İstanbul’da Nostalji…

Şekerci Cafer Erol

Trendsetter Istanbul dergisinde yer almıştır.

Bu şehirde yaşarken zaman hızla akıp gidiyor. Zamanı durduramasak da, O’na yetişmek için elimizden geleni yapıyoruz. Etkinlikleri, yeni açılan mekanları olabildiğince takip etmeye çalışarak, bu şehri sokak sokak gezip, yeni yerler keşfediyoruz. Biz keşfetmeye çalışırken; O hep değişiyor, büyüyor ve bünyesine yeni yeni mekanlar, dükkanlar katılıyor.

Bu şehirde zamanı durdurmak mümkün değil bunu biliyoruz; peki bir günlüğüne zamanı biraz geriye alsak. Siyah beyaz Ara Güler fotoğraflarına bakarak, hala ayakta kalan dükkanlarına, restoranlarına gitsek ve bu şehri eski günlerdeki gibi yaşamaya çalışsak…

Tam da bu düşünceden yola çıkarak; İstanbul’un en nostaljik köşelerine uğradık, gezdik, yedik, içtik ve bazı şeyleri çok özlediğimizin farkına vardık.

Siz de; İstanbul’u bir iki günlüğüne de olsa nostaljik olarak yaşamak, O’nu yeniden keşfetmek isteyenlerdenseniz, bu yazı ilginizi çekecektir.

Kahvaltı Keyfi İçin

İstanbul tarihi ve muhteşem manzarasıyla o kadar fazla seçeneği bir arada sunuyor ki; bazen hangisinden başlayacağınızı kestirmek zor oluyor. Kahvaltı için de; bir sürü seçenek sunan İstanbul’u biz Yeniköy’den yakalayarak günümüze başladık. Yeniköy, bir sürü yalıya ev sahipliği yapan, Rumeli yakasında sıralanmış bölgelerden belki de en mütevazisi şu günlerde.  Bebek ve Ortaköy’ün kalabalığının yanında, Yeniköy’ü biraz daha sakin olarak değerlendirebiliriz. Tarabya ve İstinye arasında yer alan Yeniköy’e gitmek için en güzel bahanelerimizden biri de; yemyeşil ağaçlar arasında kurulmuş masaları olan ve deniz manzarası eşliğinde lezzetli menemen yiyebileceğiniz; Yeniköy Kahvesi.

Burası, tarihi bir mekan olmasa da; çevresinde tarihin, nostaljinin ve Selim İleri kitaplarında sıkça karşımıza çıkan o eski İstanbul’un, günümüze kaldığı kadarıyla tadına varacaksınız. Boğaz’a inip, Yeniköy Kahvesi’nde bir kahvaltıyla güne başladıktan sonra, 16.yüzyıldan bu döneme kadar dayanmış olan; zamanında banker ve levantenlerin yaşamış olduğu yalıların arasından şöyle bir geçin. Yavaş yavaş burnunuza eski Yeniköy’ün kokusu gelmeye başlayacak.

Yeniköy Kahvesi, Kürkçü Faik sok. No:4 /Yeniköy

Hafta sonları sahil yollarında biriken trafiği dert edenlere de alternatif bir seçenek sunuyoruz: Beşiktaş’ta yer alan Bulgar Pando’nun Yeri. Biz bu sevimli kahvaltı mekanını keşfedeli 4-5 yıl olsa da; aslında burası 117 yıllık bir geçmişe sahip. Pando’dan önce babası,babasından önce de dedesi burayı işletiyormuş. Bulgar Pando’nun ailesi Manastır’dan İstanbul’a 200 yıl önce göç etmiş. 1800’lü yıllarda Çırağan Sarayı’na kaymak, süt ve yoğurt verirlermiş. Şimdi ise, Emirgan’daki mandıralarından sağlanıyor bu lezzetli süt, yumurta ve kaymaklar.

