İSTANBUL SANA GELDİM

foto1.jpg

Ne zaman, hiç kimseye hiçbir şeye dair bir şeyler yazmaya kalksam kelimelerim akıp gidiyor. Çünkü biliyorum ki, kelimeler ancak o zaman tamamıyla özgür. Hiçlik, her şeyi özgür kılıyor.

Bugün, kağıt kalemim yok.

Bugün, hiç kimseye hiçbir şeye dair bir sürü sözcük fısıldıyorum. Bu yüzden sözcüklerimin bir kısmı kayboluyor, bir kısmı ise yarım yamalak ezberimde kalıyor. Bu şehre fısıldadıklarım, hiçlikten çıkıp bir yerlerde, içimdeki her şeye karışıyor. Her şeyle birlikte akıp gidiyor.

Arabayla ne zaman yol almaya kalksam, içimden, kendimle konuşuyorum. İstanbul manzaraları akıp giderken, kafamdan mektuplar yazıyorum. Bana, O’na ya da hiç kimseye. Hiç okunmayacağını bildiğim, bir daha hatırlayamayacağımı bildiğim mektuplar… Okumaya devam et

Reklamlar

BİR DOĞU EKSPRESİ YOLCULUĞU: KEMALİYE, DİVRİĞİ VE SİVAS

BÖLÜM II

Taşyol’un Tünellerinden Divriği’ye Çıkan Yollar

yol3-s.jpg

Kemaliye’den sonra Taşyol’un kıvrımlı yollarında ilerliyoruz. Hayatımda gördüğüm en kıvrımlı ve en heyecan verici yollardan biri. Kemaliyeli iş adamlarının ve halkın yardımlarıyla 135 yıllık bir emeğin sonucunda oluşturulmuş bu yol. Karanlık Kanyon ve Karasu Nehri’nin yamacındaki bu yolda giderken, arada durup uçurumdan aşağıya, çağlayan yemyeşil suya bakıyoruz. Kayalıkların arasında birkaç dağ keçisi görüyoruz. Doğanın ilkel güzelliklerini görmenin en güzel yolu Taşyol, o yüzden “iyi ki bu yoldan geçiyoruz!” diye düşünüyoruz. Okumaya devam et

BİR DOĞU EKSPRESİ YOLCULUĞU: KEMALİYE, DİVRİĞİ VE SİVAS

BÖLÜM I

tren2-s

Doğu Ekspresi Bağıştaş durağı

Benim için Doğu Ekspresi, Ankara’dan trene binip saatlerce yol almak ve menzile erişmek değil. Benim için Doğu Ekspresi, alınan yolun, varılacak nokta kadar değerli olduğu bir lirik hayaller diyarı. Hayatta paranteze alınan düşüncelerin bir bir açılıp, gecenin orta yerinde sessizliğe ve raylardan gelen ninni gibi sese teslim olmuşken, tekrardan karşına çıktığı bir yüzleşme yolculuğu. Kendinle baş başa, dört kişilik bir kompartımanda arkadaşlarınla veya onlarca tanımadığın kişiyle bir arada da olsan; daima kendi içine döneceğin ve yalnız kendi sesini en net duyabileceğin bir yalnızlık koğuşu. Sise gömülü dağların arasından, ardı arkası kesilmeyen tünellerin içinden geçerken, anılarına doğru da yol aldığın bir silsile. Saatlerin nasıl geçeceğini yolculuk başında kestiremediğin ama yolun sonuna doğru ‘zamanın su gibi akıp gittiği’ hissine kapıldığın iki düşünce arasında bir yerde var olan Doğu’nun ekspresi. En çok “gitmeyi” sevenlerin ekspresi. Okumaya devam et

