Barbaros Bağ Evi

foto2

– match-up mag “yavaş yaşam” sayısında yer almıştır.

Üzüm bağlarıyla çevrili, çevresinde gözü yoran hiçbir şeyin olmadığı, sakin huzurlu bir yer Barbaros Bağ Evi. Sadece görüntüsüyle bile çok şey anlatsa da; bu bağ evinin kuruluşunu, geçmişini ve bugününü detaylarıyla dinlemek bu yeri daha da anlamlı kılıyor. Öyle ki; bir an önce yaz gelsin de kanola çiçeklerinin sarısını, şarabın kırmızısını ve Barbaros’un o huzurlu havasını bir daha yaşamaya gelelim diye gün sayarken buluyorum kendimi.

Yola koyulduğumuz ilk anda; Meg Ryan’ın oynadığı “French Kiss”i, Ridley Scott’ın “A Good Year”ı, Kaliforniya bağlarına keşfe çıkan iki arkadaşı anlatan “Sideways”i ve daha birçok şarap filmini üst üste izlediğim günler geliyor aklıma. Bana hep, hayatı büyük bir özveriyle yaşayan insanların içkisi gibi gelmiştir şarap. Onu üretenlerin de, azme ve yine aynı özveriye sahip olduklarını bildiğimden; bu yola çıkış hikayelerini merak ediyorum. Üstelik göreceklerim de bir filmden alıntı değil.

Tekirdağ’ın Barbaros bölgesinde yer alan Barbaros Bağ Evi’ne ilk kez geliyorum. Uzaktan baktığımda, yemyeşil bir tepede yer alan bağ evi hemen gözüme çarpıyor ve kesin burası olmalı” diyorum. Yaklaştıkça, üzüm bağlarının yakınına konumlanmış sevimli bir butik otelle ve çevresinde heyecanla koşturan köpeklerle karşılaşıyorum. Çevrede başka hiçbir evin, hotelin olmayışı o kadar bakir kılmış ki burayı… Arabadan dışarı adımımı attığım ilk anda, İstanbul’da edindiğim tüm yorgunluklardan uzaklaşıp, bambaşka bir ruh haline bürünüyorum. Barbaros Bağ Evi’nin yöneticisi Özcan Bey bizi güler yüzüyle karşılıyor ön tarafta yer alan geniş terasa geçiyoruz. Peynir tabakları ve Roze ile başlıyoruz güne. Etrafı izlerken, daha tam canlanmamış olmasına rağmen doğanın ne kadar güzel gözüktüğünü fark ediyorum.

foto3
Barbaros Bağ Evi’nin hikayesini çok merak ettiğimden ve işin heyecanını bozmak istemediğimden buraya gelmeden önce hiçbir araştırma yapmıyorum. İlk açıldığı günden bugüne buranın yöneticiliğini yapan ve haliyle hikayesine de bizzat tanık olmuş Özcan Bey’e aklımdaki bütün soruları art arda yöneltiyorum. Nerede, nasıl başladı bu hikaye diye sorduğumda; 2000 yılında ilk olarak şarap üretme niyetiyle yola çıktıklarını, bu araziyi bulduklarını ve sonra buranın 2007 yılında da ev ve şaraphane olarak şekillendiğini öğreniyorum. Daha sonra da, şu anki gibi butik hotel haline geliyor. Adını ise bir zamanlar Bizanslıların yaşadığı Bisanthe şehrinin kurulu olduğu beldeden; yani şu anda bulunduğumuz Barbaros’tan alıyor.

Kurucusu Can Topsakal bundan seneler önce, Marsilya’da restoran işletirken şato sahibi Fransızlarla arkadaş olmuş. Şaraba da daha fazla ilgi duymaya başlamış. Şu anda Barbaros Bağ Evi’nin danışmanlığını yapan Xavier Vignon ile de yine yolları Marsilya’da kesişmiş. Xavier 400 yıldır şarapçılıkla uğraşan bir aileden geliyor; haliyle Barbaros Bağ Evi’nde hissedilen Fransız dokunuşlarının altında Xavier Vignon’un parmağı var. Marsilya’da başlayan bu dostluk, ilk meyvelerini 2007’de Barbaros Bağ Evi’nde vermeye başlıyor.

