Bir Kış Rotası: VEFA

foto1.jpg

İstanbul’un tamamen karla kaplandığı bir sabah Vefa semti ve çevresine doğru yola çıkıyoruz. Karlar altındaki Haliç’ten geçip, Bozdoğan kemerinin beyaza bürünmüş görüntüsüne bir süre bakıyoruz. Şehzade Camii’nin bahçesine varınca şunu anlıyoruz ki; bu şehir aslında çok güzel, kusurlarıyla bile kusursuz bir şehrin verdiği histen daha fazlasını verebiliyor. Bazı semtleri eksilmiş ama yok olmamış, Vefa gibi…

Birinci Bayezid döneminin ulemasından Şeyh Vefa Efendi’nin yaptırdığı külliye ile “Vefa” olarak anılmaya başlayan semtin, Osmanlı’nın tasavvufi merkezi haline geldiği ve yangınlar atlattığı dönemlere kadar bir sürü değişim geçirmiş olduğunu fark ediyoruz. Medrese ve külliyelerden günümüze gelen birkaç yapı, kütüphane, sebil ve çeşmeleri ararken gözlerimiz, bir yandan da Vefa’nın mahallelerini, sokaklarını dolaşıyoruz. Okumaya devam et

Roma’da Kışın İçinizi Isıtacak Mekanlar

00-genel-foto-s

Roma, şehre yansıyan renklerinin verdiği hisle her ne kadar tam bir yaz şehri gibi gözükse de, kış aylarında Romalıların içlerini ısıtan meydan ve mekanlarıyla bambaşka bir ruha sahip. Biraz soğuk, biraz sakin ama her daim büyülü. Çeşme başları boş ama sabahın ilk saatlerinden itibaren güvercinler yerdeki o su birikintilerinden su içiyor. Sokaklarda, iki bina arasında uzanan yaseminler yerini sarı ışıklı mini lambalara bırakıyor. Yine de ara sokaklarda, selfie çubuklu ve yağmurluklu turistleri, manav alışverişini yapmış; üşümüş ellerinde meyve sebze doldurulmuş keseleri taşıyan yerlileri ve okuldan çıkıp yüksek sesle şarkı söyleyen çocukları görmek mümkün.

Aynı yazın olduğu gibi, güne espresso kokularıyla başlamayı kendine bir ritüel edinen Romalılar, kışı da birbirinden güzel mahalle barlarında, restoranlarda ve hatta yine sokaklarda karşılıyor. İşte o noktalardan bazıları… Okumaya devam et

2016: Şehir ve Sokak Keşifleri

01-lizbon-alfama

Bir şehre gitmeden önce sokak sokak, adres adres gideceğim her yeri araştırır, defterime not ederim. Fotoğraflar bulurum. İnsanları önceden gözüme kestirip tanışma mesajları bile atarım. Benim için önemli olan; bir şehri turist gibi gezmek değil, gerekirse çat-pat o ülkede konuşulan diliyle ya da beden diliyle de olsa insanlarıyla tanışmak, konuşmaktır. Her ne kadar planlı bir gezici olsam da aniden karşımıza çıkan, beklemediğimiz anlarda kaybolarak farkına vardığımız sokaklar da yan masada oturan ve bir merhabayla sohbete başladığımız anlık muhabbetler de daima çok özeldir. Belki de tesadüflere inanmayan biri olarak, en güzel “tesadüfler” plansızca keşfedilenlerdir. Bu yüzden, geriye dönüp şöyle bir baktım ve benim için, 2016’nın “biz planlar yaparken başımıza gelmiş” en güzel, en sürpriz noktalarını yazdım: Okumaya devam et

Datça Keşif Rehberi

datca2

İnsanın canı her mevsim biraz huzur çeker. Öyle anlarda kendimizi yaşadığımız şehirden biraz uzaklaştırarak, Ege’nin veya Akdeniz’in maviliğine kapılıp yola koyuluruz. Gideceğimiz yerde kafamızı dinlemek, kendimizle baş başa kalmak, sahilde kitap okurken ya da arka sokaklarda gezerken sessizliğin ve huzurun hakim olmasını isteriz. Bütün bunları bir arada bulabileceğiniz, diğer “yaz beldelerine” kıyasla daha sakin olan bir yer Datça. Her mevsimin tadı ayrı güzel olan Datça’ya, ister yazın ortasında güneş dağ eteklerini kavururken, ister sonbaharda yapraklar dökülürken gidin, dönerken içinizin huzurla dolacağından emin olabilirsiniz. Okumaya devam et