1890’lardan bu yana ayakta kalan yerlerden biri olan Pando’nun Yeri’nde ister ballı kaymak yanında ılık süt ile güzel bir kahvaltı keyfi yapın, isterseniz de taze kaymak ve yumurtanızı alıp evinize doğru yola koyulun, karar sizin!

Köyiçi Caddesi Mumcu Bakkal Sokak 5, Beşiktaş
GÜNCELLEME (2019): BU DÜKKAN KAPANDI, Pando rahmetli oldu. Alternatif öneri olarak, Kumkapı Boris’in Yeri’ne gidebilirsiniz. Kaymak ve ekmek kadayıfı özellikle önerilir.

2-Kızlı Sardalya

Kutuda Sardalya
Mutfağınızda eksik bir şey fark ediyoruz: Kutuda sardalya! Ya da zaten hiç bir zaman almadınız, kim bilir… Birazdan önereceğimiz kurutulmuş Kızlı Sardalya balığını eski İstanbullular, Beyoğlu’ndaki Balık Pazarı’na uğrayıp alır, sofralarından eksik etmezlermiş. Biz de; nostalji turumuza Beyoğlu Balık Pazarı’nı gezerek devam ediyoruz; bu vesileyle de; kurutulmuş balık ve Kızlı Sardalya satın alıyoruz.

1928 yılında; Gelibolulu Alaeddin Kemerli tarafından, Gelibolu’da fabrikası kurulan konserve sardalyalar; İstanbulluların da masalarında eksik olmazmış. Rumların tuza batırarak, kuruttukları sardalyaları; ilk konserveleyen ve kutulara koyan da yine Kemerli imiş. Üzerinde güzel bir kız resmi olan bu kutulardan almanızı ve kendinizi sofranıza da bu “nostaljik” tadı konuk etmenizi öneririz.

Kesin olmamakla beraber, kutuda yer alan kızın hikayesi de; 1920’lerde kurulan konserve fabrikasında, fabrika sahibinin görüp aşık olduğu bir kız ile ilgili. Çok sonra bu kız ortadan kaybolur ve kızı bulabilmek amacıyla da kutulara o kıza benzer resimler basılır… Efsaneyi merak edenlerdenseniz, bir an evvel bu sardalyalardan alın ve hikayesiyle birlikte tadına varın!

Bulabileceğiniz yerler: Beyoğlu Balık Çarşısı ve Kadıköy Balık Çarşısı

3-Kelebek Korse

Kelebek Korse
Dededen babaya, babadan da oğula kalan dükkanlardan biri de; İstiklal Caddesi üzerinde yer alan Kelebek Korse. 100 yıldır, değişmeyen vitrini ve çizgisi ile aynı kalmayı başarabilmiş nadir yerlerden biri burası. Korse takan kadınların kendini kelebek gibi hafif hissetmesinden yola çıkarak, bu dükkanın ismine “kelebek” denilmiş. İçeride çeşitli bedenlere göre korseler var ve her biri insanı zamanda yolculuğa çıkarıyor.

16.yüzyıla dayanan korsenin yeniden “moda” veya “ihtiyaç” olmaya başlamasıyla beraber gözümüz bu dükkana takılıyor ve kendimizi naftalin kokulu korselerin arasında buluyoruz. Kendinizi kelebek gibi hissetmek isterseniz, kesinlikle uğrayın!
İstiklal Cad. No: 433 Beyoğlu

GÜNCELLEME (2019): BU DÜKKAN KAPANDI. Alternatif öneri olarak Hazzopulo Pasajı’ndaki  şapkacı Madam Katia, İstiklal Caddesi üzerindeki Kunduracı Mahmut aklınızda olsun.

