Thassos – “Mutluluk” Adası

01-s.jpg

Yunanistan sevdası içimde git gide büyüyor. Bilinçsizce âşık oluyorum buraların ruhuna. En sevdiğim köyler Rum köyü çıkıyor. Aklımdan hiç gitmeyen melodilerin Yunan ezgileri olduğunu fark ediyorum. Ailecek yolculuklara çıktığımız çocukluk günlerimde, arabada çalan Zülfü Livaneli şarkılarının buralardan beslenerek geldiğini yeni öğreniyorum. Başka bir şey yemesem, sadece “meze ve Ouzo” ile hayatın geçebileceğine inanıyorum. Sonra bir gün, Zagreb’de kaldığımız evin sahibi “hadi sizi bir yere götüreceğim” diyor. Geldiğimiz yer Ayvalık’ın antika pazarına benziyor. Bu pazarda gezerken, tozlu bir plak seçiyorum. Sebebini bilmeden “işte bunu almalıyım” diyorum. Üzerindeki yazıları İbranice sanan satıcıya “hayır, Yunanca olmalı” diye itiraz ediyorum. Kapağında, hüzünlü gözlerle bakan bir kadının siyah beyaz ve grenli bir fotoğrafı bulunan plağını pikaba taktığımda “Haris Alexiou” olduğunu anlıyorum. Meğer bilmediğim bir şekilde, geçmişimde hep O’nun melodileri varmış. Ta Tsilika albümünden anlamını hiç bilmediğim sözler, çok tanıdık gelen tınılara karışırken, sadece mutluluğun ve katıksız huzurun olduğu yere doğru yola çıkıyoruz.

02-s

Thassos yerine başka bir adaya gidecek olsak da, biliyorum ki benzer hislerle geri döneceğim. Anason kokusuyla gözlerimi ufka diktiğim gün batımları, sürekli konuşan insanların masasından gelen kadeh tokuşturma sesleri, tanıdık yüzler, tanıdık sokaklar, masmavi bir sonsuzluk ve suya değen güneşin anlık sesi… Tüm bunların sonunda içimden dışarıya taşan bir “mutluluk hissi” olacak. Mutluluk kelimesiyle örtüşen bir sürü ada, bir sürü hikayeye tanıklık edeceğim.

Tenimden tuzun tadı henüz gitmemişken, hafif nemli saçlarla, turuncuyla mavinin kesiştiği anlarda, belki karmaşık hislerle bu defa Thassos’dayım. Biliyorum ki, daha birçok adada, birçok mayhoşluktan benzer hislerle ayılacağım. İsimleri değişecek ama hisleri hep birbirine yakın kalacak.

04-s.jpg

03-s

Yola Çıkış

Yazın sonlarına doğru, biraz da turistik sezonun sonuna gelindiğine, günlerin daha sakin geçeceğine ikna olduğumuz bir zamanda, Thassos’a gitmeye karar veriyoruz. Bu adanın hayalini ilk kez “Giola” fotoğraflarını görünce kuruyorum. Ortasında kocaman bir boşluk olan doğal havuz, hem de yanı başında deniz; ne büyülü… Tekirdağ’a yakın olmasından da cesaret alıp, bir haftalık bir planla yollara düşüyoruz. Öncelikle Akdeniz ezgilerinin olduğu yolculuk playlisti hazırlıyorum. Sonra bu melodilerle hayal kurma süreci başlıyor.

Sabaha karşı yola çıkıp, Malkara, Keşan, İpsala, Alexandroupoli (Aleksandrapoli-Dedeağaç) üzerinden Keramoti’ye ulaşıyoruz.

Keramoti’den kalkacak feribot seferleri sezona göre değişiklik gösteriyor. Bu yüzden gitmeden önce kontrol etmekte fayda var. Genelde 45 dakikada bir kalkan feribotlar, araç başına 23 Euro tutuyor. Yolcu fiyatı olarak, şoför de dahil olmak üzere, her kişiden 3 Euro alınıyor. 45 dakika süren feribotla Thassos’un Limenas sahil kasabasına varıyorsunuz.

Normalde, bir yere giderken yolculuk faslı biran evvel geçip, gitsin ister insan. Fakat bu yolculukta gördüğünüz, uçsuz bucaksız manzara, feribottan içeriye sızan güneş ve sürekli tepenizde dolaşan martılar yüzünden doya doya yaşamak istiyorsunuz o anları. Bir kahve söyleyip 45 dakikanın nasıl geçtiğini bile anlayamadan, s’lerin ş harfi gibi tınladığı kelimelerin arasında Thassos’a yaklaşıyorsunuz. Varınca anons başlıyor: Limenas, Limenas!