SONBAHARA VERİLEN BİR MOLA: SIMSICAK LİZBON SOKAKLARI (I)

lizbon1
Lizbon’a uçak bileti almaya karar verdiğimde, arka fonda Madredeus – Alfama çalıyordu. Kafamda ise Lizbon’a dair net bir resim yoktu. Sadece çevremde daha önce Lizbon’a gitmiş olanlardan, “İstanbul’a çok benziyor” gibi yorumlar duyuyordum. Uçağa bindiğimde; gözümün önünde mavi desenli seramiklerle bezeli, biraz İstanbul, biraz da İspanyol ruhu taşıyan bir şehir görüntüsü dönmeye başladı.

Lizbon’a vardığımda gördüklerim ne İstanbulla, ne de İspanya’daki şehirlerle aynıydı. Bu şehir her yerden biraz parça taşıyordu fakat verdiği hisle hepsinden farklı bir tattaydı… Okumaya devam et

ROMA’DA BİR GÜN

foto00
Altı yıl aradan sonra yeniden Roma’dayım. Yazın sıcaklığı ara ara çiseleyen ve hatta günün belirli saatlerinde iyice bastıran yağmurla kesiliyor. Öyle anlarda bile bir kilisenin geniş girişi önüne ya da bir dükkanın kemerinin altına girip insanları izlemek inanılmaz bir keyif veriyor. Bu şehirde sıcaktan yorulmak da, yağmurdan ıslanmak da eşit derecede güzel.

Sabahın erken saatlerinde henüz turistler tarafından akına uğramamış meydanlar, çeşme başları, merdivenler dondurulmuş film sahneleri gibi. Kameraya kötü bir detay girmesi imkansız; her şey oldukça estetik bu şehirde. Birkaç saat içinde kalabalıklaşacak meydanları bu kadar sakin görmek hem şaşırtıcı hem sevindirici. Eski, pürüzlü duvarların yüzeyi de birkaç saat içinde iyice ısınacak. Okumaya devam et

Motorsiklet Günlüğü: Budva ve Kotor

foto1.jpg
Bir sabah, “haydi atlayıp bir yerlere gidelim” diyoruz. “Uzak olmasın, vize evraklarıyla uğraşmak zorunda kalmayalım, hesaplı bir seyahat olsun. Bize verdiği his biraz “İtalya gibi” olsun. Hatta motora atlayıp yollara düşelim”. Bunlara uygun yerleri incelerken karşımıza vizesiz gezebileceğimiz birçok yer çıkıyor. Uzaklığı ortadan kaldırınca elimizde kalan Bosna Hersek’i zaten gezmişiz, Sırbistan’ı da yakında gezeceğiz… O halde, denizin ortasında yer alan ada fotoğrafı ile sıkça karşımıza çıkan Budva’ya; Karadağ’ın çok konuşulan “tatil” beldesine gidelim diyoruz. Okumaya devam et

İstanbul’dan İnsan ve Nesne Manzaraları

img_0660Sabah kalktığımda havanın kapalı olması beni sevindiriyor. Normalde güneşli havalara sevinirken, yazın ortasında İstanbul’daysam, üstelik tarihi yarımadaya gitmem gerekiyorsa havanın kapalı olması kafamdaki sahneye sanki daha çok uyuyor. Motorumuza atlayıp Karaköy’e, oradan Galata Köprüsü’ne ve sonra da Sirkeci, Eminönü, Tahtakale taraflarına gidiyoruz. Yolun boş olması da sevindirici; Ağustos ayında kim ne yapsın İstanbul’da… İstanbul sonbaharda güzeldir, ya da ilkbaharda… Okumaya devam et

Tuzlu Su

tuzlu su.jpg
Yazın kelimelerle anlatılamayacak şekilde güçlü ve ılık hisleri vardır. Sadece yaşanıldıkça anlam kazanan ve bir salgın gibi önce tüm vücuda sonra da ruha ve düşüncelere yayılan ılık hisler. İçi ısıtan, kanı önce hızlandıran sonra yavaşlatan…

Öyle anlarda uzaktan geçen bir tekne umut olur, çalan müzik eskimemiş ama biraz yaşlanmış anılara seni geri götürür, cırcır böceğinin sesi hoş gelir, güneşin yakıcılığı ve denizin kokusu birleşir teninin kokusu olur. Teninin tadı ve özü tuz olmuştur. Hatta bütün bedenin tuzdandır artık. Okumaya devam et