4-Lale Plak

Lale Plak
İstiklal Caddesi’nden Tünel’e doğru devam edip, Galip Dede Caddesi’ne geldiğimizde bizi solda ilk karşılayan dükkan Lale Plak oluyor. Vitrininde yer alan en yeni plaklardan kendimizi alıp, içeriye girmeyi başardığımızda daha fazla plakla karşılaşıp seçim yapmakta zorlanıyoruz.

Özellikle Jazz ve Blues türünde aradığınız plakları bulabileceğiniz, hatta bulamasanız da isteyebileceğiniz tarihi bir plak dükkanı burası. Dükkanın girişinde, ilk kurulduğu yıllarda çekilen siyah beyaz bir fotoğraf bulunuyor, her defasında bu kareye bakıp, bu dükkanın, zamana yenik düşmemesine seviniyoruz. Bu fotoğraf karesi “işte hala buradayız” diyor sanki!

1954’ten bu yana Tünel’de yer alan Lale Plak’a bir sonraki ziyaretimize kadar, pikaba Ella Fitzgerald ve Louis Armstrong’un “Ella & Louis Again” plağını koyuyoruz ve elimizdeki imkanlar dahilinde yine zamanda bir yolculuğa çıkıyoruz.
Galipdede Cad. No: 1 Şahkulu Mh. Tünel Beyoğlu

5-Özyer Hardal

Özyer Hardal
Bir diğer tarihi dükkan ise Karaköy Bankalar Caddesi’nde yer alan, 1933’den bu yana faaliyet gösteren: Özyer Hardal. Bahsettiğimiz hakiki hardal; bunu zaten dilinize değdiği andan itibaren verdiği tatlı sızıdan da anlayacaksınız. Katkı kullanmadan yüzde yüz tabii hardal tohumlarıyla üretiliyor ve sarı Özyer kutularında satılıyor. Türkiye’nin ilk krem ve toz hardal fabrikası ayrıca.

Binası da (Sen Piyer Hanı)  bir hayli ilginç; merdivenlerden çıkıyorsunuz ve labirent benzeri koridordan geçip Özyer Hardal’ın kapısına varıyorsunuz. Bu bina 1772 yılında, Fransa büyükelçisi St.Priest tarafından yaptırılmış. Hanın dış duvarlarında yer alan Ceneviz armalarının da bugüne kadar gelebilmesine şaşıracaksınız.

Binanın en alt katından dalga sesleri geldiği efsanesi de, efsaneler dizimize ekleniyor. Her ne kadar dalga seslerini duyamasak da, hardallarımızı alıyor, gitmişken de Karaköy’ü geziyoruz.
Bankalar Caddesi Eski Banka Sk. Sen Piyer Han No: 102-103-104 Karaköy

6-Baylan
Baylan Pastanesi
Karaköy İskelesi’nden vapura atlayıp, kendimizi Kadıköy’de buluyoruz. Karnımız aç değil ama canımız fena halde tatlı çekiyor ve Baylan Pastanesi’nin renkli makaronlarının bize iyi geleceğini tahmin ediyoruz.

Baylan Pastanesi ismi, eski İstanbul’u anlatan kitaplarda, o zamanın önemli edebiyatçıları, şairleri ve ressamları için en önemli buluşma noktası olarak karşımıza çıkar. Tabi o zamanlar Beyoğlu’ndaki şubesinde gerçekleşir bu buluşmalar.

1923’den günümüze, Lenas ailesinden kalan bu pastanenin içine girdiğiniz andan itibaren bambaşka hissedersiniz kendinizi. Sadece tatlıların değil, pastanenin ahşap dokusu ve iç dekorasyonu da, bunda büyük bir pay sahibidir…
Muvakkithane Caddesi No: 9/A Kadıköy

Şekerci Cafer Erol
Kadıköy’e geldiğimizde kendimizi şımartmanın bir diğer durağı olan Şekerci Cafer Erol’un önü her zamanki gibi kalabalık. İçeri girdiğimizde ise, bizi yine rengarenk şekerler, tatlı kavanozları ve kurabiyeler karşılıyor. Haliyle buna karşı koyamıyoruz ve kırmızı beyaz çizgili, vanilya kokulu şekerlemelerden alıyoruz.

