Akreple Yelkovanın Birbiriyle Yarışmadığı Mahalle: Sığacık

01.jpg

İzmir’in herhangi bir bölgesine gittiğinizde nefesinizin, adımlarınızın yavaşlaması ve o yerden benzer hislerle ayrılmanız mümkün. Sığacık’ı farklı kılan nedir tam olarak adlandıramasak da; küçücük bir mahallenin bize sunduğu huzur, yavaşlık, tazelik ve maviliğin bir arada olması, burayı sevmemizdeki en büyük sebep. Daracık sokaklarında gezerken, beyaz evlerinin tepelerinde açmış kadife dokulu güllere bakarken, pazarlarından taze meyve sebze alırken, yerli halkının iç ısıtan Ege şivesiyle dudaklarından dökülen kelimeleri dinlerken insanın içi katıksız mutlulukla doluyor. Okumaya devam et

Anıların ve Şairlerin İzinden Kadıköy

01

“Geçeydin Boğaziçi’nden
Başında İstanbul havası
Çarpaydın Kadıköy iskelesine
Çarpaydın çırpınaydın
Vapura binerken Memet’le anası…”

Nazım Hikmet Ran, belki de bu dizeleri yazdığında İstanbul’da oturduğu son semt olan Kadıköy’e veda ediyordu. Belki kısa zaman sonra dönme hayaliyle, belki bir daha dönmeyeceğini inceden hissederek. Oğlu Memet ve eşi Münevver ile yaşadığı son evin sokağına belki son kez bakarak, içten içe kızarak, belki ev önünde bekleyen polislerin aldırmayışına şükrederek…

Nazım ve nice şairlerin hayatlarının bir döneminde, eşsiz anılar biriktirdikleri semtte, Kadkıöy’deyiz. Saklı İstanbul’un tarihi izlerini sürüyoruz; bazen üzülerek birçok anıya ev sahipliği yapmış binaların korunmadığına yana yakıla tanık oluyoruz, bazen bahar çiçeklerinin arkasında gizlenen pencerelere bakıp nedensizce mutlu oluyoruz. Okumaya devam et

Thassos – “Mutluluk” Adası

01-s.jpg

Yunanistan sevdası içimde git gide büyüyor. Bilinçsizce âşık oluyorum buraların ruhuna. En sevdiğim köyler Rum köyü çıkıyor. Aklımdan hiç gitmeyen melodilerin Yunan ezgileri olduğunu fark ediyorum. Ailecek yolculuklara çıktığımız çocukluk günlerimde, arabada çalan Zülfü Livaneli şarkılarının buralardan beslenerek geldiğini yeni öğreniyorum. Başka bir şey yemesem, sadece “meze ve Ouzo” ile hayatın geçebileceğine inanıyorum. Sonra bir gün, Zagreb’de kaldığımız evin sahibi “hadi sizi bir yere götüreceğim” diyor. Geldiğimiz yer Ayvalık’ın antika pazarına benziyor. Bu pazarda gezerken, tozlu bir plak seçiyorum. Sebebini bilmeden “işte bunu almalıyım” diyorum. Üzerindeki yazıları İbranice sanan satıcıya “hayır, Yunanca olmalı” diye itiraz ediyorum. Kapağında, hüzünlü gözlerle bakan bir kadının siyah beyaz ve grenli bir fotoğrafı bulunan plağını pikaba taktığımda “Haris Alexiou” olduğunu anlıyorum. Meğer bilmediğim bir şekilde, geçmişimde hep O’nun melodileri varmış. Ta Tsilika albümünden anlamını hiç bilmediğim sözler, çok tanıdık gelen tınılara karışırken, sadece mutluluğun ve katıksız huzurun olduğu yere doğru yola çıkıyoruz. Okumaya devam et

Ege Zamanı: Ayvalık & Cunda Adası

foto7.jpg

Ayvalık denilince gözümde, kocaman bir portakal görünümünü andıran gün batımı canlanır. En güzel gün batımlarını Ayvalık’ta yaşadığımdan burayı turuncudan ayrı düşünmem imkansızdır. Dar sokaklarında tarihi yolculuğa çıktığım anlar, şahit olduğum manzaralar, sıcak insanları, her köşe başında karşıma çıkan mahalle kahveleri ve lezzetli yemekleri ile Ayvalık; kalbimin daima Ege’de kalmasını sağlayan yerlerin başında gelir.

