İtalyanca “Yaz” Başkadır

foto4 venedik.jpgİtalyanlar yaşamasını, hayattan zevk almasını bilen milletlerin başında geliyor. Boşuna “Dolce Far Niente” yani “hiçbir şey yapmamanın tatlılığı” lafını bulmamışlar. Hayattan aldıkları zevk sanki her şeye yansımış; müziklerine, mimarilerindeki renklere, yemeklerine ve filmlerine… Öyle ki, ne zaman bir İtalyan filmi izlesek ya da İtalyan ezgileri dinlesek sanki bu ülkede mevsim hep yaz, insanlar da hep mutluymuş gibi bir algı oluşuyor kafamızda. Aksi elbette ispatlanır fakat bildiğimiz, hayal etmek istediğimiz gibi bir İtalya hep var aslında.

Yazın gelmesiyle birlikte açığa çıkan coşkumuzu körükleyecek ve belki de bazı şeylere daha olumlu bakmamızı sağlayacak gezi rotalarının başında İtalya kıyıları geliyor. Çünkü bizi orada sevindirecek, güldürecek, hayrete düşürecek ve iç sesimize “aman boşver” dedirtecek bir şeyler daima olacak.

foto1 Lecce.jpg

Lecce ve Porto Cesareo
Lecce, çizmenin tam topuğunda yer alan şehirlerden biri. Puglia bölgesinde yer alan Lecce, İtalya’daki diğer yerlere kıyasla turistik olmayan bir şehir. Bu yüzden kalabalık ve turistlerin akın ettiği yerleri tercih etmeyenler için ideal.

Sokaklarında gezerken kendinizi Ferzan Özpetek filmlerinde gibi hissediyorsunuz. Bu esnada haritayı bir kenara bırakın ve iki bin yıllık bu eski taşlarla döşeli sokaklarda kaybolmaya bakın. Nasılsa Lecce halkı size her zaman yolu göstermeye ve yardım etmeye hazır.

Meydanındaki kafelerde yaşlı amca ve teyzelerin oturduğuna bakıp aldanmayın. Gençler o anlarda sahilde denizin keyfini çıkarıyor ve akşamları ara sokakları hınca hınç dolduruyor. Her köşede tarihi bir pastane ve önünde taze dondurma tezgâhları yer alıyor. Yerel butikler, dükkanlar günün yalnızca belirli saatlerinde açılıyor; malum keyif daima öncelikli.

Antik Roma anfitiyatrosunu, Chiesa di Santa Chiera kilisesini, Vittorio Emanuele II meydanını gezerken büyük bir turist kalabalığı görmemek içinize su serpiyor. Bir kafesine oturup kendinizi o gün için Lecceli gibi hissediyorsunuz.

foto2 Porto Cesareo.jpg

Porto Cesareo Lecce’ye yakın denize girebileceğiniz sahiller arasında yer alıyor. Berrak denizine kendinizi bıraktığınızda kafanızda bir anda Ferzan Özpetek’in “Serseri Mayınlar” filminden melodiler çalmaya başlıyor.

Geceleri barların önü gençler tarafından adeta kuşatılmış, yüksek sesle sohbet ediyorlar. Lokantalar yerellerle dolmuş, kadeh sesleri çatal seslerine karışıyor. Herkes gruplar halinde yemeklerini yiyor. Lecce’nin en güzel restoranlarının birinde; La Vecchio Osteria’dan midye ve balık kokuları geliyor burnunuza. Karşı koyamayıp avlusundaki masalardan birine geçiyorsunuz. Lecce her şeyiyle sizi kucaklıyor ve yazın en güzel anılarını armağan ediyor.