08-s

Potamias ve Panagia Köyleri

Limenas’tan 1 saat süren bir yolculuk sonunda Potamias’a varıyoruz. Yollar inanılmaz güzel; bir tarafı ağaçlarla çevrili, diğer tarafı denizle. Arabanın camını açtıkça içeriye mis gibi bir çam ağacı kokusu doluyor. Zeytin ağaçlarının neredeyse her ormanlık alanı doldurduğunu görüyorum ve yine seviniyorum: Dilden, milletten haberleri bile olmadan yaşayıp giden, kimliksiz, soylu ağaçlar adına.

Potamias’ı, hem gideceğimiz plajlara hem de Limenas’a yakın olduğu için seçiyoruz. Thassos’un batı noktasındaki Limenaria ve Potamias’nın daha güneyleri de konaklama açısından çok fazla seçenek sunuyor. Biz biraz daha rahat takılmak ve sabahları kahvaltımızı kendimiz hazırlamak istediğimizden bir aile işletmesi olan bahçeli bir apartmanı seçiyoruz.

Thassos’un doğusunda yer alan küçük köy Potamias ve sahil kısmı Skala Potamias sadece tek bir yerde kalacaklar için çok cazibeli gibi gözükmeyebilir ama geçiş noktası olarak güzel, birçok yere yakın.

09-s

Tarsanas Müzesi yolu

Eğer vaktiniz varsa:

  • Thassos’un en yüksek dağı olan Ipsarion dağının tepesinden manzarayı seyredebilir (bu tip bir manzara birçok noktada karşınıza çıkacak),
  • Merkezindeki, tipik bir Yunan kilisesi olan yapıyı ziyaret edebilir,
  • Potamias’ın 2 km. yukarısında yer alan şelalelerinde yüzebilir (bazı mevsimler su çok akmıyor),
  • Sahil kısmındaki (Skala Potamias) restoranlarda vakit geçirip, tüm kıyı boyunu yürüyüş yaparak gezebilirsiniz. Bu kısımda yaz sezonları açık olan, Krambousa Taverna’nın özellikle midye dolmalarından tatmayı unutmayın.
  • Ayrıca yine sahilde bulunan, mini limanın bitimindeki Tarsanas Müzesi’ni ziyaret edebilirsiniz. Burada yaz aylarında konser, sergi gibi etkinlikler oluyor. Tarihi taş binanın içindeki müze ise her sezon ziyarete açık.

21-s.jpg

12-s.jpg

15-s.jpg

Gelelim Panagia köyüne… Bu köy, Thassos planları yaparken özellikle görmek istediğim bir köydü. Çarşısı, tepelere kıvrılan daracık sokakları üzerine dizli bembeyaz evleri, merkezindeki koca çınar ağaçları, dükkanlarında satılan bal kavanozları, berber dükkanları, küçük restoranları ile de adımımı attığım ilk andan itibaren beni kucaklayan bir yer oluyor.

Potamias’nın kuzeyinde yer alan Panagia, tepede kurulmuş, 183 tarihli Ortodoks kilisesine de bir zamanlar ev sahipliği yapmış eski bir köy. Şarap tanrısı Dionysus’u anarak, evlerin, sokakların süslendiği coşkulu Dionysos Karnavalı Paskalya’dan önceki son Pazartesi, burada kutlanıyor. Bu süreçte şarabın su gibi aktığı, etrafın rengarenk süslere büründüğü köyü, festival zamanında hayal etmek oldukça zevkli.

19.Yüzyıl’da bir süreliğine Osmanlı hakimiyetinde kalmış Panagia, 1821’de Thassos adasında “devrim”in gerçekleştiği merkez haline gelmiş. Köydeki çoğu yapının, o dönemdeki Makedonya mimari tipini benimsemiş olduğunu görüyorsunuz. Dip dibe sıralanmış evlerin, bir evden diğerine geçerek ani bir korsan saldırısında kaçmak için olanak tanıdığı, ayrıca bölgede Osmanlı istilasına karşı birtakım kaçış rotalarının da olduğu söyleniyor.