230 dönümlük bu alana bakıp, arkasındaki emeği ve yıllar süren çalışmaları hissediyorum. Peki bu nasıl bir süreçti? diyorum Özcan Bey’e:
Bu alanı uzun araştırmaları sonucunda buluyor Can, sonra da kafasındakileri hayata geçiriyor adım adım. 2002-2003 yıllarında fidan daha burada gördüğünüz üzüm bağları. 2007 yılında da inşaat bitiyor ve ilk üretim Xavierin danışmanlığında gerçekleşiyor. Üzümlerden anlamak, şarapçılığı iyice öğrenmek sanıldığı kadar kolay değil, aksine yıllar gerektiriyor. 100 yıl da geçse, hala öğreneceğiniz çok şey var Bir de Fransızların çok güzel bir sözü vardır: “Şarap üretmek, para kaybetmenin en asil yoludur derler. Gerçekten de öyle. Çok emek ve yatırım gerekiyor belli bir noktaya gelebilmek için.

foto5
Etraftaki daha açmamış üzüm bağlarına baktığımda, kaç çeşit üzüm yetiştirdiklerini merak ediyorum. 5 çeşit üzüm diyor Özcan Bey: Syrah, Cabarnet Sauvignon, Merlot (Bordeaux bölgesinden ithal) ve Mourvedre (Güney Fransa) ile Grenache. Altını çizdiği bir nokta da; daima organik tarımdan yana oldukları, sadece kükürt/bakır bazlı gübreler kullandıkları ve böcek ilacından kesinlikle kaçındıkları.

Barbaros Bağ Evi’nde, manzaranın size verdiği huzuru yanında başka şeyler de var elbette. Her şeyin organik olduğu sabah kahvaltısıyla güne başlıyor, öğle yemeği ve akşam yemeğinde ise burada üretilen farklı şaraplardan deneyebiliyorsunuz. Öğlen menüsünde sunulan leziz Tekirdağ köftesinin, mercimek çorbasının ve zeytinyağlı sarmanın ise yöreye özel olması açısından tercih edildiğini öğreniyorum. Yani böyle bir yere geldiğinizde de, gözleriniz Ratatouille değil, kendi bağının asmalarından yapılmış zeytinyağlı dolmayı daha çok arıyor. Bu yemeğimize Barbaros Bağ Evi’nden çıkma Cabarnet Sauvignon, Merlot’su eşlik ediyor. Akşam ise Karides çorbası, Tekirdağ eriştesi ardından gelen pekmez soslu kırmızı etimize, Elegance’ın Syrah Grenache, Mourverde’si eşlik ediyor. Ne yemeğin, ne de şarabın lezzetini kelimelerle anlatmak zor.

Gün batımına doğru öyle güzel bir turuncuya bürünüyor ki bu bağ evinin çevresi, günün bitmesini hiç istemiyorum. Aklımda huzur veren gün batımı ve damağımda içtiğim şarapların tatlı burukluğu var. Kendimi, yaza doğru Kanola çiçeklerini görmeye bir daha geleceğim diye teselli ediyorum.

Dip Not: İstanbul’dan çok uzaklaşmadan, kafanızı dinlemek, arkadaşlarınızla vakit geçirmek veya tüm gün şaraba doymak isteyenler için Barbaros Bağ Evi çok ideal bir tercih. Mayıs ayı ve bağ bozumu (Eylül sonu, Ekim başı) ise en güzel ve en yoğun zamanlar. Bu yüzden yer ayırtmanız gerekiyor. Eğer günü birlik gelmek isterseniz; köy kahvaltısına, konuk şeflerin özel yemek tadımlarına ve günlük bağ gezilerine katılabilirsiniz. Websitesinde yer alan “aktiviteler” bölümünden detaylı bilgi alabilirsiniz.
http://www.barbarosbagevi.com