foto5 Venedik.jpg

Venedik ve Burano
Venedik’e vardığınızda burnunuza ilk olarak nem kokusu geliyor. Sıcak, çok sıcak… Bu sıcağa rağmen kanal köprülerinden bir kere geçince bu şehri sevmeye başlıyorsunuz. Çizgili tişört giymiş, hasır şapkalı gondolcular arasından Venedik’in ilk kadın gondolcusu Giorgia’yı arıyor gözleriniz. Rialto köprüsünden, bir ressamın elinden çıkmış gibi olan Venedik manzarasına bakıyorsunuz. Ara sokaklar kalabalık… Yazı Venedik maskeleriyle ödüllendirmek isteyenler dükkânların önüne üşüşmüş. Sabah gün yeni doğarken bu şehir bambaşka halbuki San Marco meydanında kimseler yok. Sanki film daha başlamamış, şehirde ön hazırlıklar güneşin doğmasıyla tamamlanıyor gibi. Acqua Alta isimli kitapçıya giriyor, kedileri selamlıyorsunuz. Kitaplardan bir merdiven oluşturulmuş, Venedik’in en nemli edebiyat noktasına çıkıyor.

Foto7 Burano.jpg

Venedik’ten feribota biniyorsunuz. Çizgili perdelerle güneşten korunan renkli evlerin adası Burano’ya geliyorsunuz. Dükkanlardan birinde, satıcıyla şöyle bir sohbet geçiyor aranızda: “Ne kadar huzurlu bu ada”, “fakat bazen hareket istiyor insan” diye bir cevap alıyorsunuz. Fazla huzur da bir yere kadar sonuçta.

Burano adası sizi gerçek olup olmadığına şüphe edeceğiniz güzellikte olan yerlerden biri. Balıkçı tekneleri, renkli evler ve dantelci dükkanlarının arasında bu defa da başka bir film sahnesinde gibisiniz. Sokak aralarında gezerken, ev önlerine toplanmış komşuların kahkahaları ve konuşmaları geliyor kulağınıza. Onların enerjisi size de yansıyor ve buradan mutlu olarak ayrılıyorsunuz.

 foto3 Cinque Terre.jpg

Cinque Terre
“Beş toprak” anlamına gelen Cinque Terre; Ligurya bölgesinde, İtalyan Rivierası kıyısında yer alan 5 tepeden oluşuyor. 11. YY’da Cenevizliler tarafından kurulmuş bu balıkçı köyleri birbiriyle aralarındaki bağları koparmamak adına bir yol yaptırmış. Bu yollar 5 tepeyi birbirine bağlıyor. Biri Azure Yolu, Riomaggiore’yi Manarola’ya bağlayan yol ise “Aşk Yolu” olarak geçiyor.

Bir rivayete göre, özellikle Monterosso’da balıkçılar tekneleriyle açıldığında evindeki eşinin iyi olup olmadığını anlamak için dürbünle kıyıya bakarmış. Mimarisi neredeyse aynı olan evleri birbirinden ayırmak için de rengarenk boyarlarmış. Bu yüzden Cinque Terre’deki evler 70’lerde tamamen farklı renklere boyanmış, birer oyuncak gibi. Sahil kasabası havasındaki Cinque Terre’ye bir iki gün ayırmak yetiyor çünkü her şey bir birine yakın ve köyler kültürel olarak benzer yapıda.

Doğudan batıya; Riomaggiore, Manarola, Corniglia, Vernazza ve Monterosso al Mare’den oluşan bu köylerin her biri trenle de birbirine bağlanıyor. Aralarındaki süre yaklaşık 10-20 dakika. Bu yüzden hepsini bir günde bile gezebiliyorsunuz. Merdivenli dik yokuşlarından çıkmak biraz yorucu olabiliyor, bu yüzden tadını doyasıya çıkarmak için bir köyde kalıp, diğer tepeleri de günü birlik gezmek en keyiflisi.

Panoramik siluet açısından en güzeli Vernazza; o yüzden en çok ziyaret edilen köy de burası. 14. YY’da inşa edilen kilisesi ve çan kulesi bu köyün en belirgin simgesi. Fakat siz denize girmek istiyorsanız içlerinde en temiz denize ve küçük de olsa bir plaja sahip olan Monterrosso’yu tercih edebilirsiniz.

Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi uzanan merdivenlerden tepelere kadar çıkıp, limon ağaçları ardındaki masmavi Ligurya denizine bakarken şunu anlıyorsunuz: Tutkulu insanların ülkesi İtalya’da “yaz” da, yaşamak da başka bir anlama geliyor.

– Akşam Gazetesi “Pazar” ekinde yer almıştır. (31 Temmuz 2016)

Reklamlar