26-s

Panagia meydan kahvesi

19-s.jpg

Panagia köy mezarlığı

Panagia Köyü’nde:

  • Buradaki dükkanlarda satılan yerel ürünlerden almanızı özellikle öneririm, diğer kısımlara göre daha az turistik olduğundan daha ucuz. Bal, çam fıstığı reçeli, likör, zeytinyağı ve seramik tabak-çanak satılan dükkanlarına vakit ayırın, zamanı yavaşlatın.
  • Yemyeşil yaprakların tepesinden sarktığı köy kahvesinde oturun. Etraftaki 50 yaş üstü teyzelerin balkondan halı çırpışlarını, yaşlarını tahmin edemediğim delikanlı amcaların oradan oraya bir şeyler taşımalarını ve mahalle sakiniyle şakalaşmalarını izleyin.
  • Esnafıyla İngilizce konuşmaya çabalamayın bile, onun yerine bir iki Türkçe-Yunanca kelime söyleyerek, muhabbet edin.
  • Kilisesi ve arkasındaki mezarlığı ziyaret edin.

42-s Elena rest.jpg

  • Meydanında yer alan Elena Tavern, kuzu ve oğlak çevirmeleriyle ünlü, salaş bir taverna-restoran. Fiyatları Thassos geneline kıyasla çok makul. Dışarıdaki masalarında, et ve meze keyfi yapmak isterseniz uğrayın. Ev yapımı şaraplarından ve baharatsız gelen lezzetli kokorecinden tadın. Panagia meydan, +30 2593 061709
  • Panagia köyünün sahil kısmını (Skala Panagia) gezin. Burada yer alan Golden Beach geniş kumsalı sebebiyle oldukça ilgi görüyor.
  • Golden Beach içinde yer alan Nisi Island Tavern modern taverna anlayışında, birçok mezenin yeniden yorumlandığı minimal bir restoran. Fiyat ortalaması adanın diğer restoranlarına göre yüksek fakat çok daha farklı bir atmosfer arıyorsanız, bir akşam gidebilirsiniz. Yaz sezonunda, canlı müzik oluyor. Gitmeden önce facebook sayfalarına bir göz atın: https://www.facebook.com/Restaurant-NISI-Island-266650666689572/
    http://www.nisi-island.com/

06-s.jpg

IMG_1778-s

Mermer Tozları İçinde Bir Yolculuk: Saliara Plajı (Marble Beach)

Thassos’a adımımı attığım ilk gün sabırsızlıkla Marble Beach’i görmek istiyorum. Kaldığımız köy olan Potamias’tan tabelaları takip ederek, bembeyaz mermer taşlarla kaplı kumsalı ve turkuaz deniziyle ünlü Marble’ın yolunu tutuyoruz.

Alt kısımdan (Golden Beach’in olduğu) geçerseniz buraya ulaşması daha kolay, fakat bizim yaptığımız gibi üst taraftan ulaşmak biraz zorlu. Yollar tamamen mermer ocağından gelen tozla kaplı, yer yer traktörler yolları kapatmış. Önümüzdeki arabayı takip ederek gittiğimiz ve sonunda arabanın plakasının da Yunan plakası olmasına rağmen içinden Alman ve Türklerin çıkması şaşırtıcı bir sürpriz oluyor. “Nasılsa biliyorlardır, Yunan plakaları var” diyerek öndeki arabayı uzunca takip edip, yolun sonuna vardığımız anda güzel bir manzarayla karşılaşıyoruz. Tepedeki traktörleri, mermer ocağından gelen mermer tozunu ve arabamıza giren minik mermer parçalarını saymazsak geldiğimize değiyor.

05-s.jpg

07-s.jpg

Ufalanmış Kavala kurabiyesini andıran kumsalında biraz uzanıp, sonra da beyaz mermer taşlarından topluyoruz. Buradaki tesis açık olmadığından, bembeyaz mermer “kumsal” üzerine havlumuzu serip güneşleniyoruz. Mermer parçacıkları üzerine uzanmak ilginç bir deneyim. Ilık denizinde yüzerken bir sürü balık görüyorum. Denizin dibi de yine kumsaldaki mermer taşlarıyla dolu, bu yüzden de denizin tonu diğerlerine kıyasla çok daha açık bir renkte.

