Tuzlu Su

tuzlu su.jpg
Yazın kelimelerle anlatılamayacak şekilde güçlü ve ılık hisleri vardır. Sadece yaşanıldıkça anlam kazanan ve bir salgın gibi önce tüm vücuda sonra da ruha ve düşüncelere yayılan ılık hisler. İçi ısıtan, kanı önce hızlandıran sonra yavaşlatan…

Öyle anlarda uzaktan geçen bir tekne umut olur, çalan müzik eskimemiş ama biraz yaşlanmış anılara seni geri götürür, cırcır böceğinin sesi hoş gelir, güneşin yakıcılığı ve denizin kokusu birleşir teninin kokusu olur. Teninin tadı ve özü tuz olmuştur. Hatta bütün bedenin tuzdandır artık. Continue reading

İtalya’da Yaz

foto5- Roma.jpg
Yazları İtalya kıyıları dışında kalan bölgelerde; çizmenin biraz ortasına ve kuzeyine doğru ilerlediğimizde farklı bir atmosfer görürüz. Yerliler yavaş yavaş kıyı kesimlere ve yazlık evlerine çekilir; bu yüzden sokaklar günden güne sakinleşir. Turistler şapka ve güneş gözlükleriyle şehrin en turistik noktalarına akın etmeye başlar. Aslında o bilindik noktaların biraz dışına çıkıldığında; bir şehri esnaflarıyla, yerel lokantalarıyla ve kalan sakinleriyle beraber yaşamak, gözlemlemek çok farklı bir haz verir insana. Continue reading

İtalyanca “Yaz” Başkadır

foto4 venedik.jpgİtalyanlar yaşamasını, hayattan zevk almasını bilen milletlerin başında geliyor. Boşuna “Dolce Far Niente” yani “hiçbir şey yapmamanın tatlılığı” lafını bulmamışlar. Hayattan aldıkları zevk sanki her şeye yansımış; müziklerine, mimarilerindeki renklere, yemeklerine ve filmlerine… Öyle ki, ne zaman bir İtalyan filmi izlesek ya da İtalyan ezgileri dinlesek sanki bu ülkede mevsim hep yaz, insanlar da hep mutluymuş gibi bir algı oluşuyor kafamızda. Aksi elbette ispatlanır fakat bildiğimiz, hayal etmek istediğimiz gibi bir İtalya hep var aslında.

Yazın gelmesiyle birlikte açığa çıkan coşkumuzu körükleyecek ve belki de bazı şeylere daha olumlu bakmamızı sağlayacak gezi rotalarının başında İtalya kıyıları geliyor. Çünkü bizi orada sevindirecek, güldürecek, hayrete düşürecek ve iç sesimize “aman boşver” dedirtecek bir şeyler daima olacak. Continue reading

İstanbul’un Tarihi Şekercileri

şekerciOrhan Pamuk’un “Kafamda Bir Tuhaflık” kitabını okurken; sokak satıcıları, kışın yoldan geçen bozacıları, loş ışıklı sokaklarda aniden karşımıza çıkan kerhane tatlıcıları ve nostalji kokan şekerci dükkanlarıyla İstanbul’un daha bir güzel olduğunu anlıyor insan.

Bu tarihi şekerci dükkanlarının birçoğu 1800’lü yıllarda refah ve gücün simgesi sayılan “akide şekerleri” satıyordu. Sonradan çeşitlerini artırıp, Osmanlı döneminden bugünlere kadar nice şeker, draje, lokum ve reçel de ürettiler.

Mesir macunları ise daha çok “sokak tadı” olarak kalmaya devam etti. Continue reading

Balonla Gezen Adam

Act 4 - 09 20150518 Auroville Amphitheater REWORK
Bir balonun peşi sıra gidilen kilometrelerce yol. Yeni şehirler, yeni yüzler… Ardı ardına gelen tren yolculukları ve bu yolculuklarda karşılaşılan her insanın Gaspard’ın projesine bıraktığı izler.