KAOS VE TATLARIN PEŞİNDEN: NAPOLİ’DE BİR GÜN

foto15-s.jpg

Saat sabahın 6’sı; hava ayaz, renkler maviye bile dönmemiş henüz. Çalan saatin alarmıyla karanlık bir gökyüzüne uyandıktan sonra; önce gri, biraz sonra alacalı mavi ve son olarak da hafif turuncu bir renkle iç içe geçmiş bir gün uzanıyor önümde. Son anda, ani bir kararla Napoli’yi dahil ettiğim birkaç günlük gezimizde, bir sabah erkenden uyanmak ve Roma’nın sokaklarında sadece bir iki kişiyle birlikte yürümek de varmış tesadüfler zincirinde. Serçelerin konup, hiç hareket etmeden durdukları yol taşlarına bakıp, bir iki güne geri geleceğim Roma’ya veda edip, hızlı adımlarla ana caddeye çıkarak; 64 numaralı otobüsü yakalamak ve Termini’ye gitmek de… Okumaya devam et

MILANO GEZİLECEK YERLER // 72 Saatte Tat, Dene, Gör, Keşfet

foto4-s

foto6-s

MILANO CEP KEŞİF REHBERİ

Bir şehre gitmeden önce kafada önce sorular belirir. Sonra o sorulara cevap olacağını varsaydığımız rehberler, kitaplar, arkadaş tavsiyeleri, fotoğraflar… Milano, sorduğum bazı sorulara aldığım cevaplarla tamamen örtüşmeyen bir şehirdi. Endüstriyel, yorucu, fazla duygusuz, gri yorumlarının tam tersi bir Milano ile karşılaştım. Endüstriyel bir yanı olduğu kadar tasarımla iç içe, yorucu kısımlarından çok dinlendirici, duygu dolu, yaşam dolu, yeşil-mavi-sarı tonlarındaydı. Sonra düşününce şöyle bir kanıya vardım; en turistik doğal olarak da en kalabalık noktalarını şöyle bir gezip geçen bu şehri pek sevmiyor, yerlilerin tavsiyelerine kulak asıp daha detaylıca gezen ise bu şehri çok seviyordu.

Roma’ya olan tutku ve aşkımın yanında, Milano’ya duyduğum masumca bir arkadaş sevgisi gibi kalır ama rahatlıkla şunu söyleyebilirim ki; Milano’da güzel vakit geçirmek, mutlu olmak ve gezi sonunda tatmin olarak dönmek gayet mümkün. Okumaya devam et

Havaalanı

Geçiş

Havaalanı… İsminin aksine; bütün nem bulutunun, kuru havanın, plastik kokusunun, bazen girişindeki sigara dumanının yoğun olarak hissedildiği alan. Bir sürü gri kutu, lacivert kuru, x-ray cihazı, kamera, bilgisayar, polis telsizi, polis. Taksi, özel araba, otobüs… İnsan, insan, insan.

Okumaya devam et

YAZ DÜŞÜNCESİ

fotooo.jpg

Her yaz, ilk olarak “yaz”ın düşüncesi düşer aklıma. Yazı düşünerek başlarım yaza. İlkbaharı atlattıktan sonra, artık üzülecek, dertlenecek ve kaygılanacak bir şey kalmaz. Aklıma yazlık gelir; yazlığın ve aile yanının güven veren duygusu… Aklıma deniz gelir. Denizin tenime sinen kokusu ve ilerilere açıldıkça sonsuzluğun verdiği özgürlük hissi. Yarını sormaz bana deniz, aklımda ne var merak etmez. Sorgusuz sualsiz teslim olmuş, O’na doğru kulaç attıkça özgürlüğüme de kulaç atarım.

Yaza yaklaştıkça, hayallerimin arasından bembeyaz örtülü rakı masaları, gün batımı sebepsizce içilen mayhoş şaraplar fırlayıp çıkıverir. Böylesine bir mutlulukla, ruhumun yazın ortasında enikonu bir ayyaşa dönmemesi imkansız gibidir. Sohbetin, kelimelerin bile ikinci planda kaldığı; sadece o an’a teslim olunan rakı ve şarap saati… Hiçbir çaba harcamadan kafanın yumuşayarak, seni mutlu etmeyi başarabilen birkaç sebepsiz mutluluk saatine eşlik ettiği kerahat vakti… Okumaya devam et