim, döndüğümde ise sevmeye başladığım bir şehir.

Bangkok sonuç olarak, keşfetmesi zevkli, öyle hemen kendini anlatmayan, anlaşılması için vakit ve efor gerektiren bir şehir. Birkaç günün ardından ya seviyorsunuz, ya nefret ediyorsunuz. Eğer bu saydığım detaylar içinde kaybolmaktan zevk alırsanız, renklerine kendinizi bırakırsanız damakta zevkli bir tat bırakıyor.

Bir kitapta Tayland için söylenilen ve benim de Bangkok ile ilgili sahip olduğum benzeri bir hissim var.

Yazar Tayland için şunu söylüyor:
“Tayland’a gider gitmez nefret ettim ve ayrılır ayrılmaz sevmeye başladım.” *

Benim için ise:
Bangkok gitmeden önce bende merak uyandıran, içindeyken yer yer nefret ettiğim, döndüğümde ise sevmeye başladığım bir şehir.

* Andre Aciman’ın “Adınla Çağır Beni” adlı kitabından.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s