Sezon dışı tesis hizmeti vermeyen bu kumsala büyük beklentilerle gelmeyenler, biraz uzun bir yolu göze alanlar ve açık turkuaz renkteki denizinde yüzmek isteyenler buradan mutlu ayrılabilir.

aliki beach-s.jpg

Aliki Beach

Diğer Güzel Plajlar

Thassos’a eğer bizim gibi sakin bir zamanda; sezon dışında geliyorsanız gideceğiniz sahilleri önceden kontrol etmekte fayda var. Birçoğunda tesisler kapalı olabiliyor, ya da çalışma yapılabiliyor. Marble Beach’in açık turkuaz denizinden sonra, daha önce yapmış olduğum araştırmalardan yararlanarak Aliki Beach’te karar kılıyorum. Tesisi açık, şezlong ve şemsiyelere para ödenmeyen fakat yediğini-içtiğini ödediğin, sahilin en son kısmında yer alan plaja yerleşiyoruz. Buradan ilerideki taş evler çok güzel görülüyor. Marble’a kıyasla denizi daha koyu renkte ve daha soğuk. Daha çabuk derinleştiği için bu denizi daha çok sevdiğimi fark ediyorum. Restoranında servis edilen balıklar taze, soslu midye yemeği lezzetli gelince, buz gibi bir Mythos bira eşliğinde, şezlonga uzanıp denizi seyredince iyice keyifleniyorum. Zaman geçip, gitmesin istiyorum.

Giola’nın biraz batısındaki (10 dk. mesafede) Notos Beach de tepeden bakıldığında güzel gözüküyor. Kıyıları açık renkte, derinlere doğru mavisi koyulaşıyor. Burada 2 şezlong, 1 şemsiyeyi 5 Euro’ya kiralayabiliyorsunuz. Yemek yiyebileceğiniz bir tesis olmadığını, ayrıca küçük olduğu için yaz sezonunda biraz kalabalık ve sıkışık olabileceğini aklınızda bulundurun.

Son olarak, gitmediğim ama sık duyduğum Psili Ammos ve Potos plajlarını düşünebilirsiniz. Adanın kuzeyinde bulunan Psili Ammos’un sahil kısmı geniş, şemsiye ve şezlong var fakat restoran, kafe gibi işletmeler yok. Özellikle bakir ve geniş bir plaj arıyorsanız düşünülebilir. Potos ise, sahil kenarında kafe-restoran seçenekleri olan en popüler plajlardan biri; yaz sezonunda biraz kalabalık olabilir.

28-s

Afrodit’in Gözyaşı: Giola Lagünü

Giola doğal havuzu, deniz kenarındaki kayalarla, kendiliğinden oluşmuş harika bir lagün. Aliki Beach sonrasında ziyaret ettiğimiz, Astrida Köyü yakınlarındaki bu doğal güzelliğe yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüşle ulaşıyorsunuz. Arabanızı girişe bırakıp, ağaçların arasından yokuş aşağı, mavi işaretli “Giola” tabelalarını takip ederek yürüyorsunuz. Etrafındaki kayaların şekli ve lagününün görünümü gerçekten büyüleyici.

Giola’ya dair efsaneler arasında en sevdiğim: Bu doğal lagünün Zeus’un, yüzmesi için Afrodit adına yaptırmış olması. İnsan her ne kadar, bu havuza giren Afrodit’i tamamıyla gözünde canlandıramasa da, gün batımı esnasında karşılaştığı bu atmosferle, zihninde mitlere doğru bulanık-mutlu bir yolculuk yapıyor.

29-s

Gün doğumu sırasında gelirseniz Giola’yı daha sakin bulursunuz. Öğleden sonra ve gün batımında kalabalıklaşıyor ve fotoğraf çekmek biraz zor oluyor. Gün batımı esnasında, etraf git gide turuncuya boyanırken; girintili çıkıntılı kayalıklara uzanmış kitap okuyan, şarabını yudumlayan, arada çığlıklar eşliğinde lagüne atlayan insanlarla görüntüsü hafızamda yer eden Giola, gezi sonunda Thassos’un en sevdiğim güzelliği oluyor.

Not: Yol tabelaları Giola’yı göstermediği için, haritanızda tam yerini muhakkak işaretleyin. Önünde birkaç araba varsa bilin ki doğru yerdesiniz, yokuş aşağı yürüyün ve mavi “Giola” tabelalarını takip edin.