Şekerci Cafer Erol, 1807 yılında kurulmuş, Osmanlı tatlıları, akide şekerleri, çikolatalar, lokumlar ve klasik ezmeler konusunda oldukça iddialı bir adres. Sayarken bile sizin de içiniz kıpır kıpır oluyorsa, fazla söze gerek yok!
Yasa Cad. No:19 Kadıköy 

GÜNCELLEME (2019): Şekerci Cafer Erol’un bir diğer şubesi, geçtiğimiz sene Sirkeci’de de açıldı. Kış aylarında salep keyfi için önerilir.
Hobyar Mah., Hamidiye Cad. D:No: 16/J Sirkeci – Eminönü

 7-Fazıl Bey

Fazıl Bey’in Türk Kahvesi
Kanımızdaki şeker oranını biraz koyu bir Türk kahvesiyle dengelemeye hayır diyemedik ve Kahveci Fazıl Bey’e uğradık. Mis gibi kahve çekirdeklerinin kokusu arasında, kahvelerimizi yudumladık.

Mimar Fazıl Tuncalı Bey 1923 yılında Kadıköy’de doğmuş ve hayatı boyunca Türk kahvesinden vazgeçememiş. O’nun kurduğu bu kahve dükkanı, şimdi de oğulları tarafından işletiliyor ve kahveler eski usule uygun özenle kavrulup, öğütülüyor.

Tarihi Kadıköy Çarşısı’na yolunuz düşerse, işlenmemiş kuru kahvenizi almadan eve dönmeyin diyoruz!
Serasker Cad. No1 A Tarihi Kadıköy Çarşısı Kadıköy

8-Atlas Sineması

Atlas Sineması
Beyoğlu’nda ardı ardına kapatılan sinemalara üzülüyoruz ama hiç değilse biri hala yerinde: Atlas Sineması! Beyoğlu akşamlarına yol almadan hemen önce; yorgunluğumuzu atmak ve güzel bir film izlemek için adresimiz belli; Atlas Sineması.

Atlas Pasajı içinde yer alan sinema; 1870′de Ermeni bir iş adamı tarafından, kışlık ev olarak kullanılmak üzere yaptırılmış. Perdesinin büyüklüğü, neredeyse tarihe karışmak üzere olan Emek Sinemasının perdesiyle aynı boyutta. Duvarında retro film afişleri, kadife perdeleri ve kırmızı koltukları ile Atlas sinemasını seviyoruz!
İstiklal Cad. No:131, Atlas Pasajı Beyoğlu

9-Cumhuriyet Meyhanesi

Tarihi Cumhuriyet Meyhanesi
Tarihi mekanlara devam ediyoruz ve kuruluş yılı tam belli olmamakla beraber, 1923 yılı kabul edilen Cumhuriyet Meyhanesi’nde günü sonlandırıyoruz. Günde yüz çeşit mezenin hazırlandığı meyhanede, seçim yapmamız oldukça zor; biz biraz kolaya kaçıp Cumhuriyet Meyhanesi’nin “fiks menü”sünden seçiyoruz.

Ece Ayhan’ın “Üç Aliler” şiirine konu olan ve bu meyhanede kırk yıldır çalışan, Alileri yani Ali ismindeki üç garsonu arıyor gözlerimiz… Sonunda siparişlerimizi verip, kendimizi arka fonda çalan müziğe ve duvardaki resimlere bırakıyoruz.

Mezelerimiz geldiğinde, şunu fark ediyoruz ki; bir günlüğüne de olsa, zamanı durdurup geçmişe doğru yol almak ve bu şehrin nostaljisini yaşamak bize çok iyi geliyor.
Hüseyin Ağa Mah. Sahne Sokak No:47 Beyoğlu