Sahil Sakinleriyle “Salonda” Bir Gün

IMG-0540-small.jpg

Sahiller, insanları en iyi şekilde gözlemleyebildiğim; onların “ev hallerine” en yakın mesafelerden tanıklık edebildiğim yerler. Sahilde, çoğu kişiyi izlerken evlerinin salonlarında nasıl olduklarını da hayal edebiliyorum. 60’larını geçmiş, beyaz saçları, kocaman göbeği ve denizci şapkasıyla sahilin en sempatik yüzlerinden Mehmet Amca, her gün cam bir kapta peynir, domates ve biber getiriyor. Yanına kocaman termosta çay. Bazen de peynire eşlik edecek; incecik dilimlenmiş, aralarından Şam fıstığı parçaları ve karabiber topları gözüken Macar salamı. Çay bardakları ve peçetesi masası üzerinde hazır. Okumaya devam et

Bodrum – Nerede Kalmıştık?

01.jpg
Bodrum’da o yokuşu aşıp, düzlüğe vardığım anda tepelere dağınık sıralanmış beyaz evlere, ağaçların yer yer kazınıp betonlara büründüğü kıyılara, çitlerinden mor begonviller sarkan balkonlara ve Arşipel’in koyu mavisine bakarken çocukluğumun Bodrum’u geliyor aklıma. Kalabalık çarşının dükkanlarında sürekli tablolarda veya tuzluk, buzdolabı magnet’i gibi süs eşyalarında karşıma çıkan beyaz Bodrum evlerini hatırlıyorum. O beyaz taş evleri, mor, pembe, solmuş pembe tonlarında begonviller bürümüştü aklımda kalan; çocukluğumun son Bodrum anılarında. Okumaya devam et

GÜN OLUR – GENÇ BİR BALIKÇININ HİKAYESİ

12

“Gün olur alır başımı giderim denizden yeni çıkmış ağların kokusunda
Şu ada senin, bu ada benim yelkovan kuşlarının peşi sıra…”

Hayatım boyunca en sevdiğim şiirlerden biri olmuştur “Gün Olur”. Bana adaların kıyısındaki maviyi hatırlatır. Yelkovan kuşlarını, balık ağlarını… “Gün olur başıma kadar güneş, gün olur başıma kadar mavi” olmayı. Gün olur, “deli gibi” alıp başımı, denizlere yol almayı.

Gitmek ve uzaklaşmak eylemlerinin ne rahatlatıcı olduğunu hatırlatır bu sözler bana. Sadece asilerin, uyum sağlayamayanların, kuralsızların, başına buyrukların veya dışlanmışların hakkı olmamalıdır gitmek. Gitmek, dünyanın en uyumlu ve uysal insanlarının dahi hakkı olmalıdır. Gitmek ve uzaklaşmak dünyanın en yıkıcı eylemidir bir yandan da. Kuralları, alışkanlıkları, bağlılıkları ve sorumlulukları yıkar. Gereksiz kabalıklardan insanı sıyırıp, yalnızlaştırır. Okumaya devam et

KÜBA // Hissettiğim ve Gördüğüm

01.jpg

13 yaşındayken ailem; “Sana artık bir genç odası takımı alalım.” dedi. Yeni mobilyalar gelir gelmez, odamın duvarları ve dolabımın kapaklarına poster bakmaya başladım. Çeşitli sanatçıların posterleri dışında, dolabın kapağına astığım bir poster daha vardı. Atlas Pasajı’ndan aldığım; kıpkırmızı bir poster. Üzerinde Ernesto Che Guevara’nın bütün bir fotoğrafın içinden kesilip, büyütülen ve sonra tüm dünyaya yayılan meşhur portresi, onun tarafından söylenmiş bir cümle ve altta imzası yer alıyordu. Okumaya devam et

Taş Kahve

01

“Bir su ver oğlum.”
“Ben de bir oralet alayım.”
“Bana da bir ayran, bir soda.”

Dünyanın merkezi neresi diye sorsalar, yaşları 60’ı geçmiş Cundalılar, “Taş Kahve” yanıtını verirler. Bu kahve onlar için yalnız Cunda’nın değil, dünyanın da merkezidir. Her adanın ve her küçük Ege kasabasının kalbinin attığı böyle yerler vardır. Hayatın akışının görünür şekilde devam ettiği, kapısız evler misali her gelene kucak açan kahveler vardır. Okumaya devam et

SESSİZ BOĞAZİÇİ: AŞİYAN VE HİSAR

foto5-s.jpg

-match-up mag web sitesi için yazılmıştır.

“Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey” der Sait Faik. Ne zaman İstanbul’u düşünsem, sadece bir eylem olarak değil tüm ayrıntılarıyla, derinden düşünsem, aklıma hep şu gelir: İstanbul’u sevmek, bir yazarın İstanbul’unu sevmekle başlayabilir mi? Mesela Sait Faik’in arka sokaklarını, kahvehanelerini, yokuşlarını, kaldırımlarını, köhnemiş dükkanlarını onun cümleleriyle yeniden sevebilir miyiz? Okumaya devam et