37-s

Bir Tatlı Huzur: Skala Marion Köyü’nde Gün Batımı

Skala Marion köyü, Thassos’un batısında yer alan küçük bir balıkçı köyü. Yazlık ev görünümündeki yapılar deniz kenarında yan yana dizilmiş. Sahil kısmında ise küçük bir plaj ve plaj kenarında birkaç balıkçı taverna var. Yaşlı dedeler, kahvehanelerde oturup büyük bir dikkatle sizi izliyor, bazıları Ouzo’sunu yudumluyor. Gün batımına birkaç saat kala sahilden zorla getirilen çocuklar, ebeveynleri tarafından evlere çıkarılıyor. Köyü yavaştan balık, ahtapot, midye kokuları sarıyor. Birkaç kadın balkondan çamaşır silkeliyor, kafamı kaldırdığımda göz göze geliyoruz, yine yaşlı amcalar gibi pür dikkatle bana bakıp, inceliyorlar. Sahil kenarındaki restoranda bir adam beyaz şarabını içiyor, denizin üzerinde parlayan ve git gide turunca dönen koyu sarı ışık oyunlarını seyrediyor.

33-s

32-s

36-s

Covo D’oro Tavern

39-s

Coralli Fish Tavern sezon dışı kapalı olduğundan, sahil kısmındaki büyük ağacın altına yayılmış masaları, yerlilerle dolu olan Cavo D’oro’da karar kılıyoruz. Güneş karşımızda git gide büyürken, restoran kısmından sahile doğru Yunan ezgileri yükseliyor. Siparişlerimiz masaya tek tek gelirken, Thassos’un en sakin, en güzel gün batımı noktasının burası olabileceğini düşünüyorum. Etrafımızda bir tek yabancı turist yok, sanki dil olmadan konuşabiliyoruz, anlaşıyoruz yaşlı garsonla… Feta peynir, bütün ızgara ahtapot, günün ızgara balığı ve sebzeli-yoğurtlu birkaç meze söylüyoruz. Hepsinin tadı yerinde. Çok denemek istediğim reçine şarabını da (Malamatina) ilk kez deniyorum. Tadı başta ekşimsi ve biraz asidik ama bir süre sonra hafifliyor ve damağınızdan yumuşak bir şekilde kayıp gidiyor. Zülfü Livaneli’nin “Sevdalım Hayat” kitabında sıkça sözünü ettiği reçine şarabını içtiğim anda, en sevdiğim sanatçıya içimden bir selam gönderiyorum.

27-s

Thassos’ta Ruhuma Kazınan İzler…

-Bütün güzel yolların sonu bir manzaraya çıkıyor. En güzel manzara noktalarına bank yerleştirilmiş; o banka oturup önündeki maviyi seyredebilmek için.

-Virajlı yollarından geçerken solunuz açık mavi ya da lacivert, sağınız daima yeşil. Ya da tam tersi.

-Gün batımları başka bir güzel; güneş denizin üzerinde, sadece tutkulu ve keyfine düşkün, mutlu yaşamasını bilen insanların memleketlerine özgüymüş gibi parlıyor.

-Kural tanımayan kasksız motorcular görüyorsunuz. Birçoğunun yaşı 50’nin üstünde. Yolun yarısında değilmiş de, sonsuzluğun ortasındaymış gibi motorlarını sürüyorlar.

-Bazı askılarda çamaşır, bazı askılarda asılmış ahtapotlar sallanıyor.

-Ekim ayı sanırım halı yıkama ayı. Birçok köyde, balkonlarda asılı yeni yıkanmış, mis kokan halılarla karşılaşıyorum. Sokaklara kadar iniyor bu koku.

-Her şey yavaş… Feribot yavaş, sipariş ettiğimiz yemekler yavaş, insanlar yavaş. Her şey ağır ağır ilerliyor.

35-s.jpg

Thassos’da Mutlaka…

-Birçok yerin adresi olmadığından; sadece köyün ismi geçtiğinden özellikle gitmek istediğiniz yerleri gitmeden önce haritada işaretleyin.

-Kendi arabanızla sınırdan geçerek gitmek ya da oradan araç kiralamak en mantıklısı. Thassos’u arabasız gezmek ise neredeyse imkânsız.

-Arada arabanızı durdurun, kenara çekin ve manzara noktalarına kurulmuş banklardan manzarayı izleyin.

-Gün batımı ve gün doğumu zamanlarına bu adadayken ekstra önem verin.

-Vaktiniz varsa köyleri tek tek doğudan batıya gezin. Devasa ağaçların altına kurulmuş restoranlara; örneğin Megalos Prinos köyündeki Kazaviti restoranına bir kahve molası için uğrayın.

-Reçine (Malamatina) şarabı, Ouzo, Skinos marka sakız likörü, fıstık reçeli gibi ada tatlarından satın alın.

-Dönüşte Kavala’ya uğrayın. Şöyle bir şehri yürüyerek turlayın ve pastanelerin birinden Kavala kurabiyesi alın. Almadan önce muhakkak tadın!

Reklamlar