İSTANBUL’UN NESİNİ SEVİYORSUN?

00

İstanbul’u sevmediğini düşünen biri, acaba bir gün doğumunda Sarayburnu’ndaki büyük balıkçı gemilerini uzaktan izlemiş midir? Sonra, yeni yeni kepenklerini açan mekanların doldurduğu, Kumkapı’nın boş sokaklarında dolanıp, Boris’te kaymaklı ekmek yemiş, Yedikule’nin cana yakın esnafıyla mahalle kahvesinde hiç sohbet etmiş midir? Ya da bir gün batımında Beyoğlu’nun teraslarının birinden, çarpık diş gibi sıralanmış binaların çıplak çatıları ardında batan Haliç güneşinin gözden yitişini izlemiş, Gümüşsuyu’nun arka sokaklarında bir gece vakti Yasemin kokuları peşinden gitmiş midir? O yasemin kokularının geldiği duvarın arkasında, bir kilise düğününe denk gelmiş midir? Okumaya devam et

Festina Lente – Korona Günlerinde Yavaşça Acele Ediyorum!

foto

Koşup durmak. Ne için, nereye doğru, önemi olmaksızın. Sonbaharı, kışı, ilkbaharı, yazı hızlıca arkada bırakarak ve mevsim geçişlerindeki ayrıntıları fark etmeden. Geçişin geçiş olduğunu görmeden. Sanki biri kovalıyormuşçasına, durmak ayıpmışçasına. Yavaş olmanın büyük bir ayıp sayıldığı bu dünyada, bugün hariç tüm zamanlara odaklı yaşıyormuşçasına.

Tam böyle bir anda çıktı karşıma. Önce yavaşla dedi, sonra dur. Yavaşladım. Durdum. Korktum. Bir dolu hayal doldurmuştum cebime; projeler, geziler, yıllardır hayalini kurduğum ve giderek yaklaştığım üç beş şey. Ben, “Nihayet gerçekleşecek, çok az kaldı diye” sevinirken, takvim yaprakları bir anda önemini yitirdi. Benim için, herkes için. Okumaya devam et

SAKLI BİR MAVİ – FAVIGNANA ADASI

00

Güneşin iç açıcı şarkılar söylediği ılık bir sabah. Bal gibi damlıyor yollara, ağaçlara ve sıcaktan içine kapanmış çiçeklere. Bir yanımızda uzanan uçarı denizin üzerinde parıldıyor. Trapani sokakları kalabalık, hareketli. Uzun bir yoldan ilerleyip, solumuzdaki sapağı ararken, 2 günlüğüne arabamızı bırakacağımız otoparkı nihayet buluyoruz. Yanımıza sadece birkaç eşya alıp, Favignana feribotunun yolunu tutuyoruz. Okumaya devam et

VİYANA’NIN KAFE KÜLTÜRÜ VE SEVDİĞİM KÖŞELERİ

00

İhtişam ve büyüklükte birbirleriyle yarışan binaların arasında bir sokak gölgelere teslim olmuş. Yukarıda belli belirsiz bir güneş. Üşüyorum. Üşüdükçe ellerimi ovuşturup dudaklarıma -biraz olsun ısınsın- diye götürüyorum. Bu defa da gözlüklerim buhar yapıyor. İleride, geniş pencerelerinden içerisi yer yer loş ve karanlık gözüken, yarım perdeli bir kafe. Kafe dışarıdaki bütün mavi soğukluğa inat, sımsıcak sarı rengiyle çağırıyor beni içeri. Okumaya devam et

SİCİLYA ADASI HİKAYELERİ

00- ana fotolar (1)

Sicilya’ya, İstanbul’dan arabayla 3 gün süren bir yolculuk sonunda varacaktım. Karşılaşacağım adanın, gerçeklikten öte; biraz da kafamdaki imgelerle var olacağını biliyordum. Gitmeden önce Sicilya’ya dair o kadar çok film izlemiş, bir kısmı ürkütücü hikayeler okumuş, sayısını hatırlamadığım kadar çok resme bakmıştım ki… Tarihinden Sikellerin, Arapların, Romalıların, Yunanların, Bizanslıların, Normandiyalıların ve daha birçok devletin geçtiğini öğrendiğimde, buranın, aslında bir ada olmanın ötesinde bir ülkeyi anımsattığını anlamıştım. Gideceğim yer, denizin üzerinde yükselen sınırsız bir var olma arayışıydı. Savaşla, acıyla, ateşle, suyla, dikenle ve kumla var olan bir arayış. Okumaya devam et

BEYAZ BİR KIŞ RÜYASI: KARS VE ERZURUM

foto01.jpg

Sun Express uçak içi dergisi, Kasım (2019) sayısında yer almıştır.

