Balonla Gezen Adam

Act 4 - 09 20150518 Auroville Amphitheater REWORK

match-up mag “uzak” sayısında yer almıştır.

Bir balonun peşi sıra gidilen kilometrelerce yol. Yeni şehirler, yeni yüzler… Ardı ardına gelen tren yolculukları ve bu yolculuklarda karşılaşılan her insanın Gaspard’ın projesine bıraktığı izler.

Gaspard’ın Belçika’dan ayrılıp, Hindistan’a varana kadar trenle seyahat ettiği süreçte tanıştığı tüm insanları, hikayeleri, “anları” somut bir şekilde saklamak isteğiyle yola çıktığı “balon projesi”nin arkasında yatan bir sürü düşünce var. Projenin çıkış noktasında da, ilham aldığı Hindistan’ın ütopik şehri Auroville yer alıyor. Gaspard, aylarca süren hazırlıklardan sonra tamamladığı balonunu bu şehirde havalandırabilmek için 4 ayrı gün harcıyor. İlk üçünde başarısız olsa da, sonuncusunda balon nihayet havalanıyor.

***

Gaspard ile 2010’da, Roma’da başka bir “proje” peşindeyken tanışmıştık. Kendisi Belçikalı, mesleğine tutkuyla bağlı bir mimar olduğu için, sıcak bir öğleden sonra birçok insan Via del Corso’da mağazalara bakarken, biz o sıcakta Farnese meydanında yerlere oturmuş bir şekilde karşımızdaki saray hakkında konuşuyor, Gaspard’ın çizimlerine bakıyorduk. O an, Gaspard’ı biraz kıskandım. Sürekli bir şeyler üreten, gördüğü her binayı, parkı, meydanı detaylarıyla algılayan biriyle uzun zamandır tanışmamıştım.

Aradan birkaç sene sonra Gaspard İstanbul’a geldi. İlk gelişinde saatlerce sokaklarda dolaştık, İstanbul’a dair olan her şeyi, ya da en azından az zamanda olabildiğince çok şeyi ona gösterebilmeye çalıştık. İstanbul’un Orta Doğu, Doğu ve Avrupa’ya bakan tüm yüzlerini beraber keşfettik. Bu şehri çok sevmiş olacak ki, bir sene sonra yeniden geleceğini, hatta bu sefer bu şehri geçiş noktası olarak da kullanacağını söyledi. Tam bir sene sonra, 2015 kışında o uzun yolculuğunun ortasında yine İstanbul’a gelmişti. Üstelik bu defa yanında bir sürü pelür kağıdı ve kafasında bir sürü düşünceyle… Önce karşımıza oturup tüm detaylarıyla hayalindeki projesinden bahsetti, çıkış noktasını anlattı. Gezeceği yerlerin haritasını koydu önümüze, sonra ellerimizi koyup çizmemiz için bir kalem, bir de pelür kağıdı getirdi. O an farkında olmadan, Gaspard’ın projesinin bir parçası olmuştuk.

Gaspard’ın bu projesinin amacı ülkesinden ayrılıp, Hindistan’a varana kadar trenle seyahat edeceği süreçte tanıştığı tüm insanları, hikayeleri, “anları” bir şekilde kaydetmek ve somut bir şekilde saklamaya çalışmaktı. Kimi bunun için günlük tutmayı yeterli bulurken, o biraz daha zorlu bir yol seçmişti. Bunu yaparken de hem mimariyi ve geometriyi, hem de koleksiyon bilincini kullanmak istiyordu. Tüm bu seyahat sürecinde tanıştığı insanların el izlerini aldığı pelür kağıtları birleştirerek, son durak olan Auroville’de gök yüzüne salacaktı. Biz de tüm bu sürece, blogu vasıtasıyla tanıklık edecektik.

Olmazsa olmaz iki değişmezi vardı: Seyahatin sonunda Hindistan’daki mimari ofiste yeni işine başlayacak ve Hindistan’a varana kadarki tüm bu yolculuğu yalnızca trenle gerçekleştirecekti. Kendi yaşadığı şehir olan Brüksel’den başlayarak, Fransa, İsviçre, İtalya, Avusturya, Slovenya, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Türkiye, İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman’ı ziyaret edecek ve son olarak varış noktası olan Hindistan’a varacaktı. Bu projesini tamamladığı yer; Gaspard’ın doğup, büyüdüğü Avrupa değil de, onu daima etkileyen Doğu kültürünün büyük bir parçası olan Hindistan olmuştu. Hindistan’ın “Auroville” bölgesini seçmişti. Neden burayı seçtiğini sorduğumda; “Matrimandir (metalik altın kürenin yer aldığı merkezi meydan) gibi bir merkeze sahip Auroville’in ütopik bir mimari algısıyla yaratılmış, sonradan inşa edilmiş  bir “şehir” olması ve bana mimari açıdan ilham vermesi sebebiyle burayı seçtim” cevabı ile karşılaştım. Aynı Gaspard’ın projesindeki gibi, Mirra Alfassa (“anne” diye anılan guru ve yogi) tarafından 1968’de oluşturulan bu ütopik şehir de insanları bir araya getirmeyi amaçlıyordu. Kurulduğu günden beri “dengenin, barışın merkezinde olduğu, kadın ve erkeklerin eşit olarak var olmasını amaçlayan ütopik şehir”i simgeleyen Auroville, Hint filozofu Yogi Sri Aurobindo’dan esinlenerek yaratılmıştı.