Gaspard’ın Belçika’dan ayrılıp, Hindistan’a varana kadar trenle seyahat ettiği süreçte tanıştığı tüm insanları, hikayeleri, “anları” somut bir şekilde saklamak isteğiyle yola çıktığı “balon projesi”nin arkasında yatan bir sürü düşünce var. Projenin çıkış noktasında da, ilham aldığı Hindistan’ın ütopik şehri Auroville yer alıyor. Gaspard, aylarca süren hazırlıklardan sonra tamamladığı balonunu bu şehirde havalandırabilmek için 4 ayrı gün harcıyor. İlk üçünde başarısız olsa da, sonuncusunda balon nihayet havalanıyor. Continue reading

Batı’da Hissettirecek Mekanlar

01-nicole
Batılı ressam Melling’in 1800’lü yıllarda resmettiği İstanbul’a bakınca, 1852’de oryantalizmi tatmaya İstanbul’a gelen Théophile Gautier’in İstanbul için kaleme aldığı betimlemeleri detaylı inceleyince ve 1930’larda şimdilerde dönüştürülmekte olan Narmanlı Yurdu’nda kalan yazarların bu şehre dair yazılarını okuyunca bu şehrin geçmişe açılan bütün kapılarını zorlamak, sahip olduğu oryantalizmini el verdiği kadar yaşamak istiyor insan. Diğer yandan, Avrupa’nın köklü tarihine ve insanlarının geçmişlerine nasıl sahip çıktıklarına özen ve hayretle bakıp; İstanbul’da “artık sahip olamadığımız” her şeyi özlemle anıyor.

İstanbul’un doğu-batı sentezini koruyan o tarihi kimliğinin  güzel yanları da yok değil tabii. Bu şehir kısmen de olsa içinde barındırdığı oryantalizmin yanı sıra, bir kapısını da daima batıya açıyor. Sürekli evrilen ve büyüyen bu şehirde, bir mekanın içine adım atmanızla beraber kendinizi, Berlin’de, Paris’de  veya New York’da hissedebiliyorsunuz. Tarihi mekanlarla aynı ölçüde fakat daha farklı bir haz verdiği bu yerler mimarisiyle, yemekleriyle, sunumuyla, oluşturduğu kurumsal kimlikle sizi alıp başka yerlere götürebiliyor. İstanbul’da bundan 10 sene önce çok da görmeye alışık olmadığımız türden yerlerden bahsediyorum. Continue reading

Kurtuluş’un Tarihi Lezzet Durakları

foto-giriş
İstanbul’un bazı semtleri var ki, içinde yaşanmadığı sürece yeteri kadar hakim olamıyorsunuz; çünkü “geçerken bir uğradım”diyebileceğimiz ya da sık sık yazılan, çizilen ve tavsiye edilen türden değil. Yaşamak gerekiyor, zaman geçirmek gerekiyor.

Çocukluğunu Kurtuluş’ta geçirmiş yazarlarımızdan Deniz Özdağ’ın UZAK sayımızda yer alan Kurtuluş yazısı sayesinde, biz de bu semti biraz daha öğrenmiş olduk. Deniz’in, bir #matchupkesifgunlugu turunda bizi götürdüğü, çocukluk günlerinde büyük bir etkisi olan lezzet duraklarını deneyimledik. İşte bu lezzet duraklarına dair detaylar:

Kurtuluş’un kısaca tarihi: Eski ismiyle Tatavla (beygir ahırı) olarak anılan Kurtuluş semti, Pangaltı’dan güneye bir eğimle inen eski bir dere yatağı ve çevresindeki tepecikler üzerinde kurulu, 470 yıllık tarihe sahip bir semt. 1929’da İstanbul’da gerçekleşen “büyük yangın” sonrası ismi Kurtuluş olarak anılmaya başlanmış. O günlerde semtin sakinleri olan Rumlardan bir kısmı hala burada yaşıyor,  geleneklerini devam ettiriyor.

Bu semte dair çok şey değişse de, günümüzde bazı tarihi mekanları ziyaret edip, o eski tatları anmak mümkün. Continue reading

Balat Keşif Günlüğü

03--Fener-Rum-Erkek
İstanbul’da, dünden bugüne büyük değişime uğramış semtlerden biri de Balat. Cumbalı renkli evleri, bir balkondan diğerine uzanan çamaşırlıkları, sıvası dökülmüş binaları, avlulu kiliseleri, ara sokakları birbirine bağlayan dar ve dik merdivenleri, ağaçların arasından maviyi gören yüksek tepeleri, yoldan geçen hurdacı ve bozacılarıyla kendi haline bırakılmış tarihi bir semt.

Continue reading