Doğu Anadolu’nun eşsiz coğrafyası, kış ayları gelince bütün güzelliklerini gözler önüne seriyor.  Birçok tarihi yapının korunarak günümüze kadar geldiği beyazlar altındaki Kars ve farklı medeniyetlerin buluştuğu Erzurum, kış rotasında olması gereken yerlerden.

Yıllar önce Orhan Pamuk’un romanı Kar’ı okurken, Kars’ın beni çağırdığını hissetmiştim. Yazarın betimlediği; havada sanki asılı gibi duran kar taneleriyle beyaza teslim olmuş sokakları ve dantel gibi incecik detaylarla süslenmiş mimarisiyle Doğu Anadolu’nun naif güzeli Kars, hayalimde romantik bir resim çizmişti. Yıllar sonra, bugün görüyorum ki; şehre vardığım akşamın ilk saatlerinde karşılaştığım manzara beni büyülememe yetiyor. Kalesinden baktığımda loş sarı ışıklar altında görünen şehir bir gece tablosu gibi karşımda duruyor. Bu manzarayı aklıma kazıyıp, rotayı Erzurum’a çevirerek, birçok medeniyetin izlerini birbirinden güzel yapılar üzerinde görüyor, İpek Yolu’nun en önemli duraklarından biri olan şehrin, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde övgülerle anlattığı bereketli toprağıyla tanışıyorum. Okumaya devam et

BALIKÇI ROTASI: GÖLYAZI, ESKİ FOÇA, DATÇA VE KONYAALTI

01

Sun Express uçak içi dergisi, Eylül (2019) sayısında yer almıştır.

Balıkçı teknelerinden gelen motor sesi, Türkiye’de adeta yazın sesidir.  Sonra o sese, teknenin üzerinde uçuşan martıların ötüşleri karışır. Karşımızda beliren resim ise bize öyle bir ilham verir ki, dalgaları aşarak yol alan balıkçıların izinden gitmek isteriz. İşte şimdi, rotamızı balıkçıların mavi vatanlarına çevirip, rengarenk ağların süslediği limanlarına ve insanın içini açan balıkçı köylerine gidiyoruz.

Türkiye’de, dilden dile yayılmış onca tarihi hikâye ve efsane var. Bunların bir kısmıyla günümüzde de karşılaşıyoruz. Örneğin, Cevat Şakir’in (Halikarnas Balıkçısı) satır satır mavi kelimelerle anlattığı cesur ve umut dolu balıkçıları, ete kemiğe bürünmüş bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bizleri, antik dönemlerden bu yana yaşam sürmüş topraklara davet ederek, denize yazılmış hikayelerin ardından gitmemiz için cesaretlendiriyor. Biz de balıkçıların izinden; insanda huzur ve özgürlük hissi uyandıracak yerlere doğru yola çıkıyor, dünden bugüne miras kalan güzelliklerin peşine düşüyoruz. Okumaya devam et

RÜZGÂRLARIN PEŞİ SIRA GÖKÇEADA

01

Onur Air uçak içi dergisi, Ağustos (2019) sayısında yer almıştır.

Denizin ortasında, ıslığı yankılanan serin rüzgârın ardından, dalgaları aşarak ve havada köpük köpük beliren martıları selamlayarak ilerliyorum. Yolculuğun sonunda, saklı kalmış koylara, güzelliğini kaybetmemiş köylere ve daima tebessüm ettiren masallar adasına varacağım. Bereketi bol, denizi uçsuz bucaksız, şarkıları iki dilde çınlayan Gökçeada’ya. Okumaya devam et

Seslerin ve Kokuların İzinden Bir Güzel İstanbul

01
Hillsider dergisi, Mayıs (2019) sayısında yer almıştır.

Bahar geldiğinde İstanbul’un yeni açmış çiçeklerle renklenen sokaklarını, sesleri ve kokuları takip ederek gezmeyi çok seviyorum. Biliyorum ki, bu kent de en az benim kadar, bütün kış bahara kavuşmayı bekleyen bir sabırsız. Şüphesiz ki birçoğumuz için de bahar bu şehre en çok yakışan mevsim. Şimdi bütün renklerini sergilemeye, güneşi uyandırıp meraklı gezginlerinin kollarına girerek onları unutulmayan nostalji köşelerinde zamanda bir yolculuğa çıkartmaya hazır. Okumaya devam et