20 farklı ülkeden, 66 kişinin ellerinden alınan pelür kalıplarla oluşturulmuş bu balon projesi de aslında Hindistan’ın günümüzdeki  ütopyasını; bir nevi değişimini, umudunu, daha iyi bir dünya algısını simgeliyordu. Diğer yandan, matematiksel açıdan; 66 el kalıbını bir araya getirip sonrasında sıcak havayla gökyüzüne bırakma fikrinin zorlayıcı kısmı da Gaspard’ı tetikleyen bir diğer unsurdu. Geçici ve kırılgan olan pelür kağıtlarını kullanması, kendisini fiziksel açıdan zorlamanın (bu tip bir zorluk Gaspard’ı motive ediyordu) yanında, taşıma açısından da hafif bir materyal olduğu için seçilmişti. Bir araya getirilen 66 el kalıbı renkli bir balon oluşturacak ve ütopik kent Auroville’de sıcak havayla gök yüzüne salınacaktı. Bu proje, Gaspard’ın yolculuğunu daha anlamlı, Auroville’in mimarisiyle özdeşleşen küresel balon ise yolculuk sırasında yaşadığı tüm anları ölümsüz kılacaktı. Öyle de oldu; seyahati süresince tanıştığı ve el izini aldığı kişiler, yani bizler için de tarihini önceden bilmediğimiz o gün Gaspard’ın e-maili geldiğinde; her şey daha da anlam kazandı. Balon uçuyor, “an”larımız bir bir gözümüzün önünden geçiyordu.

foto4 by Giorgio
Uzun soluklu bu projesine Gaspard manevi olarak ne gibi anlamlar yüklüyor diye sorduğumda, şöyle yanıtlıyor:

“Aslında el izlerinin olduğu bu balon, manevi bir zarf niteliğinde. O insanlardan izler taşıyor, hikayeler taşıyor. Daha iyi bir gelecek amacıyla oluşturulan bu ütopik şehir; Auroville’de daha iyi bir gelecek için gökyüzüne salınıyor. Teknik anlamda görülmeyen bir sürü zorluğu oldu ama dördüncü deneyişimde insanların da yardımıyla gökyüzüyle buluştu ve Belçika’dan Hindistan’a kadar geçen tüm bu süreci farklı bir boyuta taşıdı. Kişisel açıdan bu projenin;  araştırma, deneme-yanılma,bilinmeyene doğru yol alma, meydan okuma, hayal kırıklığı ve son olarak birbirinden farklı enerjileri bir araya getirme gibi anlamları oldu benim için”.

Brüksel’den Auroville’e uzanan bu yolculukta bir diğer anlam da “bütünlük”tü. Bir bütünü oluşturan her bir parçaya dokunan insanların oluşturduğu, projenin var olmasını sağladığı bir bütünlük… Günler, aylar süren bir yolculuğun parçalarını tamamlamak, el izlerini toplamak sandığımız kadar kolay da olmamıştı. Geometrik açıdan biraz revizyon gerekmiş, parçalara ek parçalar ilave edilmişti. Birkaç denemede başarısız olduktan sonra, çevredeki insanların içten yardımlarıyla havalanabilmiş ve birkaç dakika havada kalmayı başarabilmişti.

Gaspard’ın bu projesi bana uzaklara yol alırken, bedenin beraberinde zihinsel bir yolculuğun da var olduğu gerçeğini hatırlattı. Diğer yandan bilinci açabilecek bir güçte olduğunu gördüm. Gaspard’ın yaşadıkları da, bu balonun bilinçsel ve ruhsal bir yolculuğuydu aslında. Bilinç doğuyor, büyüyor ve sonra olgunlaşıyor, karşısına çıkan her sosyolojik detaya dikkat kabartıyordu. Hatta ortaya konan bu proje aracılığıyla daha fazla insana dokunuyor, daha fazla düşünceyle karşılaşıyordu. Bundan yola çıkarak, Gaspard’a yolculuğu esnasında dikkatini çeken, Avrupa’ya kıyasla en büyük farklılık ne oldu diye sorduğumda: “İran’ın kendi ülke sorunlarından çok dışarıdakilerle ilgilenmesi -çünkü bilgi almak güç ve yasaktı- ve Hindistan’da her şeyin sağ duyuyla, kalp sesiyle yapılması” diye cevap veriyor. “Yani Avrupa’da mantık her zaman önde gelir, bu da beni Doğu’ya gittiğimde şaşırtıyor” diye de ekliyor. O gün oraya dördüncü kez gelen insanların içine de doğmuş olacak ki, bu son denemede hiçbir aksilik olmadan balon havalandı ve uçtu. Belki de Gaspard da tanıştığı bu insanlar sayesinde artık kalp sesini dinlemeyi öğrendi. Biraz süzüldükten sonra yer yüzüne inişini gerçekleştiren, farklı milletlerden gelen insanların el izlerinin yer aldığı balon, ileride başka şehirlerde de uçurulmak üzere, özenle katlanılmış bir şekilde kutusunda bekliyor. Gaspard onu daima saklayacağını belirtiyor: “Belki diğer insanlara da yolculukları için ilham verir diye…”