Ayvalık’a çok yakın olan Cunda (Alibey) Adası’nda da yazın ılık hisleriyle karşılaşmak mümkün. Midilli ruhu sinmiş bu huzurlu adanın sokakları, sırlarını size bir bir verir. Ev önlerinde oturmuş yaşlı teyze ve amcalardan hikayeler dinlerken, siz de o hikayelerin bir parçası olursunuz. Burada her şey, olması gerektiği gibi değil; olduğu gibidir ve samimidir. Okumaya devam et

Kapalıçarşı’nın Tarihi Dükkanları ve Saklı Kalmış Hanları

ana sayfa slider2.jpg

Bir yazısında Nezihe Meriç şöyle der: “Hemen hemen her cadde, gün boyu insanlarla dolar taşar. Ama bu öylesine değişken bir kalabalıktır, öyle ince ayrıntıları vardır ki, bir kenti ancak “kent seven” biri sezebilir.”

Kenti yeniden sevmeye karar verdiğimiz, belki de bu yolla bütün kusurlarını, acılarını unutmaya çalıştığımız bir anda İstanbul’un en büyük ve en eski “alışveriş merkezine” doğru yola çıkıyoruz. Okumaya devam et

ANİ HARABELERİ – ÇILDIR GÖLÜ VE ŞEYTAN KALESİ

21.jpg

Ani Harabeleri’nde gün doğumu yaşamak istediğimizden, Kars Taksi’den Kadir bizi sabah 6:30 gibi hotelimizden alıyor ve mavi ile turuncunun buluştuğu saatlerde yollara düşüyoruz. Bu esnada sohbet etme fırsatı da elde ediyoruz. Kadir 24 yaşında, genç yaşına çok şey sığdırmış biri. Bütün gün arı gibi vızır vızır çalışıyor. Bizi gezdirmediği sürelerde de, bir sürü mekan önünde arabasına denk geliyoruz ve neredeyse Kars’taki herkesi tanıdığını görüyoruz. Kars merkezde de turlar düzenliyor. Eliyle koymuş gibi her noktayı buluyor, bu şehri avucunun içi gibi biliyor. “Peki mutlu musun Kars’ta yaşamaktan?” diye sorduğumuzda “Evet, seviyorum bu şehri… İstanbul’da da bir süre çalıştım, bir tuğgeneralin şoförlüğünü yaptım. Zor bir şehir, trafik de kötü. Burada her şey daha güzel” diyor. Okumaya devam et

KARS – SOĞUK YERYÜZÜ CENNETİ

01

Orhan Pamuk’un “Kar”ında geçen Kars görüntülerini, bu şehre dair betimlemelerini ezberime kazıyorum:

“Dünyanın merkezinden o kadar uzaktılar ki, kimse oraya gitmeyi sanki aklından bile geçirmiyor, bu da dışarıda havada asılı durur gibi yağan kar tanelerinin de etkisiyle, insanda yerçekimi dışında yaşadığı izlenimini uyandırıyordu.”

İçinde Kars’tan insan hikayelerinin olduğu, karlı kış filmleri izliyorum. Arka fona Tigran Hamasyan’ın Kars1 şarkısını açıyorum. Şarkı aktıkça, Doğu Ekspresi rayları üzerinde ilerler gibi hissediyorum. Artık bembeyaz karın dondurucu etkisiyle yüzleşmeye, sonsuz Çıldır Gölü’nde atların izlerini takip etmeye ve üç güne sığdırabildiğim kadar hikâye sığdırmaya hazırım.

—— KARS VİDEOSU (tıklayın) —— Okumaya devam et

Bir Kış Rotası: VEFA

foto1.jpg

İstanbul’un tamamen karla kaplandığı bir sabah Vefa semti ve çevresine doğru yola çıkıyoruz. Karlar altındaki Haliç’ten geçip, Bozdoğan kemerinin beyaza bürünmüş görüntüsüne bir süre bakıyoruz. Şehzade Camii’nin bahçesine varınca şunu anlıyoruz ki; bu şehir aslında çok güzel, kusurlarıyla bile kusursuz bir şehrin verdiği histen daha fazlasını verebiliyor. Bazı semtleri eksilmiş ama yok olmamış, Vefa gibi…

Birinci Bayezid döneminin ulemasından Şeyh Vefa Efendi’nin yaptırdığı külliye ile “Vefa” olarak anılmaya başlayan semtin, Osmanlı’nın tasavvufi merkezi haline geldiği ve yangınlar atlattığı dönemlere kadar bir sürü değişim geçirmiş olduğunu fark ediyoruz. Medrese ve külliyelerden günümüze gelen birkaç yapı, kütüphane, sebil ve çeşmeleri ararken gözlerimiz, bir yandan da Vefa’nın mahallelerini, sokaklarını dolaşıyoruz. Okumaya devam et

Roma’da Kışın İçinizi Isıtacak Mekanlar

00-genel-foto-s

Roma, şehre yansıyan renklerinin verdiği hisle her ne kadar tam bir yaz şehri gibi gözükse de, kış aylarında Romalıların içlerini ısıtan meydan ve mekanlarıyla bambaşka bir ruha sahip. Biraz soğuk, biraz sakin ama her daim büyülü. Çeşme başları boş ama sabahın ilk saatlerinden itibaren güvercinler yerdeki o su birikintilerinden su içiyor. Sokaklarda, iki bina arasında uzanan yaseminler yerini sarı ışıklı mini lambalara bırakıyor. Yine de ara sokaklarda, selfie çubuklu ve yağmurluklu turistleri, manav alışverişini yapmış; üşümüş ellerinde meyve sebze doldurulmuş keseleri taşıyan yerlileri ve okuldan çıkıp yüksek sesle şarkı söyleyen çocukları görmek mümkün.

Aynı yazın olduğu gibi, güne espresso kokularıyla başlamayı kendine bir ritüel edinen Romalılar, kışı da birbirinden güzel mahalle barlarında, restoranlarda ve hatta yine sokaklarda karşılıyor. İşte o noktalardan bazıları… Okumaya devam et

2016: Şehir ve Sokak Keşifleri

01-lizbon-alfama

Bir şehre gitmeden önce sokak sokak, adres adres gideceğim her yeri araştırır, defterime not ederim. Fotoğraflar bulurum. İnsanları önceden gözüme kestirip tanışma mesajları bile atarım. Benim için önemli olan; bir şehri turist gibi gezmek değil, gerekirse çat-pat o ülkede konuşulan diliyle ya da beden diliyle de olsa insanlarıyla tanışmak, konuşmaktır. Her ne kadar planlı bir gezici olsam da aniden karşımıza çıkan, beklemediğimiz anlarda kaybolarak farkına vardığımız sokaklar da yan masada oturan ve bir merhabayla sohbete başladığımız anlık muhabbetler de daima çok özeldir. Belki de tesadüflere inanmayan biri olarak, en güzel “tesadüfler” plansızca keşfedilenlerdir. Bu yüzden, geriye dönüp şöyle bir baktım ve benim için, 2016’nın “biz planlar yaparken başımıza gelmiş” en güzel, en sürpriz noktalarını yazdım: Okumaya devam et